İSLAMCILIKLA MÜSLÜMANI, TÜRKÇÜLÜKLE TÜRKÜ YABANCILAMAK

26-04-2022 01:49

 

Türkiye'de hemen her ideoloji tercüme edilmiş, Türkiye şartlarına aapte edilmiş ideolojidir. Osmanlı batarken, kurtuluş reçetesi olarak ortaya çıkan ideolojilerimiz, temelde “Avrupa’nın Hasta Adamı” döneminden geliyor. Artık çöken Devlet-i Ali’nin, kimliğindeki bazı unsurları hummalı çareler olarak görmesinden beri de öyle gelmiştir. Bu ideolojiler Cumhuriyet döneminde dönüşümlü olarak bazen sahne almış, bazen mevzide kalmış bazen de meydana inmiş, Tek Parti döneminden sonra siyasal kimlikler olarak sandıklarda çatışmıştır.

 

Bu tür kimliklerin hummalı yapısı (her “izm” bir ateşli enfeksiyonu ifade eder) savunma refleksi ve kurtuluş çaresi olarak çıkmalarından, ağırlıklı yenik düştüğümüz Batı’ya karşı, ama Batı harmanlı reçeteler olmasından kaynaklanır. Buna bazı İslamcılıklar da dâhildir. Kimlik tanımlamaktan yani, “biz kimiz?”i tanımlamadan çok, bizim ne olmadığımız ya da olmamamız gerektiği tarzında anti-kimlik hüviyetleridir. Bir Milletin gelecek tayininden, medeniyet kurma istikametinden çok, hayatta kalma çabalarının, yalnızlık hisleriyle dayanışma arayışlarının ürünüdürler.

 

Gereksiz ya da anlamsız değildiler. Gemisi batan Robinson’un gemiden kurtardıklarıyla karada kendine bir yaşam alanı açma çabası gibiydiler. Ancak her nesilde bu kimlikler, karada açılan yaşam alanı üzerinden değil, geminin batışından itibaren olan tecrübeleri bir tür genetik travma olarak aktardıkça, düşmanları hep aynı kaldı. Dostları ise, hemen hiç olmadı. Niyetlerinde ergen safiyeti, tavırlarında ergen isyanları oldu. Olgunlaşmaya vakit bulamadan da hayatın içinde eriyip gitti, hayatın gerçekleri altında ezildi ya da gerçekle alakasını kuramayıp tam zıt istikamete dönüşleri tetikledi. Başlangıçtaki ittifak ve mensubiyet heyecanı, sonraları bir yapıbozumcu mantıkla kendini imha eder mahiyette de gelişti.

 

 

İslamcılar, Batı derken, Osmanlı dönemi Batısı, sosyalistler, 19. Asır Kapitalizmi, liberaller 20. Başındaki Liberalizmle düşmanlarını tanımlamaya devam ettiler. Beslendikleri kanallar temelde İngiliz ve Alman liberallerdi. Ancak Amerikan liberalizminin neye karşı geliştiğini düşünmeye vakitleri olmadı. Ülkücülerin de temelde Komünizme karşı yapılandığı bir gerçektir. Aslında bizim olmayan bir savaşın ortasında, mecburen alınan bir konumlanışa dönüştü.  Milli çıkarlara ancak dolaylı olarak hizmet eden bir yapı çıkardı. Milliyetçi olmak Rusya ve Komünizm karşıtı olmaktı, ancak bu ille de, bu ille de Milli çıkarlar için olan bir karşıtlık değildi. 

 

Devletin körlüğü, Milliyetçiliğin de körlüğünde etken oldu. Daha akıllı bir Devlet, soydaşları ve dindaşlarından sırf Komünist karşıtı olmak için uzak durmazdı. Ya mecalimiz yetmedi, ya da aklımız. Ülkücüler, Komünizm gittikten sonra, Komünizmi aratacak olan küresel renkli totalitarizme karşı yapılanmada güçlük çektiler. Bir ara, diğer siyasi gruplar gibi, Derin Devlete tavır alma faslı oldu. Ancak kaç tane derin devletin olduğu belli olmayan Türkiye’de, Milli derin devlet de arada kaynayıp gitmişti. Yine de “Komünistler Moskova’ya!” “Mollalar İran’a!” kadar uzun süreli bir slogan olarak kaldı. Oysa Nazım Hikmet haricinde, Moskova’ya gidip de yerleşen başka Komünistimiz olmadığı, diğer komünistlerimiz de Fransa ve Almanya’da ikamete başlamışlardı...

 

Tercüme kimlikler, halimize tercüman olmaktan çok, içimizdeki acıların, belki özentilerin, Stockholm sendromlarının toplamını parça parça ifade ettiler. Çoğu zaman “düşmanın silahıyla silahlanmak” mantığıyla geliştikleri için, düşmanın silahını kuşanırken, düşmanın akut zihnini de beraberinde kuşanmayı getirmiştir. Çünkü düşmanın silahı klasik silahtan öte, savaş mekanizmalarından öte, kültürel, ekonomik, stratejik, hatta dini tehditlerle gelirken, sadece usûl bilgisi değil, arkasındaki kafa yapısını da ister istemez beraberinde getirdi. Antitez mahiyetinde ancak “tez”in unsurlarından çıkarılmış kimlik oldular. Nitekim “tasfiye” yani saflaştırma, koruma alanı, has alan, kapalı alan oluşturmaları da bunun ürünü oldu. İslamcılarda, ülkücülerde, sosyalistlerde, hatta Kemalistlerle “şehitlik” üzerinden oluşan kardeşlik, bir türlü bir medeniyet kurmada şahitlik düzeyine erişemedi. Bir insanın dava için yaşamından vaz geçmesi, dava için yaşamasından daha önemli olduğu için, şehitlik “devrimci yoldaş”ların da bir samimiyet ve davaya sadakat testi olarak tarihlere geçti.

 

Her ideolojini bir sıfır noktası vardı, milat gibi. Ondan öncesi zaten farklı anlamlarda batıldı; ondan sonrası da zaten “biz”den ibaretti. Ümmetten Millete geçme çabasında, Millet içindeki güvenlik hisleriyle vizeli ve test edilip onaylanmışlık zarureti ile iç Milletlik, hatta kabileciklere ayrışmalar oldu. Yani Ümmet, sonra Türkiye dâhil, büyük coğrafyaya aitlik hissiyle gelişirken, Milletlik Türkiye içinde kalmışlığı ifade ettiği gibi, o da geçiş dönemi toplumsal şüphe ve endişelerle kabilelere dönüştü. Ve fakat çok partili dönemle bu farklı mecralarda “evrensel” olma çabasıyla evirildi. Bir anlamda “muasır” medeniyet evrensel olma iddiasını yitirdi, evrensel diğer fikirler etrafında birleşmeler meydana geldi.   

 

Akut devirlerin sonrasında kendi zeminine çekilerek anti-kimlik hüviyet kimliğe dönüşmeliydi.  Oysa anti-kimlik olarak devam etti. Kendini, kendi içinden tanımlamak yerine, kendinin ne olmadığını ya da olmaması gerektiğini tanımlayan karşı kimlikler olarak kaldı. Bu da, enerjileri kimlik üzerine yoğunlaştıran, kültürel, entelektüel ve medeniyet tasavvurlarını geliştirmek yerine, akut ve hummalı sloganların rahatlığına bıraktı kendini. Sokağın dili, siyasetin dili olunca da, Devletin dili de, ketum bir Kızıl Elma takibi yerine, günü kurtarma çabasında slogan diline dönüştü. “Bize bizden başka dost yoktu.” Ancak “bizi”” yine tanımlamadan bir “bizlik” tasavvuru oluşturduk. Ve o tasavvurda en yakındaki “biz” olamadı. Bir muhayyel “biz” üzerinden bizliğimizi tanımladık. Yani aslında yine kendimizi doğrudan tanımlamadık. Biz her ortama göre değişen bir hal almış, “ben”ler kadar “biz” türemişti. Bizliğin vekâleti bendeydi. “Bizi” “bana” bende etme bizleri böyle gelişti.

 

Hiçbir ideoloji, tarihin hiçbir döneminde “evrensel” kapsamda olmamıştır. Şu dönemki küreselleşme adıyla sunulan çikolata kaplı emperyalizm dâhil. Ancak “evrensel”lik zaten genelde “Batı,” özelde şimdilik ABD’nin temsil ettiği normların yaftası olunca, evrensellik tanımı da o normlara uygun değerler oluşturmak tarzında kendini şekillendirdi. Sonuç olarak, Türkiye’de her ideoloji, “evrensel” ya da “dünya çapında”ki çerçeve içinde ortaya çıkarken, yerel olanı, yerli olanı esas almak yerine, onlara bir şekilde kendini eklemleyerek varlık ve terakki felsefesi geliştirdi.

 

Türkiye’deki ideolojiler, bu nedenle, Türkiye dışındaki unsurları örnek ya da hedef almıştır: İslamcılık, Turancılık, Sosyalizm, Liberalizm. Sonuç olarak, hangi ülkeden alınmışsa, o ülkenin tercüme hassasiyetlerini ifade eder ve ona benzer yerli düşmanlar aramaya çıkar: laiklik, demokrasi, hürriyet, milliyetçilik, cumhuriyetçilik ve “muhafazakârlık” buna dâhildir. “Good guys” kurtarıcı olanlar diğerlerine izansız “ahmaklar,” “satılmışlar,” “hainler” olarak bakarken, “bad guys” da, mahalle de sevmediğimiz adamdan tutun, siyaset, ilim, basın ve hâsılı hayatın her alanında rakibimizin siluetine bürünür. Kendine özgü Kızıl Elması, mefkûresi, Devletin hücrelerinde mahfuz hedefi olmayınca, hinlerin, hainlerin olması zaten muhtemeldir. Ancak, bir ideolojinin ancak bir bireyde ve o bireyde tecelli ettiği kadar kabul, aksi halde reddi, önce “öteki”yle başlayan karşıt kimliğin, kendi içindeki ötekileştirmelerle devam etmesini getirir. Bir yandan, karşı taraftaki “mankurt” hedefe konur, bir taraftan mankurtlaşma mekanizmaları kabul edilmiş olur. Bireysel fikir üretimini, takım çalışması ve istişare ile zenginleştirmek yerine, zaten olan bir fikrin kendi de sahibi de kutsal mahfilinde yerini alır.

 

Bizden olman ölçüsü sadece, kutsal mahfilin alanın takdis etmekle ölçülür. Ve bu kutsallık kutsal lidere yakın olanlarca da içselleştirildiği için, ona yakın olanlar da kutsal alana dâhil ve tartışılmaz olurlar. “Birlik” böylece tesis edilmiş olur. Birinin “bizden” olması da, “ben” ile olan irtibatı ve rekabet alanında “bana” ne kadar dokunduğu kadardır. Yani, tarafların bir etik normlar yekûnu üzerinden değil, bireysel normların bir muhayyel kurtuluş reçetesi ve ideoloji üzerinden bakiye birlikteliği ve onunla “öteki”ne karşı savaş açmasıyla olur. Bu hem “ben” hem “bizi” bağlayan değil, “biz” üzerinden bir “ben” yaratma, yani içimizdeki bir kişilik “bizi” ortaya çıkarmaktır.

 

Bu nedenle, örgütlü yapılar ya askeri tarzda ya da cemaat tarzında gelişir. Kışla ile kült ilişkisi kurulunca, bir kişinin yanıltılması, onun idare ettiği kitleyi toplu olarak yanıltmayı da kolay ve mümkün kılar. Kışla ve kültün, mefhumlar üzerinden değil, doktrin ve sloganlar üzerinden yapılanması tesadüfi değildir. Bu doktrinler siyasete havale edilince, siyasetin esnekliğine uğrayınca “reel politik” kendi başına tayin edici olmakta, kitlenin tenakuzlarda da “hikmet arayışı” da bu sürecin devamını desteklemektedir. “Reel politik” ise zaten hem iki asırdır “realite” ve “politikayı” tayin eden, dış unsurlar tayin edildiği için, “öteki” de çaktırmadan “biz” olmaktadır. Oysa bu “biz,” bizim olduğumuz biz değil, bizim olmamızı istedikleri “biz” olabilir.

 

 

"İslamcılık" daralttığı İslam tanımıyla Müslümandan ne kadar uzaksa, Turancılık da Türk tanımıyla o kadar Türk’ten uzaklaşmıştır. Bu tavır Papa’nın, eskiden lanetlediği kesimleri içine almak için Vatikan’ın geleneğine, hatta Hıristiyanlığın kabullendiği İncillere rağmen, esneme çabasında olduğu zamanlarda da devam etmiştir. Mesele, ilkesiz kalabalıklarla çoğalmak değil, zaten “sizden” olan insanları, kostüm ve şekil, şemalı ve bireysel olan meselelerde içtihatlarından dolayı lanetleme, dışlama, tekfir etmek, hıyanetle suçlama zaaf ve hazlarından uzak durmaktır. Hem insan hem de mimarisi olarak İslâm’ın ve Türklüğün güzel çeşitliliğini indirgemeci bir mantıkla kalıba dökmek ve ondan çoğaltmak istediğimiz model, inandıklarımıza aykırı bir modeldir. Mefhumlar etrafında birliktelik ve onda samimi yaklaşım kendince yeterlidir. Dışlayacak dışarda bırakılan, aklen, vicdanen ikna edilememiş insan, ötekilenen insan hem “biz”den uzaklaşan hem de karşınıza geçen insan olarak hayatına devam edecektir.

 

Bunu daha önceleri sosyalistler ve onlara düşman olarak ortaya çıkan liberaller de yaptı. "İdeal" liberal, hakiki liberal, öz liberal nedense hiç olmadı ülkede, ideal diğerleri olmadığı gibi. İslamcılık en yakınından başlayarak, İslam dışılıkla suçladığı kitleleri kendinden itti. İdealinde gördüğü Müslüman ise, sadece ya asırlar öncesinde kaldı ya da coğrafyalar ötesinde. Türkiye nasılsa, birden ve aslında laik kesimin görmek istediği kadar İslam dışı filan olmuştu. Dahası, Müslüman Türk onun dar aklında, Ümmet fikrinin bir parçası ya olmadı ya da ancak Araplara yakın olduğu kadar Müslüman sayıldı. Ve o Araplar, Saadet Asrı Arapları da değildi.

 

"Turancılık" da Türk’ten o kadar uzak kalmayı maharet bildi. Ülkücüler arasında, Kürtler dâhil farklı kökenden gelen ve ülkücü olan insanlar anlamsız bir şekilde ülkücülerden soğudu. Belki onlar Metehan'a benzemiyor, belki de bıyıkları yeterince gür değildi. Aslında Mustafa Kemal de öyle değildi, ama nasılsa o arada tarihsel olarak kaynamıştı. O nedenle, Kemalizm’e karşı "Atatürkçülük" bir sistem uyum açılımı oldu. Ancak bir Türk tiplemesi yapmaya kalkınca, Turan dediğimiz büyük coğrafyada, kaç milyon Türk birbirine benzemektedir acaba? Aynı durum Türkçemizin güzel renkleri için de geçerlidir.

 

Kürtçülerin taklit ettikleri de bu tercümenin tercümesi olan ideolojiler oldu. Kürt faşizminin örnek aldığı modeller, birden Kürt tecrübesinin yerli tercümanlarına dönüştü. Dahası, örgütsel yapılanmalar birbirinin taklidi mahiyetinde gelişti. O nedenledir ki, hiç bir yapıda, "LİDER, TEŞKİLAT, DOKTRİN" tartışılmaz. Bu tartışılmazlar arasında, asıl tartışılması gerekenler ise, Osmanlı-TC geçiş dönemindeki tezlerin, yani savaşan tezlerin temelde İngiliz ve Alman tezlerinin Türkiye'ye uyarlaması oldu. Zihinlerin, Alman, İngiliz, Amerikan algısından uzak kalmadığı zamanlarda, doğru ve MİLLİ düşünmek imkânsızlaştı. Bugün de örnekleri ortadadır.

Türkiye, hâlâ, siyasi, ekonomik ve kültürel, en önemlisi de entelektüel İstiklali oturmamış bir ülkedir. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! hamasi bir gurur vesilesi, ancak boyunduruklarımızı da gizleyen bir tarihsel bumerang olmuştur. Oysa Oryantalistlerin yaptığının tersine, Batı olgusunu iyi anlamak ve ona karşı, siyasi iç çekişmeler yerine, tezler çıkaracak, akademisyen ve entelektüellerin var olması lazımdı. Bireysel olarak varlığı olan, Devletçi ve Milli ve fakat zihnini siyaset sarmalına, düşünce kutularına, emanet kasalara sokmayan, entelektüellerin varlığı, sadece geçmişle övünmek değil, halin sancılarını da yaşamak ve onu da günah keçilerine yükleme kolaycılığına kaçmayan entelektüellerin varlığı artık hayati önemdedir.

Aksi durumda, en hassas olduğunuz hücrelerimizden, virüsleri sokuyorlar ve bir istikamet peşinde gittiğimizi sanırken, aslında düşman kimse ona asker buluyoruz kendimizi.

 

Kendini bilmek bu açıdan önemli. “Müslüman kimdir?  Türk kimdir?” sorularından önce "ben kimim?" sorusu. İkinci soru, partim olmasa, hatta ülkem olmasa ben ne olurdum? Acaba aynı kalır mıydım?
Onlarsız bir kimlik ve anlamımız olduğunu düşündüğümüz zaman, hem alıcı değil, verici bir Milli kimliği edindiğimiz andır. Sonrasında konuşulmayacak mesele yoktur. Farklı müzakere kanalları “rahmet”ten ibarettir. Fitne ise, fikri olmadan, şablonların tayin ettiği bir zeminde düşman aramaktır. Nefsi bu kadar temize çıkarmaya gerek var mı?

Vesselâm.

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILARI MUHSİN BAŞKAN 01-01-1970 03:00 Mum Titrer Hanemizde 01-01-1970 03:00 Ülkücülük 01-01-1970 03:00 CHP'yi Ne Zaman Sevdim 01-01-1970 03:00 SOSYAL MEDYANIN SOS'LARI 01-01-1970 03:00 PARALEL YAPI 01-01-1970 03:00 Bosna'daki Türk Üniversitesi: IUS 01-01-1970 03:00 DER SPİEGEL "BOYUN EĞME" DİYOR 01-01-1970 03:00 DEVRİM Mİ DEDİNİZ? 01-01-1970 03:00 BİRLİK VE BERABERLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 DİL TARİH VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 AYNAYI ARAMAK... 01-01-1970 03:00 MAKULLER AKİLLERE KARŞI 01-01-1970 03:00 VEDA HUTBESİNİ OKURKEN 01-01-1970 03:00 HİNLİK VE HAİNLİK ÖTESİNDE TARİHE BAKMAK 01-01-1970 03:00 ALPEREN OLMAK 01-01-1970 03:00 BİR HİLAL BİR İHTİLALDİR 01-01-1970 03:00 DELİLİĞE ÖVGÜ 01-01-1970 03:00 AŞK'A DAİR YAKLAŞIMLAR 01-01-1970 03:00 BİLİM, İDEOLOJİ VE DARVİNİZME DAİR 01-01-1970 03:00 YALAN DÜNYADA GERÇEK TARİH OLUR MU? 01-01-1970 03:00 DELİ DUMRUL'UN KÖPRÜSÜ 01-01-1970 03:00 ORTAYA KARIŞIK HALLERİMİZ 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 YUSUF, ŞEHİR VE TABUYA DAİR 01-01-1970 03:00 EĞİTİME NEDEN HAYIR? 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 "ADAMLARIN" PLANI HER ZAMAN TUTAR MI? 01-01-1970 03:00 İNGİLİZ'CE KONUŞMAK... 01-01-1970 03:00 BEN ÖLÜNCE KİM KALIR? 01-01-1970 03:00 BİLMENİN MALİYETİ NEDİR? 01-01-1970 03:00 BU ÜLKEYİ ANLAMAK... 01-01-1970 03:00 NİYET TAVŞANLARI VE TARİH 01-01-1970 03:00 ŞERİF MARDİN VE CUMHURİYETİN GETTOLARI 01-01-1970 03:00 FERMAN VE FETVA 01-01-1970 03:00 BAYRAMLARDAN BAYRAM BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 AŞKIN BAR/KODU 01-01-1970 03:00 MEVSİM SONU İNDİRİMLİ LİBERALCİLİK 01-01-1970 03:00 YOL DA İÇİMİZDE SEYYAH DA! 01-01-1970 03:00 OSMANLI NE ZAMAN ÖLDÜ? 01-01-1970 03:00 SÜRGÜN 01-01-1970 03:00 KAYIP MEDENİYETİ ARARKEN... 01-01-1970 03:00 KÜRDİSTANA DAHA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ? 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 MHP NEREYE GİDİYOR? 01-01-1970 03:00 NASIL BİR GENÇLİK? 01-01-1970 03:00 KİM KORKAR EBU ZER'DEN? 01-01-1970 03:00 MEHDİ NE ZAMAN GELECEK? 01-01-1970 03:00 "GÜZEL VE YALNIZ ÜLKE"YE 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik ve Kürtler 01-01-1970 03:00 İLETİŞİM VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 BATILILAŞMAK 01-01-1970 03:00 TWITTER'DA KENDİMİZİ OKUMAK 01-01-1970 03:00 "DANIMARKA ÜLKESİNDE KOKUŞAN ŞEYLER" 01-01-1970 03:00 BİSİKLETİN İSLAMİ OLANI 01-01-1970 03:00 FİRAVUN VE HİÇ'LİK 01-01-1970 03:00 KAMUSAL ALAN DÖNÜŞTÜ MÜ? 01-01-1970 03:00 KADIN, ŞEYTAN VE ÖLÜM 01-01-1970 03:00 ÇEVRİM İÇİ AHLAK 01-01-1970 03:00 ÖLÜM VE YAŞAMA KORKUSU 01-01-1970 03:00 KISKANÇLIĞIN KISKAÇLARI 01-01-1970 03:00 11 Eylül ve ABD 01-01-1970 03:00 YA 12 EYLÜL SONRASI? 01-01-1970 03:00 Korku ve alkışlar arasında Ortadoğu 01-01-1970 03:00 AYDIN, MÜNEVVER VE ENTELEKTÜEL 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'DA OLANLARI ANLAMAK 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'NUN YENİDEN TASARIMI 01-01-1970 03:00 SUSMAK, PUSMAK VE BİRLİK 01-01-1970 03:00 DİL VE TARİH KAVGAMIZ 01-01-1970 03:00 HOLİGARŞİ 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve Cemaat algısı 01-01-1970 03:00 Size “İslamî alt-çevre” diyebilir miyim, “abi”? 01-01-1970 03:00 MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? 01-01-1970 03:00 TÜRK LİBERALİZMİ 01-01-1970 03:00 AŞK MI MAŞUK OLAN? 01-01-1970 03:00 DİN'ERCİLİK 01-01-1970 03:00 SİVİL İTAATSİZLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 NEDEN KÜRT ÇALIŞMALARI ENSTİTÜSÜ? 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM İDEOLOJİSİ VE LİBERAL PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 12 EYLÜL SONRASI UZLAŞMA 01-01-1970 03:00 LİBERAL STATÜKOCULUK 01-01-1970 03:00 UYKUYU ÖLDÜRMEK 01-01-1970 03:00 "EKSİK ETEK" 01-01-1970 03:00 BABİL, DİL VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 DENKTAŞ'IN ÖLÜMÜ 01-01-1970 03:00 AİKİDO VE "KÜRDİSTAN" 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM 01-01-1970 03:00 TÜRKÇE VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 "KASIMPAŞALI" BAŞBAKAN 01-01-1970 03:00 "İBRAHİMİ DİNLER" 01-01-1970 03:00 BİLİMLE DİNİ UYUŞTURMAK 01-01-1970 03:00 KOLTUĞA OTURAN VE KOLTUĞUN OTURDUĞU İNSAN 01-01-1970 03:00 TEMCİT PİLAVI VE YENİ OSMANLI 01-01-1970 03:00 RODRİGEZ NEDEN LİBERAL OLAMAZ? 01-01-1970 03:00 BEN'SİZLİĞE ŞİİR 01-01-1970 03:00 TOPKAPI'DAN DOLMABAHÇE'YE DÜŞERKEN 01-01-1970 03:00 ERBAKAN'I ÖZLERKEN 01-01-1970 03:00 MÜSLÜMAN VE İSLAMCI 01-01-1970 03:00 İSLAM VE FEMİNİZM 01-01-1970 03:00 KAÇIRILAN GÜNDEM 01-01-1970 03:00 BIDEN NOTLARI 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİDE KİM KİM ÖPÜYOR 01-01-1970 03:00 ARAF'TA 01-01-1970 03:00 TARİHLERDEN TARİH BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 ARAFTAKİNİ ÖZLEMEK 01-01-1970 03:00 Hayatta Sürgün Olmak 01-01-1970 03:00 AKADEMİSYENLİK 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADUL TEFRİKALARI 01-01-1970 03:00 GÜNCELLENEN MESİHİ BEKLERKEN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 KOLTUK, TURNUSOL VE KİMLİK 01-01-1970 03:00 BOSNA'DA BİR TÜRK ÜNİVERSİTESİ 01-01-1970 03:00 KOVBOY MEHTERANLA JAZZ ÇALARKEN 01-01-1970 03:00 Amerika ve Anti-Amerikan Kimlikler 01-01-1970 03:00 AMERİKAN KİMLİĞİ VE ŞEYTANLARI 01-01-1970 03:00 DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ 01-01-1970 03:00 KUTLU VEDA 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİMİN TÜRKÇESİ VE UYANIŞ 01-01-1970 03:00 TANRI, İNSAN VE TAKVİM 01-01-1970 03:00 ÖDLEK ÖCÜNÜ ALDI MI? 01-01-1970 03:00 Millet Olabildik mi? 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Mehdi’yi beklerken 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU VE YENİ İNSAN 01-01-1970 03:00 Kediler, Fareler ve Vatan 01-01-1970 03:00 Kürşat olma vaktidir 01-01-1970 03:00 Gülün Adı, Kadın ve Takva 01-01-1970 03:00 İslamo-Amerikancılık 01-01-1970 03:00 EBCET, CİFR VE TARİH 01-01-1970 03:00 SÜBJEKTİF OLMANIN FAZİLETİ 01-01-1970 03:00 DİPLOMASİMİZ NEREYE? 01-01-1970 03:00 İSTİKLAL MARŞI YENİDEN YAZILABİLİR Mİ? 01-01-1970 03:00 KOKUŞAN BİR ŞEYLER VAR! 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADULUN AĞLARINDA 01-01-1970 03:00 "Yeni Osmanlı"nın Yeni Haçlılara Yardım Tezkeresi 01-01-1970 03:00 KATLİAMERİKA 01-01-1970 03:00 MAHALLE, BASKILAŞIM VE FİKİR NAMUSU 01-01-1970 03:00 YARASANIN ÇIĞLIĞI VE DİPLOMASİ 01-01-1970 03:00 Ay lav yu, Cani! 01-01-1970 03:00 AŞKIN HALLERİ 01-01-1970 03:00 DOKUZ HECELİLER 01-01-1970 03:00 FİRAVUN... 01-01-1970 03:00 Kadın'ım... 01-01-1970 03:00 28 Şubat ve Erbakan 01-01-1970 03:00 KADDAFİ'DEN KESESİ 01-01-1970 03:00 Ve Yine Karşınızda Renan, Sykes ve Picot 01-01-1970 03:00 Democoupracy mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 FULL'er Yapalım mı, Abi? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu'da Sezaryen 01-01-1970 03:00 Mısır'da Karaoke Devrimi 01-01-1970 03:00 Mısır'ı Okurken 01-01-1970 03:00 Obama ve ikinci yeşil kuşak projesi (I) 01-01-1970 03:00 Bir Ortadoğu Masalı 01-01-1970 03:00 Mutlu Oligarşiden Kutlu Oligarşiye 01-01-1970 03:00 Ey zahit, şaraba eyle ihtiram! 01-01-1970 03:00 Bilinç ve Sürgün 01-01-1970 03:00 İbrahim, devir içimdeki putları! 01-01-1970 03:00 İdeolojik dil ve Teolojik Tarih 01-01-1970 03:00 Pardon, Size Demokrasi Diyebilir miyim? 01-01-1970 03:00 Paralel Evren, Küresel İslamcılık 01-01-1970 03:00 Erkekler ne zaman "adam" olur? 01-01-1970 03:00 "Millî" Küreselleşme? 01-01-1970 03:00 AK'Kışşş 01-01-1970 03:00 Kimliklerin Kurdu 01-01-1970 03:00 “Hiç” i öğrenmek 01-01-1970 03:00 GELENEK VE MANKURT 01-01-1970 03:00 Küresel tapınak, yerel rahipler ve Hipnoz 01-01-1970 03:00 Çift-düşün, yeni-konuş! 01-01-1970 03:00 Batı'yı ararken... 01-01-1970 03:00 Aforoz’malar… 01-01-1970 03:00 Halife Ömer Hayek’i ne zaman okumuştu? 01-01-1970 03:00 AĞLAMAKTAN ÇAĞLAMAYA DOĞRU 01-01-1970 03:00 KÜRT'AJ 01-01-1970 03:00 Shalom, Kürdistan! 01-01-1970 03:00 İstiklal marşını yeniden yazmak 01-01-1970 03:00 İslam, Millet, Hilafet ve Siyaset 01-01-1970 03:00 Amerika düşmansız olabilir mi? 01-01-1970 03:00 Mustafa Reşit Paşa'ya Mektup 01-01-1970 03:00 Keşif... 01-01-1970 03:00 Babil’in dil’beri 01-01-1970 03:00 Medeniyetlerin neyi çatışıyordu? 01-01-1970 03:00 Tarihi hangi hikâyeci yazar? 01-01-1970 03:00 Zihin Kontrolü ve Kült 01-01-1970 03:00 YUMURTANIN AK'I, SARISI 01-01-1970 03:00 Ebu Zer’in günlüğü 01-01-1970 03:00 Her şey zıddı ile mi kaim? 01-01-1970 03:00 Melamilik “marka” mıdır? 01-01-1970 03:00 Melâmilik 01-01-1970 03:00 Bir ayrılık, bir yalnızlık, bir ölüm 01-01-1970 03:00 AŞKA DAİR NE VARSA 01-01-1970 03:00 Medya medyumluğu ve wikisızmalar 01-01-1970 03:00 Türkiye, İran ve Dünya Barışı 01-01-1970 03:00 Muhafazakârlık “marka”sı? 01-01-1970 03:00 Füze ümütz! “Van münütz!” 01-01-1970 03:00 Çin'in hafızası ve küresel sistem 01-01-1970 03:00 Kutlu veda 01-01-1970 03:00 Öznellik Öz’neliktir! 01-01-1970 03:00 Hz. İnsan, Hz. Peygamber ve emanet 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve tesettür 01-01-1970 03:00 İmam, Örtünme ve Nur Suresi 01-01-1970 03:00 Din duble “yol” mu demekti? 01-01-1970 03:00 Gelenek, mankurt ve reform 01-01-1970 03:00 Aylardan şubat günlerden cuma 01-01-1970 03:00 Alaturkalıktan Kolaturkalığa gelenek 01-01-1970 03:00 Gelenek mürtedi ve kimlik 01-01-1970 03:00 Namus, Kanun ve Fazilete Dair 01-01-1970 03:00 İman "terakkiye" destek midir? 01-01-1970 03:00 Yılmayacağız... 01-01-1970 03:00 ÜÇ TARZ-I MAHALLE VE HAL 01-01-1970 03:00 Hoş geldin, Şeytan! 01-01-1970 03:00 OSMANLI VE NEO-OSMANLI 01-01-1970 03:00 DAYILAR VE DAYILANMALAR 01-01-1970 03:00 Türkiye’de muhafazakârlık ve Dr. Faustus 01-01-1970 03:00 Tesettür neyi örtüyor? 01-01-1970 03:00 Milat oluşturmak 01-01-1970 03:00 Yahudilik bir din mi yoksa ırk mıdır? 01-01-1970 03:00 Tarih satrancını asıl kim oynuyor? 01-01-1970 03:00 Mahalle ve getto 01-01-1970 03:00 Tanrı, totem ve muta nikahı 01-01-1970 03:00 Orta Doğu’mların ebesi 01-01-1970 03:00 ŞOFÖR MAHALLİ BASKISI 01-01-1970 03:00 KÜRESEL İSLAMCILIK 01-01-1970 03:00 RENAN'I VE KENDİMİZİ AŞMAK 01-01-1970 03:00 Medine Vesikası 01-01-1970 03:00 Türk solculuğu ve İslamcılığı 01-01-1970 03:00 Batı’k düşüncelerin Doğu’şu 01-01-1970 03:00 BATI'NIN DEĞERLERİ EVRENSEL MİDİR? 01-01-1970 03:00 NEO-MUHAFAZAKÂRLIK VE YİN-YANG 01-01-1970 03:00 Karadul 01-01-1970 03:00 KEDİLER VE FARELER 01-01-1970 03:00 “Erkekliğin” yasası, “kadınlığın” tasası 01-01-1970 03:00 ON ADIMDA LİBERAL OLMA TÜYOLARI 01-01-1970 03:00 Neden Federasyon? 01-01-1970 03:00 Kaburga kemiklerimdeki sızı? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu ve Darbeler 01-01-1970 03:00 "Küreselleşme "millet"e neden karşıdır? 01-01-1970 03:00 TURNUSOL 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? (II) 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (II) 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (I) 01-01-1970 03:00 Kim ne der? 01-01-1970 03:00 Ne zaman ki… 01-01-1970 03:00