Devrin geçmiş zamanlarından birinde yaşanmış bazı gerçek-komik-dramatik olayların kahramanı Dük-Hun’ın hikâyesidir bu…

Bir varmış, bir yokmuş!..
Dük-Hun, saraya kendi tanıdıklarını, eş-dost-akraba konumundakileri sokma gayreti içindeymiş. Özellikle sarayın bünyesindeki muhafız bölüğü okuluna alınmaları için hak etmeyen kardeşlerini rüşvetle aldırma, onları saraya sokmaya çalışırmış… Hak eden birçok kişinin hakkını gasp ederek onların mevkilerine engel olurmuş…
Yine günlerden bir gün kral devrilmiş… Kralın yerine gelen kişi, Dük-Hun’un eskiden beri tanıdığı entrikacı, düzenbazın biriymiş… Tahta oturur oturmaz, bütün bürokratları değiştirmiş, Dük-Hun’a da, idare etmesi için Dek-Han’lık vermiş… Yıllardır hayalini kurduğu Dek-Han’lık koltuğuna nihayet kavuşan Dük-Hun, yerini pekiştirmek ve rahat bir yaşam sürmek için, geçmişten bu yana kendi yandaşlarını, yalakalarını makamlara atamış… Hak eden etmeyen herkesi sebeplendirmiş, sevindirmiş…

Dük-Hun, Dek-Han’lık rütbesine yükselmiş yükselmesine de bir huyundan bir türlü kurtulamamış… Kendi mantığı içinde olmayan tüm mevkilere karşı çıkmış. Dişini tırnağına takarak elde ettikleri mevkilere sahip olanların ayağını kaydırmaya pek heves etmiş… Yeni Dek-Han, eskiden Dük-Hun olduğu vakitlerde özel işleri olduğunda pek de karargâha uğramazmış… Hatta öyle bir günde, kendi gece nöbetinde karargâhta olması gerekirken o, işleriyle meşgul olmuş… Bunu, arkadaşları, dostça uyardıklarında “boş ver, bir kereden bir şey olmaz…” mantığı içinde davranmış… Eski Dük-Hun, bugün Dek-Han olduğunda, bu davranışlarını hemen unutuvermiş birden, görevine sadık, görevini aksatmayan, idealist bir komutan oluvermiş…

Yeni makamın vermiş olduğu hırs ve heyecanla, kendi altında bulunan makamdakilere birer gözcü taktırmış peşlerine… Alt makamdakiler, nereye gitse haberdar olmak istemiş… Gözcüler de öyle sıradan gözcü değilmiş hem… Güvercinli gözcülermiş bunlar… Her olayı anında güvercinler aracılığıyla haberdar ediveriyorlarmış yeni Dek-Han’a… Bir sistematik düzen kurmuş Dek-Han… Kendi isteğinin dışında hareket eden, kendinden izin alınmadan yapılan her hareket “kınanır”mış… Bu ise büyük bir ceza imiş onun döneminde… “Kınanmak” neredeyse idam edilmekle eşdeğermiş… “Kınan”lar işlerinden el çektirilip sürgüne gönderilirmiş… “Ya benimle hep, ya bensiz hiç” dermiş… Bu haz, vazgeçilmez bir duygu ve ulaşılamaz bir güç verirmiş Dek-Han’a… Bu güç ve hazla görevini yapmaya başlamış Dek-Han…

Selim YILDIZ
FELEK VE İNSAN
Oğuz Demirkaya
Güzel işlerin gölgesine düşmeyen bir Üniversite için…
Çigdem KILIÇ
ALLAH KİMSEYİ DEVLETSİZ BIRAKMASIN
Erkan İLTER
17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü
Kürsat TECEL
Hata bizim, günah bizim, suç bizim..
Editör Kösesi
ATSAN ATAMAN TUTSAN TUTAMAN
Metin BOSNAK
MUHSİN BAŞKAN
Bizim Üniversiteli Neyzenler
TEKE
Denizalp Demirkaya
FİTİL ATEŞLENDİ UÇUNA GELDİ…