Egemen Gazetesi Gerçeklerin Sesi
243 TSK personeline gözaltı ka
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Bylock soruşturması kapsam
FETÖ'nün örgüt içi izdivaç mes
FETÖ'nün tutuklu evlendirme imamı E.K.'nın ByLock yazışmaları ortaya çıktı.
"Fotoğraf çekerken flaş kullan
Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı Kriminal Daire Başkanlığı, vatandaşların çevrel
AÖF sınav yönetmeliğinde neler
AÖF sınav yönetmeliğinde yapılan değişikliğe göre, 1, 2, 3 ve 4. yarıyılda tüm d
Numune Hastanesinde Görev Deği
Sivas Numune Hastanesinde görev değişimi yapıldı.
FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ NEYİ BAŞARDI?

FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ NEYİ BAŞARDI?

  Bu yazı 13 Temmuz 2011, Carsamba 08:59:54 eklenmiştir. 3156 kez okunmuştur.
Yazar : Kürşat TECEL
Ergenekon operasyonundan, KPSS deki öğretmen atamaları sınavında ki soruların sızdırılmasına, Hanefi Avcı’nın tutuklanmasından, ÖSYM’de ki şifre skandalına, Balyoz soruşturmalarında gelinen noktadan, Kaset şantajına kadar birçok olayla birlikte anılan Fethullah Gülen Cemaatinin geldiği nokta artık insanları tedirgin edecek düzeye ulaşmıştır.


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Trafik polisi yol çevirmesi yapıyor, alkollü sürücü feryat ediyor; Cemaat bana ceza kesti… Cemaat toplum ilişkisinde geldiğimiz nokta budur.

Bunu yakın zamanda birçok insan düşünmüş, hatta telaffuz etmiştir. Fethullah Gülen Cemaati ile alakalı olarak konuşmayan kimse kalmamıştır. Mesele üzerine kütüphane dolusu kitap, dergi, mecmua vs. neşredilmiş, birçok büyük araştırma yapılmıştır.

Netice de Türk Toplumunda bu Cemaat üç farklı şekilde yorumlanmıştır.

Birinci grupda; yapılanlar büyük bir kolektif hizmet faaliyetidir ve o nedenle Cemaat’e karşı çıkılması Laik - Kemalist çizgidekilerin yapacağı bir iştir, yani İslam=Cemaat düşüncesi hâkimdir. Başta muhafazakâr merkez nüfusun büyük kısmı cemaati bu şekilde algılamaktadır. Onlar için namaz kılan, Allah rızası için yaşayan mülayim tiplerdir. Alkol kullanmayan, sigara içmeyen, güvenilir ve namuslu insanların oluşturduğu hizmet halkasıdır. Başta Türkçe Olimpiyatları olmak üzere, dünyanın envai çeşit ülkesine okullar açarak “Yüce dilimizi” cihana tanıttığı için aynı zamanda son yüzyılın en büyük “Türk-İslam” hareketidir! Bu nedenle Anadolu’da birçok mutaassıp aile, çocuklarını bu cemaatin kontrolüne vermek arzusu taşımaktadırlar.

İkinci guruba göre kökten dincidir ve modernliği sahtedir. Fundamentalisttir ve kökten reddedilmesi gerekmektedir. Bu şekilde düşünenler genellikle Sosyal Demokrat ya da Sol gelenekten gelenlerdir. Bunlar açısından cemaat oldukça sinsi gizli emeller taşımaktadır, bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin Laik, Sosyal, Hukuk devleti olma özellikleri her zamankinden daha fazla tehdit altındadır. Birçoğuna göre Cemaatin saldırısı ile karşı karşıyadır.

Diğer bir kesim ise; Küreselleşme çabalarının başarıya ulaşması ve Büyük Ortadoğu Projesinin sürdürülebilir olabilmesi için, CIA ile işbirliği yaparak, “Dinler Arası Diyalog” söylemleri ile yeni bir İslam modeli ve yönetim modeli tasarladığı için önüne set çekilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu yelpaze de oldukça geniştir. Nakşî ve Kadri gelenekten gelen birçok tarikat ile birlikte Milli Görüş Çizgisinde olanlar, Süleymancılar, Nurcuların bazı kolları ve nihayetinde Türk Milliyetçileri bu yapının kökünün dışarıda olduğuna inanmaktadırlar. Bu nedenle ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket eden, ihlâslı olmayan ya da ihlâslı görünüme sahip olan emperyalist bir maşa tarafından kontrol edildiği tezi hâkimdir.

Biz de bu veriler ışığında Cemaat’in gelişimi ve icraatları açısından bir değerlendirme yapalım. Başta Fethullah Gülen-Said Nursi İlişkisine bakalım.

 Bir tarikatın ya da Cemaatin devamında genellikle silsile yolu takip edilir. Ya bizzat Şeyhin evladı, damadı, ya da dizinin dibinde yetişmiş bir müridi Cemin başına geçer. Aynı dönemde sahneye çıkan cemaatlerin iltihak yolu ile bütünleştiği rastlanılan bir durum değildir. İşte Fethullah Gülen’in en enteresan yanı da budur, çünkü hayatının hiçbir döneminde Said Nursi ile bir arada bulunmamış, hatta tanışmamıştır.

Fethullah Gülen, Saidi Nursi ile aynı dönemde yaşamasına rağmen telakki etmemiştir. O dönemle ilgili Nur Cemaati’nin önde gelenlerinden Mehmet Kırkıncı’nın anlatımı ile Fethullah Hoca sıkı bir Turancıdır. Bu konu ile alakalı olarak Fethullah Gülen, Kırkıncı Hoca’ya aynen şöyle söylemektedir: “Bediüzzaman zamanında yaşadım ve adını da duydum, Risale-i Nurları da duydum. Ancak her Erzurumlu gibi bizde biraz Turancılık vardı. Onun için ziyaret etmedim Bediüzzaman’ı”(www.nurforum.org)

O dönemde çok farklı ideolojilere sahip olan birisinin, daha sonraları Saidi Nursi organizasyonlarından fersah fersah büyük bir “Nur Cemaati” organizasyonunu gerçekleştirmiştir olması dikkat çekici bir husus, bir o kadar da ilginçtir.

Geçmişte Turancı olduğunu söyleyen bir zatın himayesindeki kitle ile Ülkücülerin karşı karşıya gelmesinin nedeni nedir? Şimdi de ona bakılım.

Üzerinde en fazla tartışma yaşanan konulardan birisi de Cemaat ile Ülkücülerin arasındaki mesafenin kapanamayacak düzeyde açılmış olmasıdır. Geçmişte, 1990’ lı yıllara gelindiğinde Ülkücüler arasında, cemaatle ilgili olumlu görüş hâkimdir. O yıllarda SSCB parçalanmış, Ülkücülerin esaretten kurtulan Türkler için sevinç gözyaşları döktüğü yıllardır. Rahmetli Türkeş’in olumlu beyanatları da bu dönemi kapsamaktadır. Cemaat’in bağımsızlığını kazanan Türk toplumlarına Anadolu İslam’ını götürme gayreti olduğu kanaati ile bir nebze sempati ile bakılmıştır.

Son yıllarda Ülkücü Camiayı köşeye sıkıştırmak için Rahmetli Türkeş’in Fethullah Gülen Cemaatinin o günlerdeki faaliyetlerini takdir ettiğini gösteren kayıtların yayınlanmasının, geldiğimiz aşamada kafaları karıştırmak için olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü iki farklı kitlenin doku uyuşmazlığı mevcuttur. Türkeş’in olumlu yaklaştığı o yıllarda bağımsızlığını yeni kazanan Türk Devletlerine açılan okullar masumane ve iyi niyetle algılanmıştır. Daha sonra büyük tartışmalara neden olan CIA-Cemaat ilişkileri su yüzüne çıkmadığı için Cemaat-Ülkücü Hareket kırılması yaşanmamıştır. Cemaatinin yoğun olarak politize olması son dönemi içermektedir. Daha sonraları Türkeş bu dünyayı terk etmiş, günümüzdeki sorunları gözlemleme ve değerlendirme şansı olmamıştır.

12 Eylül Referandumu kampanyası sırasında Anadolu’nun en ücra kasabasının eski bir Ülkücüsüne, Cemaatin basın yayın organlarınca mikrofon uzatılarak “Evet” kampanyasına destek olduğunu söylemesi sağlanmış, bu durumda manşetlerden verilmiştir. Aylarca bu durum böyle devam etmiştir.

Ülkücülerin iç işlerine karışılmasından ve değişik zamanların değişik tipteki Ülkücülerinin ayartılmış olması Ülkücü Camia da Cemaat’e karşı büyük bir öfke ve nefret hissi uyandırmıştır.

Cemaate mesafeli duranlar açısından en büyük veri; şüphesiz Fethullah Gülen’in Papa ile olan diyalogu ve bunu sağlayanların yarattığı soru işaretidir. Ülkemizde birçok büyük başarının ya da organizasyonun perde arkasında Yahudilerin olduğu düşüncesi hâkimdir. Gülen’in Yahudi iş adamları ile ilişkisi mercek altına alındığı zaman, bu şehir efsanesi gerçekmiş gibi görünmektedir. İshak Alaton ve Üzeyir Garih’in Fethullah Gülen ile olan yakın ilişkisini bilmeyen yoktur.

Özellikle Yurt Dışı okulların açılması ve faaliyetlerinin devam etmesi noktasında; 2001 yılında Hüseyin Şeyh Türbesi civarında, Fevzi Çakmak Mezarı yakınında şaşırtıcı bir cinayete kurban giden Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Ünlü Yahudi iş adamı Üzeyir Garih’in Cemaatteki emeği oldukça büyüktür. Garih’in doksanlı yıllarda, Hürriyet Gazetesi’ne vermiş olduğu röportajda Gülen Cemaatini öve öve bitirememesini çok iyi hatırlıyorum. Yurt dışı okullar için hatırı sayılır bir meblağ da yardım ettiğini aynı mülakatta açıklamıştır.

Üzeyir Garih ve İshak Alaton’un Cemaat’e yardımları nakdi olmakla kalmamış birçok görüşmenin gerçekleşmesine de yardımcı olmuştur. Bunların başında Gülen’in Papa İle görüşmesi gelmektedir. Türkiye de var olan birçok cemaat ve tarikat mensubunun şiddetle Fethullah Gülen aleyhtarı olmasının nedenlerinin başında, Gülen’in sıklıkla yaptığı ikili görüşmeler vardır. Bunların birisi de Papa İkinci John Paul'le yaptığı görüşmedir. Bu görüşmede Gülen Cemaatinin en etkin isimlerinden birisi olan Allaattin Kaya’nın Fethullah Gülen’in de olduğu bir ortam da Papa İkinci John Paul'le 9 Şubat 1998'de  buluşmalarında Papa’nın elini öpmesi hadisesidir.

Üzeyir Garih- Fethullah Gülen ve Papa ilişkisine Wikileaks belgelerinde de rastlamak mümkündür.

Belgeye göre Fethullah Gülen ile Papa’yı bir araya getirenlerden Üzeyir Garih öldürülmüş, Marovitch ise suikast girişiminden kurtulmuştur. Bütün bu olaylar ve gelişmeler Wikileaks belgelerine de girmiştir. 

 Bu belgeler www.dipnot.tv adresinden yayın yapan internet sitesinde şu şekilde yer almaktadır:  Wikileaks Türkiye Belgeleri'nde Alarko Holding'in ortağı Üzeyir Garih ve  Vatikan'ın İstanbul Temsilcisi Georges Marovitch’in, Fethullah Gülen’i Papa ile buluşturma gayreti de yer alıyor. Garih, bu buluşmadan dört yıl sonra öldürüldü, Marovitch ise öldürülmek istendi. 

Üzeyir Garih ve Georges Marovitch, Fethullah Gülen’le dostlukları bilinen iki isim. İkisinin de, Gülen’i Papa İkinci John Paul’le buluşturmakta ayrı ayrı rol oynadığı, “WikiLeaks Türkiye Belgeleri”ne yansıyan bilgiler arasında.

Fethullah Gülen, Papa İkinci John Paul’le 9 Şubat 1998’de Vatikan’da görüştü. Gülen, aynı gün Roma’ya gitmek için İstanbul’dan ayrılırken, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Pier Luigi Celata ile İstanbul Temsilcisi Georges Marovitch aracılığıyla, 1997’de kendisine iletilen bir davete icabet ettiğini söylemişti. Yani davet Papa’dandı. Peki, davet fikrini Papa’nın aklına sokan kimdi ya da kimlerdi?

“WikiLeaks Türkiye Belgeleri”nde, Monsenyör Marovitch’in bu görüşmenin ayarlanmasında oynadığı belirleyici rolü, bizzat kendi ağzından ifadelerle yansıtan bir Amerikan telgrafı da var. Bu sayfalarda sunduğumuz telgrafta, aynı zamanda, Amerikalı diplomatların Papa-Gülen görüşmesinin sağlanmasında Üzeyir Garih’in de dolaylı rol oynadığına ilişkin bir notu yer alıyor.

Diğer bir esrarengiz bağlantı ise CIA ile olandır. Nitekim bu ilişkinin mevcudiyetini kabule zorlayan en büyük gelişme Özbekistan’da ki okulların kapatılmasıdır. Yabancı istihbarat faaliyetleri sebebiyle Orta Asya’da Gülen Cemaatine ait birçok okulun kapatılmasına Özbekistan öncülük etmiştir. “Okulların kapatılmasına ABD ile uyuşamayan İslam Kerimov’a suikast girişimleri neden olmuştur. Ülkede faaliyet gösteren Gülen taraftarlarından Suikast’a karıştıkları gerekçesi ile tutuklananlar ve hapis cezasına çarptırılanlar mevcuttur. Bunun üzerine bizzat Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov 1999 ve 2000 yıllarında söz konusu okulların kapatılması için talimat vermiştir”(www.uludagsozluk.com)

2002 yılına geldiğimizde ise bu sefer Rusya; ülkesindeki birçok okulu, istihbarat faaliyeti yürüttüğü gerekçesi ile kapatmıştır.

Gülen Cemaati CIA ilişkileri her zaman konuşulan konulardan birisidir ancak bu konuda en net bilgiyi eski bir MİT çalışanı olan Osman Nuri Gündeş vermektedir. “Eski MİT'çi Osman Nuri Gündeş, Gülen cemaatinin Orta Asya'daki okullarında CIA ajanlarının "öğretmenmiş gibi" çalıştıklarını iddia etmişti. Bu iddiaya yeni bir kanıt, eski FBI çalışanı araştırmacı Sibel Edmonds'tan geldi. Edmonds, bir ABD Dışişleri Bakanlığı çalışanından iddiayı teyit ettirdi.”

“Fethullah Gülen'in 2008 yılında yaptığı ABD vizesini uzatma başvurusunda yaşananlar, Gülen'e verilen CIA desteğini göstermek açısından önemlidir. Gülen, normal başvurusunda vizesinin uzatılması istemini kabul ettiremedi. Mahkemeye başvurdu…(www.acikgazete.com)

Daha sonra uzantısını verdiğim sitede oturma izninin nasıl gerçekleştiği ve CIA yetkililerinin gayretleri anlatılmaktadır.

Cemaat’in dış destekleri, Yahudi İş adamlarından aldığı vizeler yanında, büyümesinde ve serpilmesinde en önemli yere iktidarlar ile olan ilişkileri sahiptir. Bunun sebebi Gülen Cemaatinin bütün zamanlarda iktidarları en fazla destekleyen konumunda olmasıdır.

 Sırasıyla 1980 ihtilalı sonrası Cunta Hükümeti, sonrasında Özallı yıllar da gayet hızlı bir şekilde faaliyetlerini yürütmüştür. Sağ ya da Sol bütün Hükümetler ile tam bir uyum içerisinde olan Cemaat, sadece 28 Şubat’ın yaşandığı yıllarda Erbakan Hükümeti ile anlaşamamıştır. Akabinde Ecevit Hükümeti zamanında Meclise kontenjandan 7-8 Milletvekili soktuğu herkesin malumudur.

Fethullah Hoca’nın 12 Eylül referandumu kampanyaları sırasında şiddetle eleştirdiği Cunta için evveliyatında çok ilginç yaklaşımları göze çarpmaktadır. 1980 İhtilali sonrası Gülen “Kenan Evren okullarda din dersini zorunlu hale getirdiği için cennetliktir” mealinde bir de açıklama da bile bulunmuştur. (http://forum.memurlar.net/konu/205847/)

İktidar-Cemaat ilişkisinde en son dikkatleri çeken; 12 Haziran seçimleri ardından Zaman Gazetesi yazarı ve Cemaatin etkin isimlerinden Hüseyin Gülerce’nin Hükümete örtülü mesajı olmuştur. Gülerce %50 ile iktidar olan yürütmeye “Hükümetin samimi olup olmadığı Kabineden ve Hükümet programından anlaşılacaktır” demek suretiyle mesaj vermiştir.

Özellikle Papa ziyareti, çeşitli istihbarat spekülasyonları ve küresel çaptaki ilişkiler, diğer tarikatların Gülen Cemaatine olan mesafeli yaklaşımının temel sebeplerini oluşturmaktadır. Bu ilişkiler sarmalı nedeniyle birçok tarikatın ve cemaatin yayın organında Ayet ve Hadislerden örnekler verilerek ziyaret kınanmış, böylesi bir işbirliğinin “Küfür” olduğu vurgulanmıştır.

Son yıllarda Fethullah Gülen Cemaatinin siyasi açıdan diğer Tarikat ve Cemaatlere oranla daha dominant olması, hatta İktidara ortakmış gibi görünmesi diğer İslami gruplar tarafından oldukça tepki ile karşılaşılan bir durumdur.

Mavi Marmara Gemisi baskını esnasında, Fethullah Gülen’in İsrail’i destekler nitelikte açıklamaları, otorite olduğu ve yardımların uzlaşma yolu ile sevk edilmesi gerektiğini söylemesi İslami çevrelerde infiale neden olmuştur. Burada, Fethullah Gülen’in açıklamalarının; yardım olayından ziyade diplomatik bir üslupla İsrail’in haksızlığını perdeleme gayretinde olduğu düşüncesini uyandırmıştır.

Son yılarda; bürokrasi atamalarında ve yürütme faaliyetlerinde Cemaatin doğrudan etkili olduğu açıkça gözlemlenmektedir. Bu etki de rekabetin doğal sonucu olarak diğer İslami çevreler açısından Cemaati biraz daha ötekileştirmiştir.

Başka bir husus var ki, değinmemek mümkün değildir. Türkiye de insanlar, Orta Asya’ya açılan ilk kapının Cemaat olduğunu zanneder, Oysa gerçekler bunun tam aksi yöndedir.

Bu süreçte genel kanının aksine bölgeye ilk giden o yıllarda Turan Yazgan Hoca’nın başını çektiği “Türk Dünyaları Araştırmaları Vakfı” olmuştur. Vakıf ilk yıllarda çok büyük mesafeler kat etmiştir. Vakfın resmi internet adresinde yapılan faaliyetler şu şekilde sıralanmıştır.

Türk Dünyası Terimini İlk Yerleştiren

Türk Dünyasının Müziğini Derleyip Korosuyla İlk Tanıtan

Türk Ülkelerine Toplu Olarak İlk Ulaşan

Türk Liderlerini Türkiye'ye İlk Getirip Tanıtan

Türk Topluluklarının Bayraklarını İlk Neşreden

Türk Ülkelerinde İlk Türkçe Eğitimi Başlatan

Türk Dünyası İle İlgili İlk Gençlik Şöleni Düzenleyen

Türk Dünyası İle İlgili İlk Çocuk Şöleni Düzenleyen

Türk Dünyası Ressamlarına İlk Resim Sergileri Açan

Türk Dünyası Tiyatrosunu Türkiye'de İlk Sahneleten

Türk Ülkelerinde İlk Konferansları Gerçekleştiren

Türkiye'de İlk Türk Halkları Asamblesi Konferansını düzenleyen.

Türkiye'de İlk Aksakallılar Konferansını düzenleyen.

Türkiye'de İlk Türk Kadın Kurultayını Gerçekleştiren

Türkler Arasında İlk Kültür Münasebetlerini Kuran

Türkleri Birbirlerine İlk Tanıtan

Türk Ülkelerinde Dilde Fikirde İşde Birlik İdealini Tekrar İlk Canlandıran

Türk Dünyasının Her Yerine İlk Damgasını Vuran

Türk Dünyasını Her Yönüyle Araştırıp; Müzik Yayınlarıyla, Kitap Yayınlarıyla, Dergi Yayınlarıyla, Takvim Yayınlarıyla Bütün Dünya'ya Kesintisiz İlk Duyuran Vakfımızdır.

 Görüldüğü üzere bölgeye ilk giden ve muhteşem eserler ortaya çıkartan Cemaat değildir. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı bölgede birçok okullar açmış, yine Milli Eğitim Bakanlığı’ da bölgeye birçok öğretmen göndermiştir. Bu vesileler ile ne var ki; bu başarıları karşısında gözyaşı döken bir tane bile Başbakan Yardımcısı çıkmamıştır. O yıllarda Milli Eğitim vasıtası ile Bölgeye çalışmaya gidenler genellikle Ülkücü öğretmenler olmuştur. Bu eğitim faaliyetlerinin ve öğretmenlerin nasıl engellendiklerini de o öğretmenlerden dinlemek mümkündür.

 Daha sonra birçok engellemeye maruz kalan Vakıf ve Milli Eğitim faaliyetleri gerilemiş, ilgisiz kalınmış ve kamuoyunda takdir uyandırmaması için basında adeta sansürlenmiştir.

Sonrasında Cemaat aradan sıyrılarak bölgeye yerleşmiştir.

 Orta Asya’da birçok okul açmak suretiyle bölgeye giden “Şakirt” ler eğitim faaliyetlerinde at koştururken “Ağabey”leri de ticaretlerini geliştirmiştir.

Ilımlı İslam’ın bölgede hızla yayılması amacıyla, küreselleşmenin gereği olarak, (yaygın kanaatin aksine) Cemaat okulları ,Türkçe değil, İngilizce eğitim vermekte ve seçme öğrencilere sadece reklam amaçlı Türkçe Şarkılar-Türküler-Şiirler öğretilmektedir.

Ülkücüler ile Cemaat’in karşıtlığını tetikleyen unsurlardan birisi de Bölgede çalışan Diplomatların, Ülkücü öğretmenlerin ve ticaret erbaplarının gözlemleridir.

 Artık Fethullah Gülen Cemaati, Ülkücüler açısından Gayrı Milli bir unsurdur. Cemaat de ise hormonlu büyümenin oluşturduğu özgüven sayesinde, kendi yapısını ve amacını tasvip etmeyen her kesime karşı açıkça olumsuz görüş beyanatında bulunmak gibi bir gelenek başlamış durumdadır ve son yıllarda en fazla olumsuz nitelemeyi Ülkücüler için yapmıştır.

Birçok istihbari faaliyeti etkin kontrolünde bulunduran yapı; teknik takip ve dinlemeler sayesinde elde ettiği verileri, ajan internet siteleri yoluyla kitlelere ulaştırmak suretiyle Ülkücülere karşı vahşi intikam metodunu benimsemiştir.

Beklenilenden daha fazla ve çabuk büyüyen, bölgesel ve küresel bir güç olduğu kabul edilen Cemaat’e en son terör örgütü PKK zeytin dalı uzattı. Geçtiğimiz yıllarda PKK cemaatin Güneydoğu Anadolu’da yapılanmaması için büyük gayretler sarf etmiştir. Cemaat’in devletteki etkinliğini fark eden örgüt, Devleti masaya oturtmak için sokak ortasında sivil kıyafetli askerleri kurşunlarken Cemaati hizaya getirmek için ise ara sıra bölgede Cemaat sempatizanı imamları infaz etmekte, yurtlara Molotoflar atmaktadır. Cemaatin de Abant Platformu adı altında topladığı sözde aydınlarla başlattığı “Açılım” sayesinde bu mesajlara karşılık verdiği görülmektedir.

En son terör örgütü elebaşı “Cemaat Ortadoğu’da büyük bir nüfusa sahiptir” demek suretiyle cemaatin sırtını sıvazlayarak, bazı konularda ortak mesai yapabileceklerini ima etmiştir.

Genel hatları ile cemaatin ulusal boyuttan küresel boyuta geçtiğini, insanların bakış açısını neye göre şekillendirdiklerini izah etmeye çalıştım.

Önümüzdeki zaman diliminde etkisi nasıl olur onu hep birlikte göreceğiz. Ancak Cemaatin daha uzun yıllar Türkiye’nin şekillenmesinde etkin rol oynayacağını söyleyebiliriz.

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
 

Diğer Kürşat TECEL Yazıları
 
Tüm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Için Tiklayiniz.
 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GERİLEMEYE DEVAM EDİYOR!
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ARAÇSIZ KALDI!..
AHAT TÜRKMENOĞLU SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF.DR. İLYAS DÖKMETAŞ'A VERDİ VERİŞTİRDİ...
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SİVAS'IN GERİLEMESİNİNDE ÖNEMLİ PAY SAHİBİ Mİ OLMUŞ ?
C.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünün Alkollü Gezisi
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
© Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.