BİLİMLE DİNİ UYUŞTURMAK

Metin BOSNAK

26-04-2022 01:49

 

Din ile bilimi uzlaştırma çabaları esasen ideolojik uyuşturma ürünüdür. Dahası, bu çatışmanın özünde tarihsel bir iktidar savaşımı yatıyor. Hıristiyan Ortaçağı sonlarında bilim, dinden kendine düşünce için hürriyet alanı kotarmaya çalıştı.

Roger Bacon gibi felsefeciler hem bilimin hem de felsefenin dizginlerini tutmaya çalıştı. Şüphe vardı, inanç da. Taklitten tahkike geçmeyi Endülüs’ten öğrenmişti. Descartes’ta şüphe inanca olduğu kadar düşünenin kendine kadar uzandı; düşünmek bir “varlık” ispatı oldu. O da İbn-i Rüşt etkisindeydi, ancak Hıristiyanlığa Zerdüştlükten miras kalan dualite havsalasına hâkimdi. “Cogito” “ben”i merkeze alırken kendinin dışarıdan, öncekilerden, hatta üstatlardan bağımsız olacağını ilam ediyordu. Pascal, Leibniz ve Hobbes’ın eleştirileri, o “ben”e dair eleştirileri çok geçmeden gelecekti, geldi de.

Hıristiyanlıktaki haliyle din, sadece içe dönük sorgulamaya odaklanmıştı. Bu nedenle, Kiliselerin içeriye fazla ışık almaması ve hatta olacaksa loş ışık için mum yakılmalıydı. Hıristiyanlığın en büyük abidesi olan Ayasofya’da bile yapının içeriye fazla ışık almayacak şekilde tasarımı bundandı. En belirgin ve yoğun ışık da ana kubbeden içeriye açılan üç ayrı yuvarlak pencereden yapıya girecek şekilde tasarlandı. Üç yuvarlak ışık kaynağı birleşecek ve böylece Teslisteki, “üç ama bir; bir ama üç” prensibi üç ışığın zeminde yekpare ışık tarzında odaklanmasıyla gerçekleşecekti. Ancak Kilise’nin genelinde yine karanlığa çalan loşluk hâkim olacaktı.

Eskiden beri Hıristiyanlık ışıkla zaten kavgalıydı. Tamam, İsa’nın çoğu tezahürlerinde ışık vardı. İkonalarda ışık haleleri de bunu işaret ediyordu. Ancak tehlike de vardı. Çünkü Lucifer de “ışık getiren” anlamındaydı. Ayrıca, ışık dışarıdan içeriye gelirdi; camera obscura (karanlık oda)'daki gibi dışarıdan gelen ışığın içerde resmi oluşturması değil, iç hücrelerden dışarıya ışık yaymak gerekiyordu. Dışarıdan içeri gelen ışık dünyevi, içerden dışarıya çıkan ise uhrevi bir ışık demekti. O nedenle Karanlık Çağlara nispetle kullanılan Aydınlanma ciddi bir tartışmayı da araladı.

Batı’da Aydınlanma ve sonrasında artık hükümranlığını yitiren Hıristiyanlık deneysel bilimlerden saha ilhak etmeye çalışarak yaşamaya çalıştı. Bunu da Kutsal Kitap ve dinsel verilerin bilimle sağlamasını yaparak gerçekleştirmek istedi. Yaradılış ve evrime dair tartışmalar, Darvin, Marks ve Freud gerçeği nakilden bağımsızlaştırmak istedikçe, dini kesimler de bilim verileriyle dini sağlaştırmak çabasına düştü. Uyuşma böyle başladı.

Dinin bilimsel, ya da ispat edilebilir taraflarına vurgu yapmak temelde bu çabaların ürünüdür. Bunlar arasında Tevrat arkeolojisi ve bizzat yaradılışa dair kutsal metinlerin hakikatini “bilimsel” olarak ispat etme vehimleri yer aldı. Bir yandan bilim dinleşti; öte yandan, din bilimselleşti. Uymak, uzlaşmak gibi algılansa da uyumak ve uyuşmak yan ürün olarak ortaya çıktı. Neticede din bilimi uyuttu, bilim de dini. Okumalar ve yorumlar zaten var olan gerçeğin takdis algısına yönelik gelişirken, sorgulama yerine doğrulama gelenek oldu.

Hegel aslında karşıt gibi görülen tez ve antitezin birbirini “mutlak” iyiye götüreceği dillendirdi. Kant’ta bu çaba devam etti belki; aklın bağımsız olmadığı ve hatta “saf aklın” eleştirisi yapılırken akıl ötesinde bir gerçekliğe erişme çabası düşünce ufkuna yerleşti. Descartes geleneğini yıkma çabasında olan Kant belki “fuat” kavramına en yakın duran modern düşünce adamı oldu. Akıl yanında “tecrübe”nin gerekli olduğunu düşünüyordu.

Kant en azından beyin kıvrımlarında şekillenen düşüncenin aslında zaten dışarıdan gelen verileri yorumlamada katıksız olmayacağını ifade etti. Ona göre, geleneksel felsefe ve metafizik düşünce bu konuda yetersiz kalmıştı. Aydınlanmayı tarif ederken kullandığı “bilmeye cüret etmek” hem Tekvine hem de tecrübe etmenin gereğine işaret ediyordu. Ayrıca tecrübeyle beraber “apriori” kavramlar da önemliydi. Bu kavramlar bireysel tecrübe ötesine de geçiyordu. Yani, bireyin, “ben”in ötesine.

Ancak süreç devam etti. Amerika’da Emerson ve Thoreau gibi filozoflar Protestanlıkla bireysel düşünceyi “aşkıncılık” haline getirmeye çalıştılar. Fichte ve Shelling’den esintiler vardı düşünce sistemlerinde. Kilise’den hâlâ tam kopmayan düşünceleri, şehirden bile koparak kırsal alanda yakalama çabasında oldular. Şehir ve Kiliseye yabancılaştılar, ancak kırsaldaki çiftliklerinde de kalbin Kilisesini de kuramadılar.

Batı’da din ve bilim boyutunda gerçekleşen savaş, aslında “din adamı” ve “bilim adamı” arasında oldu. Bu da daha önce başlayan Kilise ve Devlet arasındaki iktidar savaşının yeni boyutunu ifade ediyordu: bilimsel gerçek ve dinsel gerçek. Ya da akademi ve Kilise. Ya da laboratuar ve nefis muhasebe hücreleri. Kilisenin etkisi ve nefsin yankı hücreleri daraldıkça, Kapitalizmin Ruhu  ortaya çıkmaya başladı. Weber Protestanlıkla Kapitalizm bağlantısı kurarken, dâhili murakabe yerine harici muhasebeleşmeyi vurguluyordu. Nefsin terbiyesi, Doğa’nın terbiyesiyle yer değişti. Doğa’nın zaptı, başka insan doğalarının zaptına evirildi.

Çıkan tartışmanın özünde 19. asırdan beri süregelen, dinin yerine bilimi ikame etme mantığı yatmaktaydı. Daha önce din çalışmaları dâhil hemen her araştırma konusu “felsefe”nin alt alanlarıydı. (“Fıkıh” kelimesi de aslında illa “dini” araştırmaları değil, genel anlamda araştırmayı ifade ediyordu. Çünkü geleneksel İslam algısında bilginin seküler ve İslami olarak tasnifi yoktu. Yani bütün bilgiler İslami olup, İstislamına gerek de yoktu.)

Pozitif ve deneysel bilim bunları içermiyordu. O nedenle, dinle gelen gerçek algısı da dünyayı algılama çabasına dönüşürken, dinin Batı’da karşılığı olmayan “fuat” kavramı doğrultusunda gelişimi akamete uğradı. Batı’da akıl beyinle özdeş olurken, İslam’da gönülle ya da kalp akıl etme meselesi vardı. “Perdeler” hem varlık hem düşünce katmanlarını içerdiği için, aslında vukuf perdelerin açılmasıyla hem varlığı hem onu kavramadaki düşünce nüfuzunu ifade ediyordu.

Duygu derinliği Batı’da hem kadınsı, hem Doğu’lu dolayısıyla aslında bir hiyerarşik üst-ast ilişkisi demekti. Yeni Batı rotasında insan erkeksi, yani “mantıklı” yani “kalbi” değil “beyni” ile hareket eden insan olacaktı. O da üstünlük demekti. İsa’nın “öte dünyadaki” krallığını beklemeye gerek kalmadı; onu bu dünyada kurmak zamanı gelmişti. Bu süreci Marks dinin ve Hegel’in eleştiriyle başlatmak istedi. Kalpsiz dünyanın kalbi olmak çabasında Marks, aslında kalbi döküm atölyesinde eritti.

 

Hıristiyan Ortaçağında bilim zaten Kilise sultasında ve Hıristiyanlığı muktedir kılmak üzerine dini ve siyasi nitelik taşıyordu. Bireysel anlamda vicdanı sorgulayan, ama toplumsal anlamda siyasal sistemi sorgulatmayan bu gelenek, bizzat siyasal sistemi dini verilerle olumlarken; aslında, kendi meşruiyet damarlarını kurutmuş oldu. Buna Haçlı Seferlerinin başarısızlığı da eklenince Kilise dağılmaya başladı ve yeni Hıristiyan mezheplerinin çıkmasıyla Hıristiyan ittihadı bitmiş oldu. Avrupa 16. asıra kadar anti-İslam olarak kimliğini tanımladı.

16. Asırdan sonra sekülerleşme eğilimleri bu sefer de Hıristiyanlıktan gelen verileri inkâra dayalı olarak gelişmeye başladı. Artık şövalye Kutsal Kâse’yi ya da Kudüs’ü kurtarma çabasında değildi. Cervantes’in Don Kişot’u bile, kutsallar için değil, Desdemona için varlığını tehlikeye atıyordu. Madem İsa’ya değil, kadına âşık olacaksınız, o halde işte size Meryem! Onu tehlikesizce sevin demişti,” Kilise. Ama tutmamıştı.

Bu dönem sekülerleşme eğilimleriyle olduğu kadar, anti-Osmanlı olarak kendini tanımlayan milli kimlikler ortaya çıkmaya başladı. Önceleri İtalyancanın Latinceden ayrışmaya başlaması, diğer Batı dillerinin ayrışmasına zemin hazırlarken, milli dillerin verileri tedricen Hıristiyanlığın da milli sürümlerinin oluşmasına yol açtı. Haçlı birlikteliği bitmiş, feodal yapılar da milletleşmeye başlamıştı. Osmanlı Türktü; o halde, Batı’lı olmak anti-Türk olmaktı artık. Müslüman olanlara "Türk oldu" demeleri bundandı.

Bilim alanları 19. asırda felsefeden ayrıldıkça tartışmalar da başladı. Bu yolla Kilise üzerinden din adamlarının kullandığı güç el değiştirecekti. Deneysel bilimler ayrıştıkça gözleme dayalı düşünsel alanlar dayanaksız kaldılar. Din çalışmaları da bundan nasibini aldı. “Zamanın ruhu” öyle istedi. Önce bilim Kilise sultasından çıktı. Sonra da “gerçeklik.” Bilimle uğraşan ve bilimi finanse eden merkezlerin bu güç kaydırmasında rolü büyük oldu. Bilim cephesinden ortaya atılan “mantık,” daha sonra dini savunmak yönündeki diğer açmazlara yol açtı.

İlkin Hıristiyanlıkta başladı bu tartışma. Sonra İslam’a sıçradı. Netice olarak, bilim dinin, din de bilimin alanlarına girmek durumunda kaldı. Her ikisinde de amaç karşı tarafın “gerçeklerine” temayülleri olanı kendi tarafına çekme mücadelesinden öteye gitmedi. Her iki alan da gerçekliği iktidar için kullandıkça gitmeyecektir de.

İnanç alanları irrasyoneldir. Tanrı algısı kendi başına irrasyoneldir. Müslüman için “asli günah,” Teslis gibi kavramlar ne kadar irrasyonel ise, Hıristiyan için çok Hz. Peygamberin evlilikleri, Yahudilik için kadının “şer olmayabileceği” konuları da aynı şekildedir.

Rasyonel aklın “irrasyoneli” kendi hazne ve formüllerine sığdırması çabası da anlamsızdır. Çünkü rasyonel akıl günceli, geçmişinden bağımsız algılamaya çalışır. Bunu yaparken de “tarihsellik” kategorileri kurar. Dahası, Pozitif bilimlerle beşeri bilimler zaten kendi arasında yöntem, içerik ve kavramsal gerçeklik çatışması yaşarlar. Tanrı rasyonel mantığa vurulamaz: O, zihinsel kapsam alanı ötesindedir. Pozitif bilimlerin gerçeklik algısı da ancak onunla uğraşanların kapasiteleriyle sınırlıdır. Öte yandan, rasyonelliği sadece “materyale” dökmek zaten yine aynı kısır döngünün ürünüdür.

Dinin yorumlanmasını pozitif bilimle yapmak dini pozitivist mantıkla algılamaktır. Dinin yorumu beşeri bilimlerin bakış açısıyla anlamlı olacaktır. Dinin mutlak tartışılmazları vardır. Ancak anlaşılmazları olmaması gerekir. Oysa bilimin, tartışılmazı yeni bir tartışma çıkana kadar geçerlidir. Hatta yolda da değişebilir.

Tevrat ve Kur’an astronomi, oşinografi kitapları değildir. Gemiden, okyanustan bahsetmesi Kutsal Kitabı denizcilik ders kitabı yapmaz. Abdest almak “sağlığa uygunluk” için değildir, ibadete hazırlıktır. Orucun sağlığa yararlarından bahisle orucu teşvik pozitivist kaşıkla Müslüman iftarı yapmaktır. Sindirim sistemini çalıştırmak için Teravih namazı kılınmaz. Spor salonlarının işlevini namaza yüklemek abesle iştigaldir. Her dinin bilim ve gerçekliğe bakışı zaten farklıdır. Bilgiyi teşvik eden din veya yorumu kadar, engelleyen din veya yorumu da vardır.

Öte yandan, bilimin kendisi de dogmatik olabilir. Aristo’dan Einstein’a gelen süreç akıllardadır. Önce Kilise ve onu temsilen papalık tartışılmazdı; sonra Aristo mutlak gerçek oldu. Sonra o aşıldı ve Einstein dönemi başladı.

“Gerçeklik” sadece materyal dış âlemden gelmez. Laiklik tartışmalarına kadar giden bir dolu kavganın özünde de esasen din ve bilim arasındaki karşılıklı mütecaviz mantık yatmaktadır. Dini “hakikatlerin” illa da ilmi “tahkikatlarının” yapılması mükellefiyetleri yoktur.

Dinle bilimin çatıştığı noktalar var oldukça birini diğerine uydurmak için tornaya sokmak, yontmak ikisine de haksızlık yapmaktır. Din ile bilimi illa da aynı kefede tartışmak baştan yanlışlıktır. Çünkü ikisinin alanları ve metotları farklıdır. Bütün bilimler aslında Tanrı’yı anlama yönünde birer küçük ipucu sunsalar da, bütün güzel sanat alanları kaybedilen bir öz güzellik ve hakikate yönelişin tezahürleri olsalar da, Tanrıyı somut hale getiremezler.

O nedenle, dine inanan bu tartışmayı Sanatkârın sanatıyla algılar. Güzellik ve gerçek aynı Tanrı’nın iki ayrı tecelli alanlarıdır. O halde güzellik de gerçek de dini metinlerden ya da din adamından çıkmasa da takdiri hak eden unsurlardır. Buna sanatın uğraştığı güzellik ve bilimin uğraştığı gerçeklik de dâhildir. Yeter ki bilim ve din üzerinden verilen kavga yekdiğerini yok etme ya da onlar üzerinden güç edinimi için olmasın!

Çatışmadan, ama uyuşmadan da.

 

 

DİĞER YAZILARI MUHSİN BAŞKAN 01-01-1970 03:00 Mum Titrer Hanemizde 01-01-1970 03:00 Ülkücülük 01-01-1970 03:00 CHP'yi Ne Zaman Sevdim 01-01-1970 03:00 İSLAMCILIKLA MÜSLÜMANI, TÜRKÇÜLÜKLE TÜRKÜ YABANCILAMAK 01-01-1970 03:00 SOSYAL MEDYANIN SOS'LARI 01-01-1970 03:00 PARALEL YAPI 01-01-1970 03:00 Bosna'daki Türk Üniversitesi: IUS 01-01-1970 03:00 DER SPİEGEL "BOYUN EĞME" DİYOR 01-01-1970 03:00 DEVRİM Mİ DEDİNİZ? 01-01-1970 03:00 BİRLİK VE BERABERLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 DİL TARİH VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 AYNAYI ARAMAK... 01-01-1970 03:00 MAKULLER AKİLLERE KARŞI 01-01-1970 03:00 VEDA HUTBESİNİ OKURKEN 01-01-1970 03:00 HİNLİK VE HAİNLİK ÖTESİNDE TARİHE BAKMAK 01-01-1970 03:00 ALPEREN OLMAK 01-01-1970 03:00 BİR HİLAL BİR İHTİLALDİR 01-01-1970 03:00 DELİLİĞE ÖVGÜ 01-01-1970 03:00 AŞK'A DAİR YAKLAŞIMLAR 01-01-1970 03:00 BİLİM, İDEOLOJİ VE DARVİNİZME DAİR 01-01-1970 03:00 YALAN DÜNYADA GERÇEK TARİH OLUR MU? 01-01-1970 03:00 DELİ DUMRUL'UN KÖPRÜSÜ 01-01-1970 03:00 ORTAYA KARIŞIK HALLERİMİZ 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 YUSUF, ŞEHİR VE TABUYA DAİR 01-01-1970 03:00 EĞİTİME NEDEN HAYIR? 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 "ADAMLARIN" PLANI HER ZAMAN TUTAR MI? 01-01-1970 03:00 İNGİLİZ'CE KONUŞMAK... 01-01-1970 03:00 BEN ÖLÜNCE KİM KALIR? 01-01-1970 03:00 BİLMENİN MALİYETİ NEDİR? 01-01-1970 03:00 BU ÜLKEYİ ANLAMAK... 01-01-1970 03:00 NİYET TAVŞANLARI VE TARİH 01-01-1970 03:00 ŞERİF MARDİN VE CUMHURİYETİN GETTOLARI 01-01-1970 03:00 FERMAN VE FETVA 01-01-1970 03:00 BAYRAMLARDAN BAYRAM BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 AŞKIN BAR/KODU 01-01-1970 03:00 MEVSİM SONU İNDİRİMLİ LİBERALCİLİK 01-01-1970 03:00 YOL DA İÇİMİZDE SEYYAH DA! 01-01-1970 03:00 OSMANLI NE ZAMAN ÖLDÜ? 01-01-1970 03:00 SÜRGÜN 01-01-1970 03:00 KAYIP MEDENİYETİ ARARKEN... 01-01-1970 03:00 KÜRDİSTANA DAHA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ? 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 MHP NEREYE GİDİYOR? 01-01-1970 03:00 NASIL BİR GENÇLİK? 01-01-1970 03:00 KİM KORKAR EBU ZER'DEN? 01-01-1970 03:00 MEHDİ NE ZAMAN GELECEK? 01-01-1970 03:00 "GÜZEL VE YALNIZ ÜLKE"YE 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik ve Kürtler 01-01-1970 03:00 İLETİŞİM VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 BATILILAŞMAK 01-01-1970 03:00 TWITTER'DA KENDİMİZİ OKUMAK 01-01-1970 03:00 "DANIMARKA ÜLKESİNDE KOKUŞAN ŞEYLER" 01-01-1970 03:00 BİSİKLETİN İSLAMİ OLANI 01-01-1970 03:00 FİRAVUN VE HİÇ'LİK 01-01-1970 03:00 KAMUSAL ALAN DÖNÜŞTÜ MÜ? 01-01-1970 03:00 KADIN, ŞEYTAN VE ÖLÜM 01-01-1970 03:00 ÇEVRİM İÇİ AHLAK 01-01-1970 03:00 ÖLÜM VE YAŞAMA KORKUSU 01-01-1970 03:00 KISKANÇLIĞIN KISKAÇLARI 01-01-1970 03:00 11 Eylül ve ABD 01-01-1970 03:00 YA 12 EYLÜL SONRASI? 01-01-1970 03:00 Korku ve alkışlar arasında Ortadoğu 01-01-1970 03:00 AYDIN, MÜNEVVER VE ENTELEKTÜEL 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'DA OLANLARI ANLAMAK 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'NUN YENİDEN TASARIMI 01-01-1970 03:00 SUSMAK, PUSMAK VE BİRLİK 01-01-1970 03:00 DİL VE TARİH KAVGAMIZ 01-01-1970 03:00 HOLİGARŞİ 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve Cemaat algısı 01-01-1970 03:00 Size “İslamî alt-çevre” diyebilir miyim, “abi”? 01-01-1970 03:00 MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? 01-01-1970 03:00 TÜRK LİBERALİZMİ 01-01-1970 03:00 AŞK MI MAŞUK OLAN? 01-01-1970 03:00 DİN'ERCİLİK 01-01-1970 03:00 SİVİL İTAATSİZLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 NEDEN KÜRT ÇALIŞMALARI ENSTİTÜSÜ? 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM İDEOLOJİSİ VE LİBERAL PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 12 EYLÜL SONRASI UZLAŞMA 01-01-1970 03:00 LİBERAL STATÜKOCULUK 01-01-1970 03:00 UYKUYU ÖLDÜRMEK 01-01-1970 03:00 "EKSİK ETEK" 01-01-1970 03:00 BABİL, DİL VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 DENKTAŞ'IN ÖLÜMÜ 01-01-1970 03:00 AİKİDO VE "KÜRDİSTAN" 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM 01-01-1970 03:00 TÜRKÇE VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 "KASIMPAŞALI" BAŞBAKAN 01-01-1970 03:00 "İBRAHİMİ DİNLER" 01-01-1970 03:00 KOLTUĞA OTURAN VE KOLTUĞUN OTURDUĞU İNSAN 01-01-1970 03:00 TEMCİT PİLAVI VE YENİ OSMANLI 01-01-1970 03:00 RODRİGEZ NEDEN LİBERAL OLAMAZ? 01-01-1970 03:00 BEN'SİZLİĞE ŞİİR 01-01-1970 03:00 TOPKAPI'DAN DOLMABAHÇE'YE DÜŞERKEN 01-01-1970 03:00 ERBAKAN'I ÖZLERKEN 01-01-1970 03:00 MÜSLÜMAN VE İSLAMCI 01-01-1970 03:00 İSLAM VE FEMİNİZM 01-01-1970 03:00 KAÇIRILAN GÜNDEM 01-01-1970 03:00 BIDEN NOTLARI 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİDE KİM KİM ÖPÜYOR 01-01-1970 03:00 ARAF'TA 01-01-1970 03:00 TARİHLERDEN TARİH BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 ARAFTAKİNİ ÖZLEMEK 01-01-1970 03:00 Hayatta Sürgün Olmak 01-01-1970 03:00 AKADEMİSYENLİK 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADUL TEFRİKALARI 01-01-1970 03:00 GÜNCELLENEN MESİHİ BEKLERKEN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 KOLTUK, TURNUSOL VE KİMLİK 01-01-1970 03:00 BOSNA'DA BİR TÜRK ÜNİVERSİTESİ 01-01-1970 03:00 KOVBOY MEHTERANLA JAZZ ÇALARKEN 01-01-1970 03:00 Amerika ve Anti-Amerikan Kimlikler 01-01-1970 03:00 AMERİKAN KİMLİĞİ VE ŞEYTANLARI 01-01-1970 03:00 DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ 01-01-1970 03:00 KUTLU VEDA 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİMİN TÜRKÇESİ VE UYANIŞ 01-01-1970 03:00 TANRI, İNSAN VE TAKVİM 01-01-1970 03:00 ÖDLEK ÖCÜNÜ ALDI MI? 01-01-1970 03:00 Millet Olabildik mi? 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Mehdi’yi beklerken 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU VE YENİ İNSAN 01-01-1970 03:00 Kediler, Fareler ve Vatan 01-01-1970 03:00 Kürşat olma vaktidir 01-01-1970 03:00 Gülün Adı, Kadın ve Takva 01-01-1970 03:00 İslamo-Amerikancılık 01-01-1970 03:00 EBCET, CİFR VE TARİH 01-01-1970 03:00 SÜBJEKTİF OLMANIN FAZİLETİ 01-01-1970 03:00 DİPLOMASİMİZ NEREYE? 01-01-1970 03:00 İSTİKLAL MARŞI YENİDEN YAZILABİLİR Mİ? 01-01-1970 03:00 KOKUŞAN BİR ŞEYLER VAR! 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADULUN AĞLARINDA 01-01-1970 03:00 "Yeni Osmanlı"nın Yeni Haçlılara Yardım Tezkeresi 01-01-1970 03:00 KATLİAMERİKA 01-01-1970 03:00 MAHALLE, BASKILAŞIM VE FİKİR NAMUSU 01-01-1970 03:00 YARASANIN ÇIĞLIĞI VE DİPLOMASİ 01-01-1970 03:00 Ay lav yu, Cani! 01-01-1970 03:00 AŞKIN HALLERİ 01-01-1970 03:00 DOKUZ HECELİLER 01-01-1970 03:00 FİRAVUN... 01-01-1970 03:00 Kadın'ım... 01-01-1970 03:00 28 Şubat ve Erbakan 01-01-1970 03:00 KADDAFİ'DEN KESESİ 01-01-1970 03:00 Ve Yine Karşınızda Renan, Sykes ve Picot 01-01-1970 03:00 Democoupracy mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 FULL'er Yapalım mı, Abi? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu'da Sezaryen 01-01-1970 03:00 Mısır'da Karaoke Devrimi 01-01-1970 03:00 Mısır'ı Okurken 01-01-1970 03:00 Obama ve ikinci yeşil kuşak projesi (I) 01-01-1970 03:00 Bir Ortadoğu Masalı 01-01-1970 03:00 Mutlu Oligarşiden Kutlu Oligarşiye 01-01-1970 03:00 Ey zahit, şaraba eyle ihtiram! 01-01-1970 03:00 Bilinç ve Sürgün 01-01-1970 03:00 İbrahim, devir içimdeki putları! 01-01-1970 03:00 İdeolojik dil ve Teolojik Tarih 01-01-1970 03:00 Pardon, Size Demokrasi Diyebilir miyim? 01-01-1970 03:00 Paralel Evren, Küresel İslamcılık 01-01-1970 03:00 Erkekler ne zaman "adam" olur? 01-01-1970 03:00 "Millî" Küreselleşme? 01-01-1970 03:00 AK'Kışşş 01-01-1970 03:00 Kimliklerin Kurdu 01-01-1970 03:00 “Hiç” i öğrenmek 01-01-1970 03:00 GELENEK VE MANKURT 01-01-1970 03:00 Küresel tapınak, yerel rahipler ve Hipnoz 01-01-1970 03:00 Çift-düşün, yeni-konuş! 01-01-1970 03:00 Batı'yı ararken... 01-01-1970 03:00 Aforoz’malar… 01-01-1970 03:00 Halife Ömer Hayek’i ne zaman okumuştu? 01-01-1970 03:00 AĞLAMAKTAN ÇAĞLAMAYA DOĞRU 01-01-1970 03:00 KÜRT'AJ 01-01-1970 03:00 Shalom, Kürdistan! 01-01-1970 03:00 İstiklal marşını yeniden yazmak 01-01-1970 03:00 İslam, Millet, Hilafet ve Siyaset 01-01-1970 03:00 Amerika düşmansız olabilir mi? 01-01-1970 03:00 Mustafa Reşit Paşa'ya Mektup 01-01-1970 03:00 Keşif... 01-01-1970 03:00 Babil’in dil’beri 01-01-1970 03:00 Medeniyetlerin neyi çatışıyordu? 01-01-1970 03:00 Tarihi hangi hikâyeci yazar? 01-01-1970 03:00 Zihin Kontrolü ve Kült 01-01-1970 03:00 YUMURTANIN AK'I, SARISI 01-01-1970 03:00 Ebu Zer’in günlüğü 01-01-1970 03:00 Her şey zıddı ile mi kaim? 01-01-1970 03:00 Melamilik “marka” mıdır? 01-01-1970 03:00 Melâmilik 01-01-1970 03:00 Bir ayrılık, bir yalnızlık, bir ölüm 01-01-1970 03:00 AŞKA DAİR NE VARSA 01-01-1970 03:00 Medya medyumluğu ve wikisızmalar 01-01-1970 03:00 Türkiye, İran ve Dünya Barışı 01-01-1970 03:00 Muhafazakârlık “marka”sı? 01-01-1970 03:00 Füze ümütz! “Van münütz!” 01-01-1970 03:00 Çin'in hafızası ve küresel sistem 01-01-1970 03:00 Kutlu veda 01-01-1970 03:00 Öznellik Öz’neliktir! 01-01-1970 03:00 Hz. İnsan, Hz. Peygamber ve emanet 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve tesettür 01-01-1970 03:00 İmam, Örtünme ve Nur Suresi 01-01-1970 03:00 Din duble “yol” mu demekti? 01-01-1970 03:00 Gelenek, mankurt ve reform 01-01-1970 03:00 Aylardan şubat günlerden cuma 01-01-1970 03:00 Alaturkalıktan Kolaturkalığa gelenek 01-01-1970 03:00 Gelenek mürtedi ve kimlik 01-01-1970 03:00 Namus, Kanun ve Fazilete Dair 01-01-1970 03:00 İman "terakkiye" destek midir? 01-01-1970 03:00 Yılmayacağız... 01-01-1970 03:00 ÜÇ TARZ-I MAHALLE VE HAL 01-01-1970 03:00 Hoş geldin, Şeytan! 01-01-1970 03:00 OSMANLI VE NEO-OSMANLI 01-01-1970 03:00 DAYILAR VE DAYILANMALAR 01-01-1970 03:00 Türkiye’de muhafazakârlık ve Dr. Faustus 01-01-1970 03:00 Tesettür neyi örtüyor? 01-01-1970 03:00 Milat oluşturmak 01-01-1970 03:00 Yahudilik bir din mi yoksa ırk mıdır? 01-01-1970 03:00 Tarih satrancını asıl kim oynuyor? 01-01-1970 03:00 Mahalle ve getto 01-01-1970 03:00 Tanrı, totem ve muta nikahı 01-01-1970 03:00 Orta Doğu’mların ebesi 01-01-1970 03:00 ŞOFÖR MAHALLİ BASKISI 01-01-1970 03:00 KÜRESEL İSLAMCILIK 01-01-1970 03:00 RENAN'I VE KENDİMİZİ AŞMAK 01-01-1970 03:00 Medine Vesikası 01-01-1970 03:00 Türk solculuğu ve İslamcılığı 01-01-1970 03:00 Batı’k düşüncelerin Doğu’şu 01-01-1970 03:00 BATI'NIN DEĞERLERİ EVRENSEL MİDİR? 01-01-1970 03:00 NEO-MUHAFAZAKÂRLIK VE YİN-YANG 01-01-1970 03:00 Karadul 01-01-1970 03:00 KEDİLER VE FARELER 01-01-1970 03:00 “Erkekliğin” yasası, “kadınlığın” tasası 01-01-1970 03:00 ON ADIMDA LİBERAL OLMA TÜYOLARI 01-01-1970 03:00 Neden Federasyon? 01-01-1970 03:00 Kaburga kemiklerimdeki sızı? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu ve Darbeler 01-01-1970 03:00 "Küreselleşme "millet"e neden karşıdır? 01-01-1970 03:00 TURNUSOL 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? (II) 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (II) 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (I) 01-01-1970 03:00 Kim ne der? 01-01-1970 03:00 Ne zaman ki… 01-01-1970 03:00