
Mitoloji, Fuzuli Bayat’ın ifadeleriyle bir milletin millî düşüncesinin, psikolojisinin ve kendine has özelliklerinin ilk kaynağı ve dünyayı algılama biçimidir. Mit, hayatın ve olayların sembolleştirilmiş, genelleştirilmiş bir modeli, bir düşünce tarzı ve bilincidir. Kaya resimlerinde, takvimlerde, kozmogonik ve türeyiş hikâyelerinde somutlaşarak metne dönüşür. Mitoloji; kozmik bilgileri sembollerle kuşaktan kuşağa aktardığı için ilk bilim, kutsal güçlerle toplum arasında düzen sağladığı için ilk ideoloji, insanın evrende yer edinmesini amaçladığı için ilk siyaset bilimidir. Mitoloji, Bilge Seyidoğlu’na göre kaosu kozmoza dönüştüren mutlak gücün hikâyesidir. Bu hikâyede miti yaşamak ayrıca dinî bir tecrübe gerektirir. Bu tecrübe günlük hayatla ilgili tecrübeden farklıdır. Miti yeniden yaşayan bu dünya ile alakasını keser, olağanüstü varlıkların bulunduğu âleme geçer. Miti yaşayan kişi halihazırda bulunmaktadır fakat mitlerle çağdaş hale gelerek kronolojik zamandan çıkar, hadiselerin ilk yaşanmış olduğu zamana gider. O zamanlar “kuvvetli zaman”dır. Mitoloji, bir toplumun ortak hafızasını, köklü kimliğini ve kültürel kodlarını kuşaktan kuşağa aktaran en önemli mirastır.
Bu bağlamda Türk mitolojisinin en eski unsurlarından “Umay Ana”, yüzyıllardır Türk milletinin kültürel belleğinde varlığını koruyan önemli bir figürdür. İlk dönemlerde bir “Ana Tanrıça” olarak düşünülen “Umay”, zamanla bozkır hayatının değişmesiyle birlikte koruyucu bir ruha, meleğe veya kutsal bir kişiliğe dönüşmüştür.
Orhun Abideleri’nde Kültigin Yazıtı’nın Doğu Cephesinde 31. Satırında yer alan “Umay gibi anam hatunun kutu sayesinde kardeşim Kültigin kahraman er oldu” ve “Tanrı, Umay, kutsal yer ve su ruhları bize yardımcı oluverdiler” gibi ifadeler, bu figürün Türk devlet geleneğindeki yerini gösterir. Yüce varlık “Umay” adı Altın Köl I. Yazıtı’nda da “Bu bizim adımız Umay Beğ’dir” diye geçmekte, erkek ismi olarak verildiği anlaşılmaktadır. Zamanla bu mitolojik algı somutlaşmış ve egemenlik, bereket, talih, gibi anlamlar “Hüma Kuşu” figürüne aktarılmıştır. “Umay”, bir kut kuşu olarak düşünülmüştür. Halk inançlarında “Umay Ana”nın koruyucu rolü, İslami dönemde “Hz. Fatma’nın Eli” kültü ile birleşerek devam etmiştir. Bugün Anadolu ve Türkistan’da şifacılar veya anneler çocukları için dua ederken “Bu benim elim değil, Fatma Anamızın, Umay Ananın elidir” derler. Bu sebeple yeni doğan bebeklerdeki doğum lekeleri uğur sayılır.
Bazı araştırmacılara göre de “Uma” anne demektir. Divanü Lügat-it Türk’de ise “Umay: Son, kadın doğurduktan sonra karnından çıkan hokka gibi nesne anlamına gelir. Buna çocuğun ana karnında eşi denir. Şu anlama da gelmiştir: “Umayka tapınsa oğul bolur (birisi buna hizmet ederse çocuk doğar). Kadınlar sonu uğur sayarlar.
Yaşar Çoruhlu’nun “Umay”la ilgili L. P. Potapov’dan yaptığı aktarımlara göre “Tanrıça Umay”a bağlanan ana rahmi (etene) ve göbek ile ilgili inanışlar modern Altay-Sayan halkları ile Şorlar’da da görülmektedir. Şorlar “ımay” olarak adlandırdıkları göbeği, akağaç kabuğuna sararak evin içinde ocağın bulunduğu yerin yakınına gömerlermiş. Onlar “ımay”ı hem göbek hem de yeni doğan bebekleri koruyan tanrıçanın adı olarak kullanırlarmış. Dağlık Altay bölgesinin Teleütleri de plesantayı (etene) “ımay” olarak adlandırır ve yine ocağa yakın bir yere gömerlerdi. Onu gömerken de “arpa gibi köklü ol”, “ardıç gibi dallı ol” derlerdi. Türklerde yaygın olarak bebeklerin Umay tarafından korunduğuna inanılır.
Gökyüzünün en yüksek katlarında uçtuğuna ve asla yere konmadığına inanılan “Hüma Kuşu” da esasında “Umay Ana” kültünün yeniden canlanmış halidir.
Tasavvuf düşüncesinde “Hüma”, dervişin ihtiyaç duyduğu manevi desteği ve dünyevi bağlardan kurtularak Allah’a yönelen insan ruhunu simgeler. Büyük mutasavvıf Yunus Emre, dünya hayatının geçiciliğini ve hakikat alemine göç eden erenleri anlatırken “Hüma Kuşu” benzetmesini kullanır: “Ne erenler gelip geçti / Sular yurdu kaldı göçtü / Pervaz urup Hakk’a uçtu / Hüma kuşudur kaz değil” Yunus Emre, bir başka şiirinde ise dervişlik makamına erenlerin ulaştığı manevi zenginliği anlatırken, dünyevi şans kuşuna bile ihtiyaç duyulmadığını belirtir: “Devlet erdi ondan bana / Hacet değil hüma kuşu”
Bu çerçevede “Hüma” üzerine yazdığı bir yazıda A. D. İlbey, “Hümasız gönül olmaz” der ve şunları ekler: “Ulvî değerlerimizin gram gram eksildiği kalpsiz lâ-dîni modern çağda yaşıyoruz. Dervişin de, âlimin de, devlet adamının da nefsine mağlûp olduğu yâni ‘Hümâ”sız yaşadığı, ‘Hümâ’sını aramadığı bir zamandayız. Ehl-i irfanın ‘Hümâ kuşu âşıkların devletidir’ sözünü bilmeden, âşıklık da, dervişlik de, devlet adamlığı da eksik kalır.
Divan edebiyatında ise şairler, ulaşılamaz sevgiliyi veya dönemin yöneticilerini övmek için “Hüma”nın erişilmezliğinden ve uğur getiren gölgesinden yararlanmışlardır. Klasik şiirde sevgilinin saçının aşığın üzerine düşmesi, “Hüma”nın gölgesinin insana şans getirmesi gibi bir talih işareti olarak kabul edilir. Halk şiirinde ise bu kuş yükseklerin, saflığın ve benzersiz güzelliğin sembolüdür.
Karacaoğlan, sevdiğinin eşsiz güzelliğini şu dizelerle anlatır: “Karacoğlan der ki gönül uğruna/ Gökte melek yerde hüma yavrusu” Yine başka dizelerinde ise yüksekten uçan sevgilisine seslenerek kendisini korumasını öğütler: “Yekin hey sevdiğim sen seni düzet / Hüma Kuşu gibi kendini gözet”
Âşık Ömer de sevdiğini Hüma’ya benzeterek yaşadığı ayrılık acısını dile getirir:
“Baktım gözüne kaşına / Benzettim Hüma Kuşuna / Beni hicran ateşine / Yakan dilber kiminsin sen”
Gevherî ise sevgilinin kendisinden uzaklaşmasına sitem ederken bu motifi kullanır:
“Lâyık mıdır yara açma / Hüma gibi yüksek uçma / Gelip üstümüzden geçme / Tabip olan yara bağlar”
Sivaslı Âşık Sıdkı da insanın kendi değerini bilmesi gerektiğini vurgularken “Ben hüma kuşuyum koldan uçurma / Yazık olur sonra pişman olursun” der.
Türk halk türküleri, “Hüma Kuşu”nu soyut bir mitolojik unsur olmaktan çıkarıp halkın günlük sevinçlerine, ayrılık acılarına ve iç dünyasına ortak etmiştir. Anadolu insanı için “Hüma”, sadece gökyüzünde uçan efsanevi bir kuş değil; dertleşilen, dua edilen ve manevi nasihatler barındıran kutlu bir habercidir. Bu yönüyle motif, uzun havalarda, semahlarda ve deyişlerde derin bir anlam kazanmıştır.
Musikimizde “Hüma Kuşu” denilince akla gelen en önemli eser, Erzurum yöresine ait olan uzun hava formundaki türküdür. Gurbet, hasret ve ayrılık duygularını işleyen bu türküde Hüma, yükseklerden seslenen bir varlıktır: “Hüma kuşu yükseklerden seslenir / Yar koynunda bir çift suna beslenir / Bu dünyada murat almayan adam / Ahret her gününde bir gün yaslanır”
Halk türkülerinde bu kuş, hırslardan arınmanın ve alçakgönüllülüğün de sembolüdür. Erzincan yöresine ait bir türküde, insanın kibirden uzak durması gerektiği, “Hüma”nın yükseklerde uçmasına rağmen sonunda yere inmesi üzerinden anlatılır:“Gökte uçar Huma kuşu / Bilmeyenler atar taşı / Enginlik gönülün işi / Engin ol gönül engin ol”
Semahlarda ise “Hüma Kuşu”, insan ruhunun fani bedenden kurtularak ilahi kaynağa döneceğini simgeler. Şah Hatayi’de ve Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde insan canı, tıpkı Yunus Emre’nin “Yıkılıp bağ ile bostan ne umarsın bu nefisten / Hümâ gibi şol kafesten bir gün uçar demedim mi” şeklinde ifade ettiği gibi bir gün kafesten uçacak olan bir kuşa benzetilir: “Yeyip yedirmesi hoştur / Dert çekmeyen yürek taştır / Can dediğin huma kuştur / Kuş kafesten uçar bir gün”
Yine Pir Sultan Abdal’ın “Hüma Kuşu”nun geçtiği bir eserinde sabır ve tevekkül öne çıkar: “Hüma kuşu yere düştü ölmedi / Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı / Dedim yâre gidem nasip olmadı / Ağlama gözlerim Mevla kerimdir”
“Umay Ana” ve “Hüma Kuşu”nun, Türk sanat anlayışının bir parçası olarak heykel, seramik, dokuma ve mimari gibi alanlarda da geniş yer bulduğu görülmektedir. Göktürk dönemine ait taş oymalar üzerinde görülen üç dilimli taç taşıyan kadın figürlerinin Umay tasviri olduğu kabul edilir. Altaylar’daki Kudırge kurganında bulunan kabartmalardaki asil kadın figürü de yine bu kültün yansımasıdır.
12. ve 13. yüzyıl Selçuklu seramik ve mimari sanatında “Hüma” figürü, insan başlı ve kuş gövdeli tasvirlerle karşımıza çıkar. Türk sanatında bu kuş genellikle dişi veya kadın başlı olarak resmedilmiştir. Bu da onun çocukları koruyan “Umay Ana” kültüyle bağını doğrulamaktadır. Dokumalarda ise halı ve kilim motiflerine şans ve bereket getirmesi amacıyla işlenmiştir. Ayrıca Gazneliler gibi Türk devletlerinin bayraklarında da yer almıştır. Osmanlı Devleti’nde saltanatı ifade eden “Hümayun” kelimesi ve eski TBMM binasındaki (II. TBMM-Cumhuriyet Müzesi) bazı tasvirler (meclis sandalyelerinde Hüma kuşu motifleri) de bu geleneğin yakın dönemdeki uzantılarıdır. Ayrıca Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurucusu Mehmet Fuat’a “Umay” soyadı verilmiştir. Yine İran Hava Yolları Kurumu’nun logosu “Hüma Kuşu” motifi olduğu gibi Özbekistan Cumhuriyeti’nin resmi devlet armasının tam merkezinde, kanatlarını yukarıya doğru açmış, bağımsızlığı ve geleceği simgeleyen bir “Hüma Kuşu” motifi yer alır.
Dr. Öğr. Üyesi Selim YILDIZ
Ardahan Üniversitesi, İBEF, Tarih Bölümü
Başvurulan Kaynaklar
Avşar, Ziya, Osmanlı Sahası Divanlarına Göre Türk Mitolojisindeki Umay Ana Motifi. I. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri Kitabı, Cilt I, 2014, s. 357-366.
Batîslam, H. Dilek, Divan Şiirinin Mitolojik Kuşları: Hümâ, Anka ve Simurg. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, I, 2002, s. 185-208.
Bayat, Fuzuli, Mitolojiye Giriş, İstanbul 2007, Ötüken Neşriyat.
Baysal, Büşra, Hüma Kuşu’nun Uygulamalı Halk Mitolojisi Bağlamında Değerlendirilmesi. AHBVÜ Edebiyat Fakültesi Dergisi, C.2, (5), 2021, s. 13-24.
Çoruhlu, Yaşar, Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi. İstanbul 1995, Kabalcı Yayınları.
Çoruhlu, Yaşar. Türk Mitolojisi ve Sanatında Tanrıça Fikri. Varlık Edebiyat ve Kültür Dergisi, Sayı 1164, 2004, s. 17-21.
Çoruhlu, Yaşar, Türk Mitolojisinin Ana Hatları, İstanbul 2017, Ötüken Neşriyat.
Gömeç, Sadettin, Umay Meselesi. Tarih Incelemeleri Dergisi, V, 1990, s. 277-281.
Kalafat, Yaşar, Kazan ve Çevresi İzleri ile Türk Mitolojisindeki Umay. Kültür Evreni, Yıl 6, Sayı: 22, 2014, s. 29-44.
Kurnaz, Cemal. (1998). Hümâ. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C.18, 476-478, İstanbul.
Seyidoğlu, Bilge, Mitoloji Üzerine Araştırmalar, İstanbul 2015, Dergâh Yayınları.
https://www.tyb.org.tr/ahmet-dogan-ilbey-huma-kusu-yahut-himmet-humalari-28540h.htm
Selim YILDIZ
TÜRK KÜLTÜRÜNDE UMAY ANA VE HÜMA KUŞU
Kürsat TECEL
Merel Akşener de Siyasete Döner mi?
Oğuz Demirkaya
Güzel işlerin gölgesine düşmeyen bir Üniversite için…
Çigdem KILIÇ
ALLAH KİMSEYİ DEVLETSİZ BIRAKMASIN
Erkan İLTER
17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü
Editör Kösesi
ATSAN ATAMAN TUTSAN TUTAMAN
Bizim Üniversiteli Neyzenler
TEKE
Denizalp Demirkaya
FİTİL ATEŞLENDİ UÇUNA GELDİ…
MASALCI - CEGUESE -
DÜK-HUN (4)