Hz. İnsan, Hz. Peygamber ve emanet

26-04-2022 01:49

 

Hz. İnsan, Hz. Peygamber ve emanet

 

Hz. Peygamberin, henüz peygamber olmadan yaşadığı bir hadise vardır ki, Hz. İnsan olarak onun şahsında tekemmül etmiş olan vasıflarını özetlediği gibi, gelecekteki yolunu da çizecek somut yol haritasını da çizmiştir. Kâbe’nin yeniden yapılmasında aldığı rol ve daha da önemlisi son aşamada yaptığı hakemlikti bu hadise.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harap olmuş, tamir edilmesi gerekmişti. Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrahim’in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar.

Ancak “Hacer-i Esved”i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş’in bütün kolları, bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki, Kureyş’in en ihtiyarı Ebu Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre ”Harem kapısından ilk girecek zatın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını” teklif etti.  Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, “el-Emîn, el-Emîn, O’nun hakemliğine razıyız…” diye bağrıştılar. Yıl 605’ti ve Hz. Peygamber henüz peygamber değildi. Hz. İnsan’dı gelen, mehabetiyle, emniyetiyle, ünsiyetiyle Hz. İnsan. Ona adını dedesi, “emin” sıfatını tanıyan herkes vermişti. Allah’ın verdiği risalet, onun ünsiyetindeki kemalden sonra vuku buldu.

Ve yanlarına gelince, durumu anlattılar Hz. Peygambere.  Bunun üzerine yapılan teklifi kabul etti ve “emin” olan şahsına adaleti ekleyip ortaya uzlaşının güzel bir örneğini sergiledi. Hz. Muhammed, bir örtü getirterek Hacer-i Esved’i onun üzerine koydu, bütün kabile reislerinin iştirakiyle örtüyü kaldırdı, hizaya gelince de taşı kendi elleriyle alıp yerine yerleştirdi.  Örtü onu tutan bütün ellere hem iktidarı hem de sorumluluk anlayışını yüklüyordu. Böylece Kureyşliler arasında çıkmak üzere olan bir çatışmanın da önüne geçilmiş oldu.[1]

Bu tarihsel olay, o günün Arap Yarımadasındaki kültüre dair önemli tespitlerde bulunurken, günümüze de ışık tutmaktadır. Şöyle ki:

1.      Kâbe’nin fiziki yapısı kutsal değildir. Aldığı emir doğrultusunda, Hz. İbrahim, tamamen dünyevi malzemeden ve insan emeği ile Kâbe’yi inşa etmiştir. Bakım yapılmazsa, Kâbe’de yıkılabilir, ya da yangın, sel gibi afetler Kâbe’yi de rahatlıkla etkiler hatta yerle bir edebilir. Bu da Kâbe’nin yapısal kutsallığı olmadığı, ancak insan bilgi ve ustalığı ölçüsünde dayanıklığının söz konusu olmasıdır. Nitekim Kâbe tarihte çeşitli dönemlerde tamir bakım işlemlerinden geçmiştir.  (Zilzal Sure’sinin her depremde bir şeylere delil edilmesi anlamlı değildir.)

2.      Kâbe, malum olduğu gibi, aslında mahal itibariyle Hz. Âdem’den Hz. İbrahim’e bir bağlantı kurarken, bir ontolojik hatırayı epistemolojik bir abideye dönüştürmüştür. İnsan’ın sonraları ancak kazanarak gireceği ifade edilen mekândan kopuşudur esas olan. Tanrı’dan kopuş, cennetten kopuşa yol açmış ve fakat insan olarak sürgün döneminin hatırasıdır Kâbe. Tanrı’dan kopan insanın sonradan Hac vesilesi ile yaratılıştaki fıtrat akdini yenilemenin adıdır tavaf.

3.      Hz. İbrahim, oğlu ile Kâbe’yi inşa etmiştir, ama yaptığı bina sonradan farklı müşrik gruplarının Tanrı’ya ulaşmak için kullandıkları putların mekânları haline gelmiştir.  Bu nedenle onun banisi olan İbrahim, sonraları onun korunmasını da üstlenmiştir.  Bunu yapması içinde müşriklerin Kâbe içinde barındığı muhafaza ettiği kabile tanrılarını, yani totemlerini, yani putlarını temizleme işini de o üstlenmiştir.

4.      Hz. İbrahim, putları parçalamış ve fakat bunu yaparken Kâbe’ye dokunmamıştır. Kâbe’yi temizlemek, onu yıkmak şeklinde olmamıştır. Kabile totemlerinin önemini anlamasına rağmen, semitik asabiyetin önemini bilmesine rağmen bu “tezkiye” işini yapmış ve baltayı geride bıraktığı tek bir totemin boynuna asmış, inancın rasyonel tarafına dair bir ders vermiştir. Kendisine totemleri kimin kırdığını soran dehşete düşmüş kabile mensuplarına, “bakınız balta şu totem üzerinde durduğuna göre, o kırmış olmalı!” derken, alışkanlıkları icabı, Allah’ı totemleştiren kabilelere, totemsiz Allah’a ulaşamayacağını vehmeden kabilelere bir mantık dersi vermiştir.  Totemi yaratan insandan, insanı yaratan Allah’a dönüş uyarısıdır gelen. “Ama o cansız bir şeydir, harekete geçip diğer totemleri kıramaz!” itirazı üzerine, “o halde kendilerine faydası olmayan bir putun, size ne gibi bir fayda ya da aracılık etmesini beklersiniz? Hz. İbrahim’in siyaseti, hakikati tahrif etmeden uyguladığı bu ikinci örneğin birincisi ise, karısı ile Mısır’a girmesi esnasında yaşanmıştı.

5.      Kâbe bu anlamda, daha önce, Kuran’a göre Hz. İsmail, Tevrat’a göre ise İshak’ın kurban edilme hadisesinde, hem baba hem kul olarak İbrahim’in, hem de evlat ve kul olarak oğlunun “mutlak hakikati” sorgulamadan itaate dönüştürürken, kabileler arası totemlerden birinin diğerlerine galebe çalması değil, tevhit esasına dayalı (monoteist) evrenin merkezine Tanrı kavramını oturtan, o evreni okumanın özünde evrenin yazarı olan Tanrıya kelimeler ve paragraflardan oluşan kitabı okuyarak ve oradan yazarına tümevarım mantığıyla ulaşma yollarını göstermişti. Daha önce Tanrı’yı ararken de bu yolu izlemişti Hz. İbrahim. Güneş’i, ayı onlara tapanların gözüyle izlemiş, ancak Tanrı’nın onlardan yüce olması gerektiğini anlamıştı. Bu süreçte tamamen akıla dayalı bir mantıksal çıkarım varken iki büyük sınavında Allah’ı tamamen içinde hisseden sıddik ve itaatkâr bir insan ve kula dönüştü. Diğer insanlara olan isyanında Allah’a itaatinin gücü yatıyordu. Birinci büyük sınavını oğlunun Kurban edilmesi ile yaşayan İbrahim, ateşle olan ikinci imtihanını yaşadığında aslında belki de daha korkusuz, daha az endişeli idi.  İkinci imtihan sadece şahsını içerdiği için ve başaracağın inancı tam olduğu için daha az sıkıntılı idi. Ve o zaten emindi olacaklardan. Firavun’u değil, Allah’ı esas aldı tepkilerinde. Biliyordu ki aslında cennet de cehennem de aynı hakikatin iki farklı tezahürüdür. Firavun’un ateş yaktırabilirdi, ama ateşe yanma ve yakma emrini verme yetkisini bağışlayan Allah’tı.

6.      Hz. Peygamber Hem Hz. İbrahim’in inşa ettiği Kâbe’nin, onunla zirveleşen bir tevhit geleneğinin temsilcisi ve hatta lideri olarak, hem peygamberlik öncesi uzlaştırıcı lider, hem de peygamberlik sonrası, kendinden önceki gelenekleri, onları külliyen lağvederek değil, nesh ve tashis ederek kabul etti. Karataşın, Kâbe’nin bağrına yerleştirilmesi esnasında, hem farklı kabileleri bir araya getirerek hem de Karataşı yerine bizzat kendisi ikame etmek suretiyle, hem mirası sahiplenen hem de ileri götüren Hz. İnsan olduğunu ifade etmişti. Sonraları “Medine Vesikası”nda da aynı yaklaşımın izlerini görmek mümkündür. Birleştiren ve tayin eden bir çerçeve bakıştı bu. Tamirat sırasında bizzat çalışması ve tamiratta kullanılan malzemelerin de bir kilise tamiri için getirilen gemiden elde sağlanması,[2] farklı tevafuk türlerinin de tevhidiyle meydana gelmiştir.

7.      Kendisine herşeyin emanet edilebileceğini, onu tanıyanların ittifakıyla “Emin” bir insan olduğu vurgusu Hz. Peygamberin risalet hayatında da en önemli özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkacaktır. Allah’ın eğittiği insan, kullarının tasdikiyle, seçimle değil ama “atamayla” peygamber olduğunda, ona biate engel olan şey kişisel inatlar ve/ya kabile çıkarlarından başka şey yoktu.

8.      Semitik kabileler arasında “şeref” konusu hayatlarını tayin eden bir kültürel unsurdur. Şereften kasıtları çoğu zaman, farklı pederşahi kabileler arasındaki rekabette öne çıkma, ama aynı zamanda devamlı diğer kabileleri aslında kendilerini algılama ve yargılamaları azami bir önem verme, dolayısıyla kendi ahlaki yapılarını “başkaları ne de der?” diğer kabilelerin bakışı nasıl olur esasına dayanır.  Şeref tüm kabileleri bağlayan bir yasa ya da prensipler toplamı değil, ironik bir şekilde, diğer kabileler arasındaki husumet derecesindeki rekabete rağmen, onları hareketlerini izleyen bir tanrısal konumda algılama değeridir.  Bu anlamda bu kişiler ve grupların tamamın bağlayan değil, her kişi ya da grubun bir “superego=üst-ben” konumuyla diğerine dayattığı ananeler, törelerin yekûnudur.

9.      “Şeref” kabilelerin erkekleri arasında dolaşan bir değer töresel unsurdur. Kadınların bu süreçte tayin ve tarif ettiği hiçbir şey yoktur. Şeref pederşahi kültürün erkekler arasında kadınlar üzerinden rekabet, mülkiyet ve tahakküm dürtülerine dayanan, çoğu zaman din dışı, ama din gibi işlev gören bir yargılama değeridir. 

10.  Farklı Arap kabilelerinin Kâbe konusunda yarışmaları, Kâbe’nin tarihsel kimlik ve kutsallığından çok, bu süreç içinde kimin lider olması gerektiğine dair bir sembolik tutumu ifade eder. Araplar ülkenin coğrafi yapısından dolayı kabileler halinde yaşarlar ve sık sık birbirleriyle kavga ederlerdi. Aşiret ve sülale ünsiyetlerine bağlı düzen içerirlerdi. Bu yerleşke dağınıklığı Arap diline de yansımış ve bazı durumlarda aynı şeyi ifade eden 150 kelime en anlamlı kelime olarak dilde yer almıştır. Dile zenginlik katan bu durum, aynı zamanda aynı topraklarda mücerret hayatlar yaşayan kabilelerin de çokluğunu ifade eder.  Araplar millet değil, kabile olarak kimlik oluşturmuşlardı.  İslam’dan sonraki yıllarda sadece Kâbe ile ve Kâbe etrafında değil, bir bina olarak değil, farklı Arap kabilelerini yeni ve tek kimlik etrafında toplayan ve onlara müşriklik haricinde yeni bir müşterek hedefte İslam ile tevhit edildiler. İslam sonrası dönemde kabileler arası rekabet dönem dönem nüksetmesine rağmen rekabetin hedefi başka toplumlara yöneldi. Bu süreç onları İslamlaşmayla gelen bir milletleşme dönemine de sokmuştu.  Araplar “shame=ayıp” kültüründen, “guilt=suç” kültürüne de geçmiş oldular.  Yani X kişi ya da grubunun Y kişi ya da grubunun değerleri doğrultusunda bir tekevvün yaşadı. Artık X Y’ye, Y X’ göre değil, X’den Y’ye herkesi bağlayıcı nitelikteki değerler sistemine göre hareket edilecekti.  İbn Haldun’un Mukaddimesinde ifade ettiği gibi, Arap geleneğindeki “asabiyet” hemen ve tamamen hiçbir zaman bitmedi, ama “takva” kavramı genel bir üstünlük mikyasını oluşturdu.  Kendi aralarındaki galebe çalma hisleri Arapları Emevilerden Abbasiler ve sonra yine Endülüs Emevileri boyutunda siyasal rekabeti devam ettirse de, temelde Araplar için birinci halka da “Arap” ve “müstareb” (=araplaşmış) ve “acem” adı altında toplanan aslında Persleri ilk planda ama genelde Arap olmayan her unsuru içeren ve Eski Yunandaki, Yunanlı dışı herkesi “Barbar,” Eski Roma da, Romalı dışı herkesi “Barbar” (berber) olarak algılama hissi de içten içe devam etti.  Asabiyet hissine baskıyı koyan, İslam oldu. Veda Hutbesi’nde veciz bir şekilde anlamını bulan “Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur.  Üstünlük ancak takva iledir.” ilkesi temel bir düstur oldu. Öte yandan, Hz. Peygamberin Kureyş kabilesinden olup ve fakat Kureyşçi olmamasına rağmen, “Asr-ı Saadet” sonrası halife seçilmesinde kimi tartışmalarda hem siyasi hem de fıkhi olarak sık sık gündeme geldi. Bu durum Osmanlı’nın hilafetten “feragat” ettiği dönem olan Cumhuriyet döneminde, hilafet seçiminin TBMM’ye devredilmesi konusunda gene gündeme getirilmiş.  Hem Şerif Hüseyin, hem de bilhassa İngilizler bu konudaki tarihsel bazı tartışmaları yine dillendirmişlerdir. Dahası, Osmanlı, “necip millet” olarak algıladığı Araplardan, özellikle Kureyş ulularını, seyit hükmündeki insanları her zaman kollamış, dönem dönem de muhtemel karışıklıklara meydan vermemek için onları iyi şartlarda İstanbul’da “ağırlamıştır.”

 

11.  Milletleşme döneminin arkasından bedevilikten medeniliğe geçiş de bu şekilde oldu.  Medine şehri, İslam bakışına göre medeniyetin bir tarihsel temsilcisi olmaya başladı. “Peygamberin Şehri,” sonra da bir şehir prototipi oldu. Bir merkez etrafında gelişen şehir yapısını “polis=anaşehir” olarak eski diğer medeniyetlerde de görmek mümkündür.  Merkez olarak tapınak esas alınmıştır. İslam’ın ilk kıblesi Kudüs ise de, sonradan Kâbe’nin kendisinin kıble olarak tayinindeki dönüşümüm sembolik anlamı yine sadece Arap milletini değil, bütün Müslüman milletleri bir gönül ve hedef kıblesi haline getirerek, onları geçici dönemler için de olsa Kâbe ahalisi haline getirmeye yöneliktir. Kâbe ahalisi ise “cıyranullah” yani, Allah’ın komşuları olacaktır. Bu merkezler değiştikçe de toplumların değişen yeni ilgi merkezleri ortaya çıkacaktır. İş merkezlerinden gökdelenlere bu süreç böyle işlemiştir. Benzeri bir diğer model ise, Hz. Peygamber dönemindeki suhuf ashabının oluşturduğu minyatür külliyenin sonradan hem ibadet hem ilim araştırma ve haberleşme noktaları olarak, İslam külliyelerine rol modeli oluşturmuş olmasıdır.

 

Özetle, Kâbe’nin kutsallığı, insanın özündeki kopuşu temsilinde ve o kopuşu tamire yönelik işlevindedir. İnsan’ın  Hz. İnsan olma aşamasında bir milat, bir yeniden doğuşun simgesidir Kabe. Kâbe’yi Hz. Kâbe yapmak, Hz. İnsanı Kâbe’ye kurban etmek isteği daha farklı bir geleneğin çağcıl yansımasıdır. O gelenek ise, İslam’ın dışında kalmıştır.

 


[1] Milâdî 605 yılında Kureyşliler, yangın ve sel baskınlarından zarar gördüğü için Kâbe’yi yeniden inşa etmek istemişlerdi.

[2] Rivayete göre gemi Habeşistan’daki bir kilise tamirinde kullanılmak üzere mermer, kereste ve demir yüklü olup Bizans İmparatorunun emriyle Mısır’dan gönderilmişti. Velîd b. Mugîre ve arkadaşları Şu‘aybe’ye giderek geminin kerestelerini satın aldıkları gibi gemide bulunan marangoz ve inşaat ustası Bâkûm er-Rûmî’yi de Kâbe’nin tamiri için Mekke’ye davet ettiler. Hz. Peygamber’in de amcası Abbas’la birlikte taş taşıyıp yardımcı olduğu tamir sırasında Kâbe yeniden inşa edildi.

 

DİĞER YAZILARI MUHSİN BAŞKAN 01-01-1970 03:00 Mum Titrer Hanemizde 01-01-1970 03:00 Ülkücülük 01-01-1970 03:00 CHP'yi Ne Zaman Sevdim 01-01-1970 03:00 İSLAMCILIKLA MÜSLÜMANI, TÜRKÇÜLÜKLE TÜRKÜ YABANCILAMAK 01-01-1970 03:00 SOSYAL MEDYANIN SOS'LARI 01-01-1970 03:00 PARALEL YAPI 01-01-1970 03:00 Bosna'daki Türk Üniversitesi: IUS 01-01-1970 03:00 DER SPİEGEL "BOYUN EĞME" DİYOR 01-01-1970 03:00 DEVRİM Mİ DEDİNİZ? 01-01-1970 03:00 BİRLİK VE BERABERLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 DİL TARİH VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 AYNAYI ARAMAK... 01-01-1970 03:00 MAKULLER AKİLLERE KARŞI 01-01-1970 03:00 VEDA HUTBESİNİ OKURKEN 01-01-1970 03:00 HİNLİK VE HAİNLİK ÖTESİNDE TARİHE BAKMAK 01-01-1970 03:00 ALPEREN OLMAK 01-01-1970 03:00 BİR HİLAL BİR İHTİLALDİR 01-01-1970 03:00 DELİLİĞE ÖVGÜ 01-01-1970 03:00 AŞK'A DAİR YAKLAŞIMLAR 01-01-1970 03:00 BİLİM, İDEOLOJİ VE DARVİNİZME DAİR 01-01-1970 03:00 YALAN DÜNYADA GERÇEK TARİH OLUR MU? 01-01-1970 03:00 DELİ DUMRUL'UN KÖPRÜSÜ 01-01-1970 03:00 ORTAYA KARIŞIK HALLERİMİZ 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 YUSUF, ŞEHİR VE TABUYA DAİR 01-01-1970 03:00 EĞİTİME NEDEN HAYIR? 01-01-1970 03:00 EFKAR VE HERZELER 01-01-1970 03:00 "ADAMLARIN" PLANI HER ZAMAN TUTAR MI? 01-01-1970 03:00 İNGİLİZ'CE KONUŞMAK... 01-01-1970 03:00 BEN ÖLÜNCE KİM KALIR? 01-01-1970 03:00 BİLMENİN MALİYETİ NEDİR? 01-01-1970 03:00 BU ÜLKEYİ ANLAMAK... 01-01-1970 03:00 NİYET TAVŞANLARI VE TARİH 01-01-1970 03:00 ŞERİF MARDİN VE CUMHURİYETİN GETTOLARI 01-01-1970 03:00 FERMAN VE FETVA 01-01-1970 03:00 BAYRAMLARDAN BAYRAM BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 AŞKIN BAR/KODU 01-01-1970 03:00 MEVSİM SONU İNDİRİMLİ LİBERALCİLİK 01-01-1970 03:00 YOL DA İÇİMİZDE SEYYAH DA! 01-01-1970 03:00 OSMANLI NE ZAMAN ÖLDÜ? 01-01-1970 03:00 SÜRGÜN 01-01-1970 03:00 KAYIP MEDENİYETİ ARARKEN... 01-01-1970 03:00 KÜRDİSTANA DAHA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ? 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 MHP NEREYE GİDİYOR? 01-01-1970 03:00 NASIL BİR GENÇLİK? 01-01-1970 03:00 KİM KORKAR EBU ZER'DEN? 01-01-1970 03:00 MEHDİ NE ZAMAN GELECEK? 01-01-1970 03:00 "GÜZEL VE YALNIZ ÜLKE"YE 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik ve Kürtler 01-01-1970 03:00 İLETİŞİM VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 BATILILAŞMAK 01-01-1970 03:00 TWITTER'DA KENDİMİZİ OKUMAK 01-01-1970 03:00 "DANIMARKA ÜLKESİNDE KOKUŞAN ŞEYLER" 01-01-1970 03:00 BİSİKLETİN İSLAMİ OLANI 01-01-1970 03:00 FİRAVUN VE HİÇ'LİK 01-01-1970 03:00 KAMUSAL ALAN DÖNÜŞTÜ MÜ? 01-01-1970 03:00 KADIN, ŞEYTAN VE ÖLÜM 01-01-1970 03:00 ÇEVRİM İÇİ AHLAK 01-01-1970 03:00 ÖLÜM VE YAŞAMA KORKUSU 01-01-1970 03:00 KISKANÇLIĞIN KISKAÇLARI 01-01-1970 03:00 11 Eylül ve ABD 01-01-1970 03:00 YA 12 EYLÜL SONRASI? 01-01-1970 03:00 Korku ve alkışlar arasında Ortadoğu 01-01-1970 03:00 AYDIN, MÜNEVVER VE ENTELEKTÜEL 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'DA OLANLARI ANLAMAK 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 KAVGA NEREDE? 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU'NUN YENİDEN TASARIMI 01-01-1970 03:00 SUSMAK, PUSMAK VE BİRLİK 01-01-1970 03:00 DİL VE TARİH KAVGAMIZ 01-01-1970 03:00 HOLİGARŞİ 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve Cemaat algısı 01-01-1970 03:00 Size “İslamî alt-çevre” diyebilir miyim, “abi”? 01-01-1970 03:00 MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? 01-01-1970 03:00 TÜRK LİBERALİZMİ 01-01-1970 03:00 AŞK MI MAŞUK OLAN? 01-01-1970 03:00 DİN'ERCİLİK 01-01-1970 03:00 SİVİL İTAATSİZLİK NEDİR? 01-01-1970 03:00 NEDEN KÜRT ÇALIŞMALARI ENSTİTÜSÜ? 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM İDEOLOJİSİ VE LİBERAL PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 12 EYLÜL SONRASI UZLAŞMA 01-01-1970 03:00 LİBERAL STATÜKOCULUK 01-01-1970 03:00 UYKUYU ÖLDÜRMEK 01-01-1970 03:00 "EKSİK ETEK" 01-01-1970 03:00 BABİL, DİL VE PROPAGANDA 01-01-1970 03:00 DENKTAŞ'IN ÖLÜMÜ 01-01-1970 03:00 AİKİDO VE "KÜRDİSTAN" 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM 01-01-1970 03:00 TÜRKÇE VE İDEOLOJİ 01-01-1970 03:00 "KASIMPAŞALI" BAŞBAKAN 01-01-1970 03:00 "İBRAHİMİ DİNLER" 01-01-1970 03:00 BİLİMLE DİNİ UYUŞTURMAK 01-01-1970 03:00 KOLTUĞA OTURAN VE KOLTUĞUN OTURDUĞU İNSAN 01-01-1970 03:00 TEMCİT PİLAVI VE YENİ OSMANLI 01-01-1970 03:00 RODRİGEZ NEDEN LİBERAL OLAMAZ? 01-01-1970 03:00 BEN'SİZLİĞE ŞİİR 01-01-1970 03:00 TOPKAPI'DAN DOLMABAHÇE'YE DÜŞERKEN 01-01-1970 03:00 ERBAKAN'I ÖZLERKEN 01-01-1970 03:00 MÜSLÜMAN VE İSLAMCI 01-01-1970 03:00 İSLAM VE FEMİNİZM 01-01-1970 03:00 KAÇIRILAN GÜNDEM 01-01-1970 03:00 BIDEN NOTLARI 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİDE KİM KİM ÖPÜYOR 01-01-1970 03:00 ARAF'TA 01-01-1970 03:00 TARİHLERDEN TARİH BEĞENMEK 01-01-1970 03:00 İKİNCİ YEŞİL KUŞAK PROJESİ 01-01-1970 03:00 ARAFTAKİNİ ÖZLEMEK 01-01-1970 03:00 Hayatta Sürgün Olmak 01-01-1970 03:00 AKADEMİSYENLİK 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADUL TEFRİKALARI 01-01-1970 03:00 GÜNCELLENEN MESİHİ BEKLERKEN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 KOLTUK, TURNUSOL VE KİMLİK 01-01-1970 03:00 BOSNA'DA BİR TÜRK ÜNİVERSİTESİ 01-01-1970 03:00 KOVBOY MEHTERANLA JAZZ ÇALARKEN 01-01-1970 03:00 Amerika ve Anti-Amerikan Kimlikler 01-01-1970 03:00 AMERİKAN KİMLİĞİ VE ŞEYTANLARI 01-01-1970 03:00 DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ 01-01-1970 03:00 KUTLU VEDA 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİMİN TÜRKÇESİ VE UYANIŞ 01-01-1970 03:00 TANRI, İNSAN VE TAKVİM 01-01-1970 03:00 ÖDLEK ÖCÜNÜ ALDI MI? 01-01-1970 03:00 Millet Olabildik mi? 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Zaman, medeniyet ve din 01-01-1970 03:00 Mehdi’yi beklerken 01-01-1970 03:00 ORTADOĞU VE YENİ İNSAN 01-01-1970 03:00 Kediler, Fareler ve Vatan 01-01-1970 03:00 Kürşat olma vaktidir 01-01-1970 03:00 Gülün Adı, Kadın ve Takva 01-01-1970 03:00 İslamo-Amerikancılık 01-01-1970 03:00 EBCET, CİFR VE TARİH 01-01-1970 03:00 SÜBJEKTİF OLMANIN FAZİLETİ 01-01-1970 03:00 DİPLOMASİMİZ NEREYE? 01-01-1970 03:00 İSTİKLAL MARŞI YENİDEN YAZILABİLİR Mİ? 01-01-1970 03:00 KOKUŞAN BİR ŞEYLER VAR! 01-01-1970 03:00 KÜRESEL KARADULUN AĞLARINDA 01-01-1970 03:00 "Yeni Osmanlı"nın Yeni Haçlılara Yardım Tezkeresi 01-01-1970 03:00 KATLİAMERİKA 01-01-1970 03:00 MAHALLE, BASKILAŞIM VE FİKİR NAMUSU 01-01-1970 03:00 YARASANIN ÇIĞLIĞI VE DİPLOMASİ 01-01-1970 03:00 Ay lav yu, Cani! 01-01-1970 03:00 AŞKIN HALLERİ 01-01-1970 03:00 DOKUZ HECELİLER 01-01-1970 03:00 FİRAVUN... 01-01-1970 03:00 Kadın'ım... 01-01-1970 03:00 28 Şubat ve Erbakan 01-01-1970 03:00 KADDAFİ'DEN KESESİ 01-01-1970 03:00 Ve Yine Karşınızda Renan, Sykes ve Picot 01-01-1970 03:00 Democoupracy mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 FULL'er Yapalım mı, Abi? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu'da Sezaryen 01-01-1970 03:00 Mısır'da Karaoke Devrimi 01-01-1970 03:00 Mısır'ı Okurken 01-01-1970 03:00 Obama ve ikinci yeşil kuşak projesi (I) 01-01-1970 03:00 Bir Ortadoğu Masalı 01-01-1970 03:00 Mutlu Oligarşiden Kutlu Oligarşiye 01-01-1970 03:00 Ey zahit, şaraba eyle ihtiram! 01-01-1970 03:00 Bilinç ve Sürgün 01-01-1970 03:00 İbrahim, devir içimdeki putları! 01-01-1970 03:00 İdeolojik dil ve Teolojik Tarih 01-01-1970 03:00 Pardon, Size Demokrasi Diyebilir miyim? 01-01-1970 03:00 Paralel Evren, Küresel İslamcılık 01-01-1970 03:00 Erkekler ne zaman "adam" olur? 01-01-1970 03:00 "Millî" Küreselleşme? 01-01-1970 03:00 AK'Kışşş 01-01-1970 03:00 Kimliklerin Kurdu 01-01-1970 03:00 “Hiç” i öğrenmek 01-01-1970 03:00 GELENEK VE MANKURT 01-01-1970 03:00 Küresel tapınak, yerel rahipler ve Hipnoz 01-01-1970 03:00 Çift-düşün, yeni-konuş! 01-01-1970 03:00 Batı'yı ararken... 01-01-1970 03:00 Aforoz’malar… 01-01-1970 03:00 Halife Ömer Hayek’i ne zaman okumuştu? 01-01-1970 03:00 AĞLAMAKTAN ÇAĞLAMAYA DOĞRU 01-01-1970 03:00 KÜRT'AJ 01-01-1970 03:00 Shalom, Kürdistan! 01-01-1970 03:00 İstiklal marşını yeniden yazmak 01-01-1970 03:00 İslam, Millet, Hilafet ve Siyaset 01-01-1970 03:00 Amerika düşmansız olabilir mi? 01-01-1970 03:00 Mustafa Reşit Paşa'ya Mektup 01-01-1970 03:00 Keşif... 01-01-1970 03:00 Babil’in dil’beri 01-01-1970 03:00 Medeniyetlerin neyi çatışıyordu? 01-01-1970 03:00 Tarihi hangi hikâyeci yazar? 01-01-1970 03:00 Zihin Kontrolü ve Kült 01-01-1970 03:00 YUMURTANIN AK'I, SARISI 01-01-1970 03:00 Ebu Zer’in günlüğü 01-01-1970 03:00 Her şey zıddı ile mi kaim? 01-01-1970 03:00 Melamilik “marka” mıdır? 01-01-1970 03:00 Melâmilik 01-01-1970 03:00 Bir ayrılık, bir yalnızlık, bir ölüm 01-01-1970 03:00 AŞKA DAİR NE VARSA 01-01-1970 03:00 Medya medyumluğu ve wikisızmalar 01-01-1970 03:00 Türkiye, İran ve Dünya Barışı 01-01-1970 03:00 Muhafazakârlık “marka”sı? 01-01-1970 03:00 Füze ümütz! “Van münütz!” 01-01-1970 03:00 Çin'in hafızası ve küresel sistem 01-01-1970 03:00 Kutlu veda 01-01-1970 03:00 Öznellik Öz’neliktir! 01-01-1970 03:00 Said Nursi ve tesettür 01-01-1970 03:00 İmam, Örtünme ve Nur Suresi 01-01-1970 03:00 Din duble “yol” mu demekti? 01-01-1970 03:00 Gelenek, mankurt ve reform 01-01-1970 03:00 Aylardan şubat günlerden cuma 01-01-1970 03:00 Alaturkalıktan Kolaturkalığa gelenek 01-01-1970 03:00 Gelenek mürtedi ve kimlik 01-01-1970 03:00 Namus, Kanun ve Fazilete Dair 01-01-1970 03:00 İman "terakkiye" destek midir? 01-01-1970 03:00 Yılmayacağız... 01-01-1970 03:00 ÜÇ TARZ-I MAHALLE VE HAL 01-01-1970 03:00 Hoş geldin, Şeytan! 01-01-1970 03:00 OSMANLI VE NEO-OSMANLI 01-01-1970 03:00 DAYILAR VE DAYILANMALAR 01-01-1970 03:00 Türkiye’de muhafazakârlık ve Dr. Faustus 01-01-1970 03:00 Tesettür neyi örtüyor? 01-01-1970 03:00 Milat oluşturmak 01-01-1970 03:00 Yahudilik bir din mi yoksa ırk mıdır? 01-01-1970 03:00 Tarih satrancını asıl kim oynuyor? 01-01-1970 03:00 Mahalle ve getto 01-01-1970 03:00 Tanrı, totem ve muta nikahı 01-01-1970 03:00 Orta Doğu’mların ebesi 01-01-1970 03:00 ŞOFÖR MAHALLİ BASKISI 01-01-1970 03:00 KÜRESEL İSLAMCILIK 01-01-1970 03:00 RENAN'I VE KENDİMİZİ AŞMAK 01-01-1970 03:00 Medine Vesikası 01-01-1970 03:00 Türk solculuğu ve İslamcılığı 01-01-1970 03:00 Batı’k düşüncelerin Doğu’şu 01-01-1970 03:00 BATI'NIN DEĞERLERİ EVRENSEL MİDİR? 01-01-1970 03:00 NEO-MUHAFAZAKÂRLIK VE YİN-YANG 01-01-1970 03:00 Karadul 01-01-1970 03:00 KEDİLER VE FARELER 01-01-1970 03:00 “Erkekliğin” yasası, “kadınlığın” tasası 01-01-1970 03:00 ON ADIMDA LİBERAL OLMA TÜYOLARI 01-01-1970 03:00 Neden Federasyon? 01-01-1970 03:00 Kaburga kemiklerimdeki sızı? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu ve Darbeler 01-01-1970 03:00 "Küreselleşme "millet"e neden karşıdır? 01-01-1970 03:00 TURNUSOL 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? (II) 01-01-1970 03:00 Ya 12 Eylül sonrası? 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (II) 01-01-1970 03:00 12 Eylül darbesine nasıl gelmiştik? (I) 01-01-1970 03:00 Kim ne der? 01-01-1970 03:00 Ne zaman ki… 01-01-1970 03:00