DONDURMA TADINDA SICAK-SOĞUK

26-04-2022 01:49

 

 

 

 

Yine masmavi, kuşbakışı yerden baktığım deniz ve üstünde çeşitli figürler çizerek uçuşan kuş sürüleri çok özgürler….

Sol tarafımdan yana gözlerim benden izin almadan ve acı vereceklerini bile bile ve çok acımasız bir şekilde boş odalara bakarken birden tüm yaşanılanlar, tüm gülmeler, tüm acı güzel anılar ve kendime de bırakacağım tüm anılar o an tekrarlanırken yine sol tarafımdan çok derin bir acı gözlerime yansıyor.Karar veriyorum içeri girmeden uzaklaşıyorum onları son bir kez bir daha görür müyüm diyerek dünya gözlerimle görüyorum dışarı çıkıyorum yukarı bakıyorum gökyüzü masmavi ve üstünde hoyratça halimi bilmeyen gülüp eğlenen bulutları görüyorum o an ben özgürüm artık!...

 

Kır atımla göz göze geliyoruz aramızdaki uzaklık sadece birkaç bilmem kaç metre ama ben o gözleri direk görebiliyorum…etrafında bir yığın anlamsız kalabalık var, bense, elimde beyaz bir kapla bir yerlerin telaşındayım ferahlayacağım bir yola gidiyorum o an kır atıma ulaşacağımı bilerek uzaklaşıyorum bilmediğim yola ve artık su renginde Maviyim…

 

Bir ev var delice içeri giriyorum birden balkona takılıyor önce gözlerim, orda sarı, mavi ve bilmem daha kaç renk menekşeler var kalmak istiyor gözlerim orada, ama ruhum bedenimi evin beyaz eşyalı odalarına götürüyor…aman Allahım bu ne müthiş bir manzara bembeyaz bir ev ben ısrarla kalmak isterken gitmelisin yoluna diyen acımasız ve tanıdık bir ses beni ikna etmeden evden yolluyor sonra geleceğimi biliyorum nasılsa diyerek çıkıyorum beyaz evden çok özgürüm…

 

Ya “Topkapı Sarayı” nasıl anlatılır insanın yürürken ayaklarının yerden kesildiğini hissederek yürüdüğünü hissetme duygusu ve egosu…Saraydayız üç kişiyiz bakır kazanlarda mis kokulu güzel yemeklerin yanından geçerken orda misafiriz ve kapakları açmadan gitmeliyiz ve çok hızlı adımlarla daha güzel “Saraylara” gidiyoruz ve ben çok özgürüm…

 

Birden kucağıma atlayan 3-4 yaşlarında bir çocuk bana sıkıca sarılırken beni hasretle öpüyor ben onu tanıyorum aslında bunu herkes biliyor ve onunla göz göze geliyoruz tek bir saniye sürede masmavi gözleri bana çok tanıdıklar…Aşka “1 saniye” yeter aslında…

 

 

İnsan yaşarken doğum gününe şahit olmalı yoksa doğum gününün anlamı olmaz ki!...Tam yedi gün kaldı o çok istediğim yerde olmak için ben eminim ama yine de ya olmazsam! Kuşkusu beni bin yıl yaşlandırıyor…Uyuyorum çabuk geçmeli son günler ve son iki bin yıl yok yanlış oldu iki gün aslında… hani umutlar tükenir ve “b” planına geçmeye hazırlanmaya çalışırsın sen haber gelir ansızın kavga ettiğin birinden beklediğinin üstünde bir haberdir ve elindeki koca kavanoz düşer bin parça olurken sen de sevinçten evren kadar özgürsün artık… O gün senin doğduğun gündür artık ve sen buna tanık olmuşsun…

 

Aslında hep özgürdür insan ama bunu çoğu zaman çiğner ve halini bilmeden karanlıklara gömülür, kendi bedenine çok hoyratça davranır ve hiç o bedenin ruhuna acımaz.Bilir mi aslında insan gören iki gözünden birini kaybettiğinden diğer gözüyle tam özgür müdür ki!...Ya kalbi hissizleşirse mesela neyi nasıl hisseder ki! Sanmasın insan kalp olmadan “Kır Atın” hiçbir değeri yoktur aslında…Tam mutlu olur mu ki! İnsan bir ayağını yitirirse ve kalan diğer ayakla mavi özgürlüğe nasıl yürünür ki kalır mi ki değeri “Tüm Sarayların” bunu düşünmüş mü hiç…

 

Nedir insanı tam esir eden acımasızlık bilir mi ki insan? Yüreğindeki prangalardan kurtulduğu zamandır asıl özgürlük, evren gibi tüm zehirli gazlar sararsa etrafını, görünmez olur yaşanılası Kainat parçası ne anlamı vardır öyleyse koca Evrenin…

Artık kurtulmalıdır insan bilmelidir zincirleri atarsa mavi özgürlüklere ulaşabileceğini… ve bilmelidir insan “ben duygusundan” uzaklaşırsa samimidir kendisine ve “bir bilge kadar” sakince huzurlu olabilirse mabedidir her yer ona…Tüm bunların yanında güçlü olmalıdır insan bir “oduncu kadar” rüzgarlara kapılmadan özgürlük kapısına varabilsin….

DONDURMA TADINDA

“Sıcak Soğuk”

 

 

Yine masmavi, kuşbakışı yerden baktığım deniz ve üstünde çeşitli figürler çizerek uçuşan kuş sürüleri çok özgürler….

Sol tarafımdan yana gözlerim benden izin almadan ve acı vereceklerini bile bile ve çok acımasız bir şekilde boş odalara bakarken birden tüm yaşanılanlar, tüm gülmeler, tüm acı güzel anılar ve kendime de bırakacağım tüm anılar o an tekrarlanırken yine sol tarafımdan çok derin bir acı gözlerime yansıyor.Karar veriyorum içeri girmeden uzaklaşıyorum onları son bir kez bir daha görür müyüm diyerek dünya gözlerimle görüyorum dışarı çıkıyorum yukarı bakıyorum gökyüzü masmavi ve üstünde hoyratça halimi bilmeyen gülüp eğlenen bulutları görüyorum o an ben özgürüm artık!...

 

Kır atımla göz göze geliyoruz aramızdaki uzaklık sadece birkaç bilmem kaç metre ama ben o gözleri direk görebiliyorum…etrafında bir yığın anlamsız kalabalık var, bense, elimde beyaz bir kapla bir yerlerin telaşındayım ferahlayacağım bir yola gidiyorum o an kır atıma ulaşacağımı bilerek uzaklaşıyorum bilmediğim yola ve artık su renginde Maviyim…

 

Bir ev var delice içeri giriyorum birden balkona takılıyor önce gözlerim, orda sarı, mavi ve bilmem daha kaç renk menekşeler var kalmak istiyor gözlerim orada, ama ruhum bedenimi evin beyaz eşyalı odalarına götürüyor…aman Allahım bu ne müthiş bir manzara bembeyaz bir ev ben ısrarla kalmak isterken gitmelisin yoluna diyen acımasız ve tanıdık bir ses beni ikna etmeden evden yolluyor sonra geleceğimi biliyorum nasılsa diyerek çıkıyorum beyaz evden çok özgürüm…

 

Ya “Topkapı Sarayı” nasıl anlatılır insanın yürürken ayaklarının yerden kesildiğini hissederek yürüdüğünü hissetme duygusu ve egosu…Saraydayız üç kişiyiz bakır kazanlarda mis kokulu güzel yemeklerin yanından geçerken orda misafiriz ve kapakları açmadan gitmeliyiz ve çok hızlı adımlarla daha güzel “Saraylara” gidiyoruz ve ben çok özgürüm…

 

Birden kucağıma atlayan 3-4 yaşlarında bir çocuk bana sıkıca sarılırken beni hasretle öpüyor ben onu tanıyorum aslında bunu herkes biliyor ve onunla göz göze geliyoruz tek bir saniye sürede masmavi gözleri bana çok tanıdıklar…Aşka “1 saniye” yeter aslında…

 

 

İnsan yaşarken doğum gününe şahit olmalı yoksa doğum gününün anlamı olmaz ki!...Tam yedi gün kaldı o çok istediğim yerde olmak için ben eminim ama yine de ya olmazsam! Kuşkusu beni bin yıl yaşlandırıyor…Uyuyorum çabuk geçmeli son günler ve son iki bin yıl yok yanlış oldu iki gün aslında… hani umutlar tükenir ve “b” planına geçmeye hazırlanmaya çalışırsın sen haber gelir ansızın kavga ettiğin birinden beklediğinin üstünde bir haberdir ve elindeki koca kavanoz düşer bin parça olurken sen de sevinçten evren kadar özgürsün artık… O gün senin doğduğun gündür artık ve sen buna tanık olmuşsun…

 

Aslında hep özgürdür insan ama bunu çoğu zaman çiğner ve halini bilmeden karanlıklara gömülür, kendi bedenine çok hoyratça davranır ve hiç o bedenin ruhuna acımaz.Bilir mi aslında insan gören iki gözünden birini kaybettiğinden diğer gözüyle tam özgür müdür ki!...Ya kalbi hissizleşirse mesela neyi nasıl hisseder ki! Sanmasın insan kalp olmadan “Kır Atın” hiçbir değeri yoktur aslında…Tam mutlu olur mu ki! İnsan bir ayağını yitirirse ve kalan diğer ayakla mavi özgürlüğe nasıl yürünür ki kalır mi ki değeri “Tüm Sarayların” bunu düşünmüş mü hiç…

 

Nedir insanı tam esir eden acımasızlık bilir mi ki insan? Yüreğindeki prangalardan kurtulduğu zamandır asıl özgürlük, evren gibi tüm zehirli gazlar sararsa etrafını, görünmez olur yaşanılası Kainat parçası ne anlamı vardır öyleyse koca Evrenin…

Artık kurtulmalıdır insan bilmelidir zincirleri atarsa mavi özgürlüklere ulaşabileceğini… ve bilmelidir insan “ben duygusundan” uzaklaşırsa samimidir kendisine ve “bir bilge kadar” sakince huzurlu olabilirse mabedidir her yer ona…Tüm bunların yanında güçlü olmalıdır insan bir “oduncu kadar” rüzgarlara kapılmadan özgürlük kapısına varabilsin….

DİĞER YAZILARI BAYRAMIN ADI (…) 01-01-1970 03:00 TOPLUM PSİKOLOJİSİ VE EGZERSİZ İLİŞKİSİ 01-01-1970 03:00 ARABESKİN AYAK SESLERİ 01-01-1970 03:00 SEN BABAMDIN AMA ŞİMDİ TOPRAĞIN OĞLU... 01-01-1970 03:00 ABDULLAH AVCI O BİR FENOMEN OLMA YOLUNDAMI? 01-01-1970 03:00 NE GÜZEL BİR İSİM MUSTAFA KEMAL YAŞASIN 23 NİSAN 01-01-1970 03:00 EY YAR SENLEYİM 01-01-1970 03:00 SUSKUN 01-01-1970 03:00 EZBERBOZAN 01-01-1970 03:00 Masal ev 01-01-1970 03:00 BİZE AİT 01-01-1970 03:00 KURBAN KAVUŞMA VE 'VAN' 01-01-1970 03:00 ÖMÜR DEDİĞİN ŞEY 01-01-1970 03:00 VEDA EDERKEN aslında... 01-01-1970 03:00 İLKEL VE BENCİL 01-01-1970 03:00 MAVİ GÖZLÜ DEV 01-01-1970 03:00 AŞKIN EDEBİ 01-01-1970 03:00 MEKTUP 01-01-1970 03:00 VURUN MAĞARALIYI 01-01-1970 03:00 ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR 01-01-1970 03:00 KAF DAĞININ MOR MENEKŞE SÜMBÜL KOKAN OVASINDA Bilinmeyen bir ZAMAN…… 01-01-1970 03:00 BIKMADAN YORULMADAN 01-01-1970 03:00 ÇIĞLIK 01-01-1970 03:00 İSMİ YOK… (SENİ ÇOK SEVİYORUZ BABACIĞIM) 01-01-1970 03:00 TEK BİR ELİN SAHİBİNE 01-01-1970 03:00 HÜZÜN HAZİN VE ACI… 01-01-1970 03:00 ŞIKIR ŞIKIR FIKIR FIKIR ŞANGUR ŞUNGUR PEKİ AMA KİM BUNLAR ?! 01-01-1970 03:00 SEVDA DEDİKLERİ BİR RUHDAŞLIKTI ASLINDA 01-01-1970 03:00 BENİM TEK BELAM DUYGUMDUR 01-01-1970 03:00 AH BİZ ÇILGIN TÜRKLER 01-01-1970 03:00 MERHABA 01-01-1970 03:00