LİBERAL STATÜKOCULUK

Metin BOSNAK

26-04-2022 01:49

 

Değişim, “gerçek” ve liberal statükoculuk

Ne diyordu liberaller? Ortada bir “değişim” vardı. Değişimi anlamayanlar vardı. Hâlbuki değişim kaçınılmazdı. O halde değişimin tadını çıkarmak lazımdı. Değişim bir rüzgârdı ve fırtınaya dönüşmeden ağacın yapraklarını onun önünde eğmek ve polenleşmeye katkıda bulunmak lazımdı. Ve arkasından halkın farklı kesimlerinin değer bildiği ne varsa hallaç pamuğu gibi atıldı. “Devlet” şerdi; “millet” zaten yoktu. Tek gerçek ekonomik gerçeklik ve ölümdü. “Statükoculuk” nakaratı tuttu bir süre, ama liberaller kendi statükosunu yarattılar.  

Türkiye’de “gerçek” liberal sayısı bir avuç insanı geçmez. Liberalizmin bir insana, kadına, çevreye ve Tanrı’ya, devlete ve dine bakışı vardır. Üstelik liberalizm belki ekonomik açıdan “serbest piyasa” demokrasisi için gerekli görülse de, milletimizin insana, dine ve devlete bakışıyla da uyuşmaz. Türk tipi liberalizm maço da takıldığı için, kadın hakları konusuna da ancak geleneksel erkek şövenistler kadar eğilir. Kala kala ağızlarında “devlet” öcüsünü gevelemek kalmıştır.

Türkiye’de “istemezükçü” çakma liberalliktir revaçta olan. Laikliğin “İncil ve hatta Hıristiyanlık geleneğinden” sudur ettiğini anlatanları alkışlayanları çoktur. Bunların arasında sağdan-soldan koşturan; sağdaki ve soldaki marifetleri “iltifata tabi” olmadıkları için şanslarını bir de liberalizm treninin son vagonuna atlayanlar çoğunlukladır.

Ve liberallik bir “hidayet” psikozu şeklinde tezahür etmiştir Türkiye’de. Fikrin ve fikir namusunun sıkıntısına değil, temcit pilavı gibi ezberledikleri lafları sofraya servis etmeye servis etmeye talip olmuşlardır. “Devletlû”nun izin verdiği kadar Devlet-karşıtlığı yapmanın, “yahu bu devlet hepimizin!” diyeni fahiş faşizm yaftalarıyla muhasara altına almanın markasıdır. Markasız var olamayanların marka üretim ideolojisidir.

Liberaller Osmanlı’nın son dönem uleması kadar devletten bağımsız hareket etmişler, onlar kadar dış devletleri yüceltip, kendi devletini yerin dibine sokmuşlar, sıkıştıklarında ise, “ideal liberalizmin” hiçbir yerde olmadığını, ideal sosyalizmin hiçbir zaman olmadığını anlatan Marksistlerin naifliğiyle terennüm etmişlerdir.

Liberal “Türkiyeliler” vaktiyle Rus sosyalistlerinin Çarlık eleştirisi yapa yapa farkına varmadıkları kadar Çarlaştıklarını bile fark etmediler. Kapital ve Komünist Manifesto bilmeden sosyalist olanlar gibi, Liberaller Leviathan bilmeden, dayandığı temeli algılamadan devlete odaklandı. Sosyalistler ne kadar devletçi ise, liberaller de o kadar hükümetçi oldular önce. Devlet deyince kafalarında sadece Kemalizm beliriyordu. O da CHP demekti. Doğrudan Mustafa Kemal’e yaylım ateş göndermek sıkıntılı olunca, İnönü’den başlayıp atlama tahtası yapmak lazımdı. “Atatürk’ün Koruma Kanunu”nu Menderes’in çıkarttığını belirtmek gerekmiyordu (Resmi Gazete yayım tarihi ve sayısı: 31.07.1951).  

Tarihten kopmuşluğun, tarihin sadece iki dilimini görme serencamı en müzmin liberal hastalığıdır. Zaten her türlü bela için Cumhuriyet milat oluşturmuştu. Ve mesela, aslında Kemalizm’in Abdülmecit’ten beri gelen sosyal dönüşümün kurumsal devamı olduğunu bilmek veya anlatmak gerekmiyordu. CHP’ye karşı olayım derken, Devletin her kurumuna karşı cephe aldılar. Bunların bir kısmı devletin akademisyenleri idi, nasılsa emekli olduktan sonra Devletin “şirretini” fark etmişlerdi. Bir kısmı medyanın sosyalistleriydi. Cumhuriyet Osmanlı’ya ne kadar Ödipal kompleksle yaklaştıysa, onlar da Cumhuriyete öyle yaklaştılar.  

Birazcık Bayar ve Prens Sabahattin, biraz Küçükömer, biraz Namık Kemal, biraz Yaşar Kemal vardı dağarcıklarında. Sevgiyle karışık tereddüte Orhan Kemal de eşlik ediyordu. Ancak Menderes başkaydı tabii. Mustafa Kemal’in “kadın muhabbeti” mesela Menderes’te yoktu sanki. Sanki Menderes metresiyle Arapça konuşuyordu! Sanki liberal misyonerlerin liberal ilişkileri yoktu. Sanki “kadın memelerine” vatanı tercih etmezlerdi. Sanki bir bin bir surat liberalin muta nikâhına bile ihtiyaç duymayan liberal “kalkışmaları” yoktu.

Ve sanki liberaller Atilla Yayla gibi fikir namusu olan bir insanı aleyhinde kovuşturma olduğunda sahiplendiler. Çil yavrusu gibi dağılan, cüzamlıdan kaça gibi kaçan onlar değildi. Ve sanki İslamcılığı, liberal bir ne idüğü belirsizliğe, Batı tarzı bir muhafazakârlığa dönüştüren liberaller değildi. Ve sanki Devlet dini inançlara karşı tarafsız olmalı derken, sanki İslam’ı ve onun bir kolu olan Aleviliği hazmetmişlerdi.

Türkiye şartlarına “uydurulan” liberalizm “anything goes!” liberalizmidir. Heyecanda anarşist, algıda naif, tasavvurda ütopyacı, ideolojide güdük, toplumda marjinal, duyguda yabancı kalmıştır. Toplum mühendisliği eleştirisini kullanırken, tependendi "tek yolcu" bir toplum mühendislik protokolü oluşturmuştur. Devletin ekonomiden el çekmesini isterken, milletin malını yok pahasına sattırmak propagandası yapmaktır.

Yerli ve milli olan her şeyi anlamsızlaştırmak liberal cerbeze ürünüdür; kimliksizlik kimliğini ekonomik kimlik ve markalara indirgeyince “Küresel sisteme entegre” olmanın gururunu yaşamaktır. AB ve ABD’den gelen her şeyi olumlamak da öyle. Yani liberalizm Türkiye’de bir post-modern Skolastizme dönüşmüştür. En büyük hataları da Marksizm’i Marks'tan değil, anti-Marksistlerden okumaları ve Zizek kadar bile olaylara "bireysel" bakamamaları olmuştur. Sorguları içeriye, sorumlulukları dışarıya olmuştur. Kırık İngilizceleri ve dökük felsefe müktesebatları ile Türkçe iktisat tarihi anlatma cüretkârlığıdır. Varlıkları “küresel” varlığa armağandır.

Türkiye tipi liberalizm (TTL) TL’yi bile anlamsız görmeyi maharet sayan mantıklar hareket eder. TTL Tekel gibi “Devlet”in elindeki üretim ve dağıtım araçlarını meccanen sattırmayı maharet diye anlatırken, Devletin toplu konut projelerini desteklemektir. Devletin içindeki kimi zalimleri ve ahmakları kullanarak yeni zulümleri ve ahmaklıkları meşrulaştırma ideolojisidir. Anarşist bile olamamış, nihilizme yakın, sermayeyi her haliyle olumlayan TTL, hakları sadece münasip gördüklerine reva gören, “put yıkmak aşkıyla” yıktıkları puttun parçalarıyla putun suretini değiştirmektir.

Batılı düşünürlerin müstemlekeci devletlerini eleştirmekte kullandıkları argümanlarla 21 yüzyılı anlama mahareti göstermeleri bundandır TTL’nin. Laikliği Fransa’ya, biraz daha iyisini İngiltere’ye, “sekülerizmi” ABD’ye hamlederken Osmanlı’nın son dönem münevverlerinden farklı olarak dear Anglo-Saksonculuğu, Mon Cher Frenk mukallitliğinden üstün görürler. Yani el-Hak, bir terakki ifade ederler!

Liberallere göre Türkiye’ye rağmen Türkiyecilik gerekliydi. İttihatçılar kadar hızla davrandılar değişiklik için. Hükümet de “küresel sisteme” entegre olmalıydı. Sonra birden “asit kuyuları” ve iskelet ve kafatasları Türk Milleti ve Devletinin hüviyet cüzdanı olarak “gazataya basıldı.” Medya medyumlukları ve maymunlukları arasında liberal totaliteryanizm peyda etti. İyi Geceler ve İyi Şanslar’a geldik böylece.

Evine bırakın saldırı yapanı, hizmetçiyi sokmakta tereddüt edenler, ülkeye yapılan saldırılar karşısındaki nefis müdafaasını bile kınadılar özgürlük adına. Terörün katlettiği şehir ve kırsal insana ayrı, dağdaki teröriste ayrı bir “pati” ile yaklaştılar. Yetmedi teröriste ağıtlar yakarken, kolunu, bacağını, gözünü ve hatta hayatını kaybedenleri “işgal gücü” olarak nitelemeye ve “katil” diye yaftalamaya kadar götürdüler. Hani dinime dahleden bari “müselman” olsa! Demokrasi “deyü,” terörü bile alkışladılar. Arabada seyahat etmekten başka bir amacı olmayan kızları yakarken teröristi değil, yine güvenlik nedeniyle “devleti” suçladılar. Ha bu arada “polis” hâlâ devlet olmamıştı!

Yetmedi…

Yüzde bir oranında bile oy alamayan liberaller, yüzde elli oyu temsil eden hükümeti yönetmeye kalktılar. Azınlık iktidarı ya da medyokrasi filan mı deniyordu buna. Yoksa post-modern oligarşi mi, post kapmak isteyen kleptokrasi mi? Bunu yaparken de devlet ile millet arasına sokulan melaneti değil bizzat devleti hedefi aldılar. “Devlet” sadece Türklerden oluşuyordu ya, o yüzden bütün olanlar Türkler hatta Türkiye adından kaynaklanır oldu. Hâlbuki devletin her mekanizmasında Türk ve diğer etnik gruplar günah kadar sevaba da ortaktılar. Ama önce “Türklüğe hakaret” kanunlarının “temizlemekle” başlayan süreç, Türkiye’ye sövme ve her fırsatta aşağılama rahatlığı ve hatta teşviki gibi algılatıldı. “Kutsal Devlet” gitmiş, Holy liberalism gelmişti. De fakto ve apriori olarak kabul lazımdı. Yoksa “gerici” filan olmanız işten değildi.

Nasılsa “vatan sevgisi imandandır” diye millete anlatanlar, ya imanın tanımını ya da vatanın tanımını değiştirdiler. Bir kesim AB’ye girmenin içerdeki “zinde güçleri” bastırmak için dışarıdaki “zinde güçlerle” işbirliği yapmak ötesinde anlam taşıdığını tedricen anladı. Bunların arasında dini değerler ve aile içi ilişkilere dahi AB’nin müdahalesi vardı. İslamcılıktaki Batı eleştirisi giderek yok olurken, milletin Batı’ya karşı gönül ve zihin direnci yıkıldı. Bir kısım takkeli liberale yakınlaşan seküler liberaller birden dini kisve ile besmele çekerek, İslam’da devletin zaten olmadığını bile tartışır oldular. Zaten millet kavramı da “ümmet” anlamındaydı. Peki, “ümmet” nereye gitmişti? Hassasiyetleri nereye gitmişti? Ya “İslam Âlemi” kavramından neden bahsedilemezdi ki? Kaynadı gitti onca şey…

Arada Türkiye ABD’nin mi AB’nin mi uydusu olsun tartışmaları vardı, ama laik ve muhafazakâr liberal ekip seçimle ve yüzde elli oyla gelen hükümete darbeciler gibi andıçlar yayınlamaya başladılar birbiri ardı sıra. Büyükanıt’ı gizlerlerken, kendi küçük anıtlarını dikmek istediler. Polisler “kahraman” oldu; asker “terörist”leşti.

Darbelerde ABD’nin ve CIA’nin doğrudan parmağı yokmuş gibi, otistik bir zekâyla tek bir odağa tüm güçleriyle düşman olarak yöneldiler. Darbelerde polisler sadece nargile içip, iç çekiyorlardı ya, onlar muaf kalmıştı siygaya, hatta sehpaya çekmelerden. Grizu patlamalarıyla günlük terör patlamaları dörtnala koşturdu. 28 Şubat sürecindeki cadı avları ve sürek avları vira “bismillah” diyerek devam etti. Hükümetin tayin ettiği ve İsrail’in rahatsız olduğu MİT müsteşarını bile nedense sindiremediler. Ergenekon’un bir ayağı da Mossad’la beraber çalışmıyor muydu yoksa?

Darbeleri alkışlayan, hatta darbecileri “cennetlik” olarak tanıtanlar, Erbakan hükümetinin düşmesinde işbirliği yapanlar birden kahraman demokrat oldular. Kendileri de anlayamadılar bu kadar hızlı değişimin hikmetini. Demokratikleşme düğmesiydi basılan. Değişimdi gelen; emir “büyük” yerdendi. Hükümetin iyi niyetle giriştiği ülkeye, millete, meşru hükümete karşı yapılan müdahaleleri engelleme ve sorumluları bulma çabasını kendi hesaplaşma ve intikam trajedisine dönüştürdüler. Giderek, gerekli işler makas yedi ve yön değiştirip akim kalmaya başladı.

“Temiz eller operasyonu” Gladyö’den başka şeylere yöneldi. “En büyük, asker bizim asker!” değildi, ama “en büyük polis, bizim polis!” ve en büyük operasyon, bizim operasyon oldu. “Hükümete yardımcı olmak için,” hükümeti “devlete” düşman etmek için akla gelen her şeyi yaptılar. Oğuzhan Asiltürk’ün ifade ettiği gibi, “Ergenekon” sürecini Amerika'nın çirkin politik aklına karşı herkesi sindirmeye dönüştürdüler. Yetmedi, namus arası siyasetin içine, McDonalds sosları eklediler. Yetmedi, Başbakan’ın mahrem konuşmalarına kadar dinleyip servis ettiler. Önce Taraf gazetesine “haber” servis ettiler, sonra onu alıp kendi medyalarında “iktibas” ettiler. Hem bataklığı geçerken “taş” kullanmış oldular, hem de olası kovuşturmalara karşı “tedbir” almış oldular.

Davalardan dava beğendirmek, eski zalimin yerine iki kat zalim olmakla mümkün olacaktı. Oldu. Sonra “Kasımpaşalı Tayyip’ten” korkmadıklarını beyan ederken, satırlar arasında hükümete ve bizzat Başbakan’a üstü kapalı tehditler, onun “ipini pazara çıkarma” havalarında siyasi ve psikolojik olarak rehin almaya kadar yeltendiler.

Oysa “ustalık” dönemindeydi Başbakan. Yani “değişim” başlamıştı. Devletin hafızasının da hükümet etmede gerekli olduğu, terör dâhil pek çok konuda aslında “iyi niyet” ve “hizmetkâr” tavrının herkese aynı etki yapmadığını fark etti Başbakan. Yani Başbakan meşru halk desteğiyle seçilmiş ve halkın yarısının oylarıyla üçüncü defa iktidara gelmişti. Ve Başbakan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanıydı. Türkiye Cumhuriyeti her türlü sıkıntısına rağmen ne aristokrasiden ne de burjuvadan olmayan ve “üstelik!” İHL mezunu biri olarak, halkı yasal olmayan şeylere “tahrik eden” şiir de okuduktan sonra gelmişti.  

Liberaller değişimi anlamadılar. Sadece Türkiye değil, dünyadaki değişimi dahi anlamadılar. Öylesine bir kapılanma ile Kapitalizm ve Küresel Karadula iman etmişlerdi ki, ABD ve AB’deki ekonomik çalkantıları bile anlamaktan aciz kaldılar. Fransa’daki sokak eylemlerini, "Occupy Wall Street"in anlamını, Norveç ve Danimarka’daki İslam karşıtlığını, kimliğin ekonomiden ibaret olmadığını, Bush’un “Haçlı seferi” lafını da anlamadılar. Bush’un dediğini içten içe tekrar ettiler: Ya bizimlesiniz; ya bizim karşımızdasınız!” E bu totaliler bir bakış değil miydi? Geçelim.  

Dahası, liberalizmi savunma adına, Doğu Perinçek’in bir zamanlar Rus tipi sosyalizmi savunduğu argümanlara benzer şekilde, liberalizmde değil, liberalizm uygulamasında hata bulmaya arada cüret edenler bile olmadı. “Aslında liberalizm iyi, ama Amerikalılar, Avrupalılar anlamadı”ya getirdiler. Nasılsa “mucizevî el” piyasalardan çok bizim liberallerin kafasını ve değerlerini ellemişti.

Liberaller günde üç vaktiyle devlete nafile ibadet vecdiyle küfrederken Gladyö’nün sorgulanması akim kaldı. Devlet içindeki “kontrol dışı” unsurlarla uğraşırken bu sefer de “milletin” içinde kontrol dışı odaklar oluşmuştu. Diyet borcu istercesine yapılan hamlelerin arkasından ufak yollu göndermeler gelmişti. Liberal görünüm zaten, devleti hiçlemiş artık hükümeti hiçlemeye çalışıyordu. E, “one minutes” olmasa da bir “altmış saniye” uyarısı geldi. Üstelik Mavi Marmara açısından bakılınca Greenwich saatine göre, bir dakika ile altmış saniyenin resti aynı oldu. Başbakan’ı hâlâ anlamayanlar liberalimsiler varsa işte bu bir dakika ve altmış saniye arasındaki farka bakmalarını salık veririm.  

Kahırla kahraman olunmaz! Hele perde arkasında “aman” dilemekle hiç!

 

 

DİĞER YAZILARI MUHSİN BAŞKAN 01-01-1970 03:00 Mum Titrer Hanemizde 01-01-1970 03:00 Ülkücülük 01-01-1970 03:00 CHP'yi Ne Zaman Sevdim 01-01-1970 03:00 İSLAMCILIKLA MÜSLÜMANI, TÜRKÇÜLÜKLE TÜRKÜ YABANCILAMAK 01-01-1970 03:00 SOSYAL MEDYANIN SOS'LARI 01-01-1970 03:00 PARALEL YAPI 01-01-1970 03:00 Bosna'daki Türk Üniversitesi: IUS 01-01-1970 03:00 DER SPİEGEL "BOYUN EĞME" DİYOR 01-01-1970 03:00 DEVRİM Mİ DEDİNİZ? 01-01-1970 03:00 BİRLİK VE BERABERLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 DİL TARİH VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 AYNAYI ARAMAK... 01-01-1970 03:00 MAKULLER AKİLLERE KARŞI 01-01-1970 03:00 VEDA HUTBESİNİ OKURKEN 01-01-1970 03:00 HİNLİK VE HAİNLİK ÖTESİNDE TARİHE BAKMAK 01-01-1970 03:00 ALPEREN OLMAK 01-01-1970 03:00 BİR HİLAL BİR İHTİLALDİR 01-01-1970 03:00 DELİLİĞE ÖVGÜ 01-01-1970 03:00 AŞK'A DAİR YAKLAŞIMLAR 01-01-1970 03:00 BİLİM, İDEOLOJİ VE DARVİNİZME DAİR 01-01-1970 03:00 YALAN DÜNYADA GERÇEK TARİH OLUR MU? 01-01-1970 03:00 DELİ DUMRUL'UN KÖPRÜSÜ 01-01-1970 03:00 ORTAYA KARIŞIK HALLERİMİZ 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 YUSUF, ŞEHİR VE TABUYA DAİR 01-01-1970 03:00 EĞİTİME NEDEN HAYIR? 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 "ADAMLARIN" PLANI HER ZAMAN TUTAR MI? 01-01-1970 03:00 İNGİLİZ'CE KONUŞMAK... 01-01-1970 03:00 BEN ÖLÜNCE KİM KALIR? 01-01-1970 03:00 BİLMENİN MALİYETİ NEDİR? 01-01-1970 03:00 BU ÜLKEYİ ANLAMAK... 01-01-1970 03:00 NİYET TAVŞANLARI VE TARİH 01-01-1970 03:00 ŞERİF MARDİN VE CUMHURİYETİN GETTOLARI 01-01-1970 03:00 FERMAN VE FETVA 01-01-1970 03:00 BAYRAMLARDAN BAYRAM BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 AŞKIN BAR/KODU 01-01-1970 03:00 MEVSİM SONU İNDİRİMLİ LİBERALCİLİK 01-01-1970 03:00 YOL DA İÇİMİZDE SEYYAH DA! 01-01-1970 03:00 OSMANLI NE ZAMAN ÖLDÜ? 01-01-1970 03:00 SÜRGÜN 01-01-1970 03:00 KAYIP MEDENİYETİ ARARKEN... 01-01-1970 03:00 KÜRDİSTANA DAHA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ? 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 MHP NEREYE GİDİYOR? 01-01-1970 03:00 NASIL BİR GENÇLİK? 01-01-1970 03:00 KİM KORKAR EBU ZER'DEN? 01-01-1970 03:00 MEHDİ NE ZAMAN GELECEK? 01-01-1970 03:00 "GÜZEL VE YALNIZ ÜLKE"YE 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik ve Kürtler 01-01-1970 03:00 İLETİŞİM VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 BATILILAŞMAK 01-01-1970 03:00 TWITTER'DA KENDİMİZİ OKUMAK 01-01-1970 03:00 "DANIMARKA ÜLKESİNDE KOKUŞAN ŞEYLER" 01-01-1970 03:00 BİSİKLETİN İSLAMİ OLANI 01-01-1970 03:00 FİRAVUN VE HİÇ'LİK 01-01-1970 03:00 KAMUSAL ALAN DÖNÜŞTÜ MÜ? 01-01-1970 03:00 KADIN, ŞEYTAN VE ÖLÜM 01-01-1970 03:00 ÇEVRİM İÇİ AHLAK 01-01-1970 03:00 ÖLÜM VE YAŞAMA KORKUSU 01-01-1970 03:00 KISKANÇLIĞIN KISKAÇLARI 01-01-1970 03:00 11 Eylül ve ABD 01-01-1970 03:00 YA 12 EYLÜL SONRASI? 01-01-1970 03:00 Korku ve alkışlar arasında Ortadoğu 01-01-1970 03:00 AYDIN, MÜNEVVER VE ENTELEKTÜEL 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'DA OLANLARI ANLAMAK 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'NUN YENİDEN TASARIMI 01-01-1970 03:00 SUSMAK, PUSMAK VE BİRLİK 01-01-1970 03:00 DİL VE TARİH KAVGAMIZ 01-01-1970 03:00 HOLİGARŞİ 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve Cemaat algısı 01-01-1970 03:00 Size “İslamî alt-çevre” diyebilir miyim, “abi”? 01-01-1970 03:00 MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? 01-01-1970 03:00 TÜRK LİBERALİZMİ 01-01-1970 03:00 AŞK MI MAŞUK OLAN? 01-01-1970 03:00 DİN'ERCİLİK 01-01-1970 03:00 SİVİL İTAATSİZLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 NEDEN KÜRT ÇALIŞMALARI ENSTİTÜSÜ? 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM İDEOLOJİSİ VE LİBERAL PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 12 EYLÜL SONRASI UZLAŞMA 01-01-1970 03:00 UYKUYU ÖLDÜRMEK 01-01-1970 03:00 "EKSİK ETEK" 01-01-1970 03:00 BABİL, DİL VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 DENKTAŞ'IN ÖLÜMÜ 01-01-1970 03:00 AİKİDO VE "KÜRDİSTAN" 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM 01-01-1970 03:00 TÜRKÇE VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 "KASIMPAŞALI" BAŞBAKAN 01-01-1970 03:00 "İBRAHİMİ DİNLER" 01-01-1970 03:00 BİLİMLE DİNİ UYUŞTURMAK 01-01-1970 03:00 KOLTUĞA OTURAN VE KOLTUĞUN OTURDUĞU İNSAN 01-01-1970 03:00 TEMCİT PİLAVI VE YENİ OSMANLI 01-01-1970 03:00 RODRİGEZ NEDEN LİBERAL OLAMAZ? 01-01-1970 03:00 BEN'SİZLİĞE ŞİİR 01-01-1970 03:00 TOPKAPI'DAN DOLMABAHÇE'YE DÜŞERKEN 01-01-1970 03:00 ERBAKAN'I ÖZLERKEN 01-01-1970 03:00 MÜSLÜMAN VE İSLAMCI 01-01-1970 03:00 İSLAM VE FEMİNİZM 01-01-1970 03:00 KAÇIRILAN GÜNDEM 01-01-1970 03:00 BIDEN NOTLARI 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİDE KİM KİM ÖPÜYOR 01-01-1970 03:00 ARAF'TA 01-01-1970 03:00 TARİHLERDEN TARİH BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 ARAFTAKİNİ ÖZLEMEK 01-01-1970 03:00 Hayatta Sürgün Olmak 01-01-1970 03:00 AKADEMİSYENLİK 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADUL TEFRİKALARI 01-01-1970 03:00 GÜNCELLENEN MESİHİ BEKLERKEN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 KOLTUK, TURNUSOL VE KİMLİK 01-01-1970 03:00 BOSNA'DA BİR TÜRK ÜNİVERSİTESİ 01-01-1970 03:00 KOVBOY MEHTERANLA JAZZ ÇALARKEN 01-01-1970 03:00 Amerika ve Anti-Amerikan Kimlikler 01-01-1970 03:00 AMERİKAN KİMLİĞİ VE ŞEYTANLARI 01-01-1970 03:00 DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ 01-01-1970 03:00 KUTLU VEDA 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİMİN TÜRKÇESİ VE UYANIŞ 01-01-1970 03:00 TANRI, İNSAN VE TAKVİM 01-01-1970 03:00 ÖDLEK ÖCÜNÜ ALDI MI? 01-01-1970 03:00 Millet Olabildik mi? 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Mehdi’yi beklerken 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU VE YENİ İNSAN 01-01-1970 03:00 Kediler, Fareler ve Vatan 01-01-1970 03:00 Kürşat olma vaktidir 01-01-1970 03:00 Gülün Adı, Kadın ve Takva 01-01-1970 03:00 İslamo-Amerikancılık 01-01-1970 03:00 EBCET, CİFR VE TARİH 01-01-1970 03:00 SÜBJEKTİF OLMANIN FAZİLETİ 01-01-1970 03:00 DİPLOMASİMİZ NEREYE? 01-01-1970 03:00 İSTİKLAL MARŞI YENİDEN YAZILABİLİR Mİ? 01-01-1970 03:00 KOKUŞAN BİR ŞEYLER VAR! 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADULUN AĞLARINDA 01-01-1970 03:00 "Yeni Osmanlı"nın Yeni Haçlılara Yardım Tezkeresi 01-01-1970 03:00 KATLİAMERİKA 01-01-1970 03:00 MAHALLE, BASKILAŞIM VE FİKİR NAMUSU 01-01-1970 03:00 YARASANIN ÇIĞLIĞI VE DİPLOMASİ 01-01-1970 03:00 Ay lav yu, Cani! 01-01-1970 03:00 AŞKIN HALLERİ 01-01-1970 03:00 DOKUZ HECELİLER 01-01-1970 03:00 FİRAVUN... 01-01-1970 03:00 Kadın'ım... 01-01-1970 03:00 28 Şubat ve Erbakan 01-01-1970 03:00 KADDAFİ'DEN KESESİ 01-01-1970 03:00 Ve Yine Karşınızda Renan, Sykes ve Picot 01-01-1970 03:00 Democoupracy mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 FULL'er Yapalım mı, Abi? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu'da Sezaryen 01-01-1970 03:00 Mısır'da Karaoke Devrimi 01-01-1970 03:00 Mısır'ı Okurken 01-01-1970 03:00 Obama ve ikinci yeşil kuşak projesi (I) 01-01-1970 03:00 Bir Ortadoğu Masalı 01-01-1970 03:00 Mutlu Oligarşiden Kutlu Oligarşiye 01-01-1970 03:00 Ey zahit, şaraba eyle ihtiram! 01-01-1970 03:00 Bilinç ve Sürgün 01-01-1970 03:00 İbrahim, devir içimdeki putları! 01-01-1970 03:00 İdeolojik dil ve Teolojik Tarih 01-01-1970 03:00 Pardon, Size Demokrasi Diyebilir miyim? 01-01-1970 03:00 Paralel Evren, Küresel İslamcılık 01-01-1970 03:00 Erkekler ne zaman "adam" olur? 01-01-1970 03:00 "Millî" Küreselleşme? 01-01-1970 03:00 AK'Kışşş 01-01-1970 03:00 Kimliklerin Kurdu 01-01-1970 03:00 “Hiç” i öğrenmek 01-01-1970 03:00 GELENEK VE MANKURT 01-01-1970 03:00 Küresel tapınak, yerel rahipler ve Hipnoz 01-01-1970 03:00 Çift-düşün, yeni-konuş! 01-01-1970 03:00 Batı'yı ararken... 01-01-1970 03:00 Aforoz’malar… 01-01-1970 03:00 Halife Ömer Hayek’i ne zaman okumuştu? 01-01-1970 03:00 AĞLAMAKTAN ÇAĞLAMAYA DOĞRU 01-01-1970 03:00 KÜRT'AJ 01-01-1970 03:00 Shalom, Kürdistan! 01-01-1970 03:00 İstiklal marşını yeniden yazmak 01-01-1970 03:00 İslam, Millet, Hilafet ve Siyaset 01-01-1970 03:00 Amerika düşmansız olabilir mi? 01-01-1970 03:00 Mustafa Reşit Paşa'ya Mektup 01-01-1970 03:00 Keşif... 01-01-1970 03:00 Babil’in dil’beri 01-01-1970 03:00 Medeniyetlerin neyi çatışıyordu? 01-01-1970 03:00 Tarihi hangi hikâyeci yazar? 01-01-1970 03:00 Zihin Kontrolü ve Kült 01-01-1970 03:00 YUMURTANIN AK'I, SARISI 01-01-1970 03:00 Ebu Zer’in günlüğü 01-01-1970 03:00 Her şey zıddı ile mi kaim? 01-01-1970 03:00 Melamilik “marka” mıdır? 01-01-1970 03:00 Melâmilik 01-01-1970 03:00 Bir ayrılık, bir yalnızlık, bir ölüm 01-01-1970 03:00 AŞKA DAİR NE VARSA 01-01-1970 03:00 Medya medyumluğu ve wikisızmalar 01-01-1970 03:00 Türkiye, İran ve Dünya Barışı 01-01-1970 03:00 Muhafazakârlık “marka”sı? 01-01-1970 03:00 Füze ümütz! “Van münütz!” 01-01-1970 03:00 Çin'in hafızası ve küresel sistem 01-01-1970 03:00 Kutlu veda 01-01-1970 03:00 Öznellik Öz’neliktir! 01-01-1970 03:00 Hz. İnsan, Hz. Peygamber ve emanet 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve tesettür 01-01-1970 03:00 İmam, Örtünme ve Nur Suresi 01-01-1970 03:00 Din duble “yol” mu demekti? 01-01-1970 03:00 Gelenek, mankurt ve reform 01-01-1970 03:00 Aylardan şubat günlerden cuma 01-01-1970 03:00 Alaturkalıktan Kolaturkalığa gelenek 01-01-1970 03:00 Gelenek mürtedi ve kimlik 01-01-1970 03:00 Namus, Kanun ve Fazilete Dair 01-01-1970 03:00 İman "terakkiye" destek midir? 01-01-1970 03:00 Yılmayacağız... 01-01-1970 03:00 ÜÇ TARZ-I MAHALLE VE HAL 01-01-1970 03:00 Hoş geldin, Şeytan! 01-01-1970 03:00 OSMANLI VE NEO-OSMANLI 01-01-1970 03:00 DAYILAR VE DAYILANMALAR 01-01-1970 03:00 Türkiye’de muhafazakârlık ve Dr. Faustus 01-01-1970 03:00 Tesettür neyi örtüyor? 01-01-1970 03:00 Milat oluşturmak 01-01-1970 03:00 Yahudilik bir din mi yoksa ırk mıdır? 01-01-1970 03:00 Tarih satrancını asıl kim oynuyor? 01-01-1970 03:00 Mahalle ve getto 01-01-1970 03:00 Tanrı, totem ve muta nikahı 01-01-1970 03:00 Orta Doğu’mların ebesi 01-01-1970 03:00 ŞOFÖR MAHALLİ BASKISI 01-01-1970 03:00 KÜRESEL İSLAMCILIK 01-01-1970 03:00 RENAN'I VE KENDİMİZİ AŞMAK 01-01-1970 03:00 Medine Vesikası 01-01-1970 03:00 Türk solculuğu ve İslamcılığı 01-01-1970 03:00 Batı’k düşüncelerin Doğu’şu 01-01-1970 03:00 BATI'NIN DEĞERLERİ EVRENSEL MİDİR? 01-01-1970 03:00 NEO-MUHAFAZAKÂRLIK VE YİN-YANG 01-01-1970 03:00 Karadul 01-01-1970 03:00 KEDİLER VE FARELER 01-01-1970 03:00 “Erkekliğin” yasası, “kadınlığın” tasası 01-01-1970 03:00 ON ADIMDA LİBERAL OLMA TÜYOLARI 01-01-1970 03:00 Neden Federasyon? 01-01-1970 03:00 Kaburga kemiklerimdeki sızı? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu ve Darbeler 01-01-1970 03:00 "Küreselleşme "millet"e neden karşıdır? 01-01-1970 03:00 TURNUSOL 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? (II) 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (II) 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (I) 01-01-1970 03:00 Kim ne der? 01-01-1970 03:00 Ne zaman ki… 01-01-1970 03:00