Gündem
Giriş Tarihi : 09-07-2015 01:03

Suçluluk, Utanç, Sır ve Göz Yumma, Gizli Suçluluk, Bunama

Suçluluk, Utanç, Sır ve Göz Yumma, Gizli Suçluluk, Bunama...

Suçluluk, Utanç, Sır ve Göz Yumma, Gizli Suçluluk, Bunama

SUÇLULUK DUYGUSU

Suçluluk duygusunun çözümü temel olarak, yapılan eylem için pişmanlık duymak, özür dilemek ve mümkün olduğu ölçüde telafi etmektir. Bunun gerçekleşebilmesi için eylemin “itiraf” edilmesi ve “sorumluluğunun” alınması gerekir. Eylem ortaya çıkmadığı takdirde bu süreç başlayamaz.

Duygusal açıdan hissizleşmemiş bazı failler, suçluluk duygularıyla gizliden gizliye baş etmeye çalışırlar. Kendilerini cezalara çarptırabilir ya da evliya gibi görünerek abartılı bir sofuluk yolu seçebilirler.

UTANÇ

Genellikle utanç, faili suçluluk duygusundan ve cezalandırılma korkusundan bile daha fazla rahatsız eder. Utanmak, kişinin gerçekte olduğu kimse olmak istememesi, kaybolmak, artık var olmamak istemesi anlamına gelir. Utanç aynı utnçzamanda toplumsal olarak aşağılanma korkusu, toplumdan silinme, aforoz edilme korkusu, ait olma hakkını kaybetmeye dair büyük bir korku duymak demektir ve bu haliyle ölüm korkusuna çok yakındır. Toplumun önünde ölme korkusudur.

Fransız psikanalist Serge Tisseron, utanç fenomeni üzerine yazdığı kitapta utancın aynı zamanda bulaşıcı olabilen bir duygu olduğunu ortaya koyar. Eğer bir kimse utanç duyuyorsa onu gözlemleyenler kendilerini rahatsız hissederler ve orayı mümkün olduğunca çabuk terk ederler. Tisseron’a göre utanç duygularının üstesinden gelmenin tek uygun yolu, utanç duygusunun içinde pozitif bir şey bulmaktan geçer.“(….) bir bireyin (…..) ona toplum içerisinde bir yer edinme hakkı sağlayacak şey olan kendi kimliğini geri kazanmak için çaba göstermesi.

Eylemlerini itiraf etmeyen kişi, kendine duygularını ifade etme izni verirse çözülüp dağılacağından korkarak, zihinselleştirme ya da soyutlaştırma ile duygularından uzaklaşma eğilimine girebilir. Bu nedenle, bir savaş sırasında yaptıkları şeyleri itiraf edemeyen ve ailelerine karşı onurlu bir adam imajını korumak isteyen bazı babalar, ailelerine ve içinde yaşadıkları topluma yönelik olarak dogmatik ve duyarsız hale gelebilirler; zihinselleştirmeye başvurmaları, kendi duygularının dipsiz kuyusuyla karşı karşıya kalmamak için bir savunma yöntemidir. Buna ek olarak, ebeveynlerindeki suçluluk, sorumluluk ve utanç duygularını sezen çocuklar, ebeveyni bu duygulardan korumaya çalışacaklardır ve hem onu hem de kendilerini çetin duygulardan uzak tutma yolu olarak ayrıştırır ve zihinselleştirebilirler. Dolayısıyla, örneğin bir kız çocuğu kurban olduğu cinsel istismar gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışırsa, kız ya da erkek kardeşlerden biri, ebeveynlerin kızı kaçık ya da iftiracı ilan ederek bu gerçeği örtbas etmelerine yardımcı olabilir.

sırSIR SAKLAMA VE GÖZ YUMMA

Utanç deneyimi, toplumsal açıdan kabul edilemez ve utanç verici eylemlerin sırlara dönüştürülmesini garanti eder. Ve bu sırları utanç yüzünden saklayan, yalnızca fail değil aynı zamanda gerçeği bilenler ya da kuşkulananlar, kendi utanç duygularıyla yüzleşmemek için görmezden gelmiş olan ve böylece sırra göz yumanlardır. Sır saklamak için yapılan bu “gizli” anlaşma yüzünden taraflar birbirine bağımlı hale gelir ve eylem varlığını aynen sürdürür. Bir olay, sırf insanlar bakışlarını kaçırdığı ya da ondan söz etmedikleri için yok olmaz: Saklamaya çalışırlarken bile onların üzerinde kara bir bulut gibi asılı durur. Serge Tiserron’un keşfettiği gibi, kişi gerçekte sır tutamaz: “……. sır kendini belirli bir ses tonunda, belirli jestlerle, yersiz ya da alışılmadık sözcüklerin kullanımında, hatta sırrı saklayan kişinin çevresini kuşatan nesnelerde kendini fark edilebilir hale getirir. Koşullara ve kişilik yapısına bağlı olarak sırların “sızması” ya “çığlık” ya da “fısıltı” şeklinde olur. Ama bir şeyler saklayan kişinin, akrabalarına, arkadaşlarına, iş arkadaşlarına ve çocuklarına olan davranış biçimini o sır daima etkiler.

Tisseron sözlerine şöyle devam ederek dikkatimizi aile içerisindeki sırların belirli etkilerine çekiyor: “Ne var ki arkadaşların ve sıradan tanıdıkların diğer kişinin sakladığından kuşkulandıkları sırrın kendilerini etkilemesine izin vermek için hiçbir gerekçeleri yoktur. Bununla beraber, diğer kişiyle güçlü bir duygusal bağı olanlar ağır biçimde zarar görme tehlikesi altındadır.”

GİZLİ SUÇLULUK DUYGUSU: DELİLİĞE GİDEN YOL

Suçlu olan ve korku ya da utanç yüzünden bunu açıkça ortaya koyamayan kimseler genellikle duygusal açıdan çok kırılgan olurlar. Benlik duygularının bütünlüğü tehdit altındadır: Benliklerinin sırrı saklamak zorunda olan bölümüyle, üzerindeki yükü atmak ve vicdanından gelen sürekli baskıdan kurtulmak için yanıp tutuşan bölümü arasında kalmışlardır. Bu iki kutup arasında böyle çekiştirilmek, uç vakalarda psikoz ya da şizofreniyle sonuçlanabilecek“kişilik bölünmelerine” neden olur.

“Gizlilik” ve “ifşa etme” kutupları arasındaki orta noktanın, sürecin bir parçası olarak, kişiyi duygusuz ve karar vermekten ya da eyleme geçmekten aciz hale getirmesi muhtemeldir ki bu da düşünme, hissetme ve fiziksel hareketlerde zorluğa neden olur, hatta “katatoni” denilen psikiyatrik durumla sonuçlanır.

Gizlilik kutbuna daha yakın durduklarında herkesten ve her şeyden kuşkulanır hale gelirler ve paranoyaklaşırlar. Sanki, kafalarının içinde söz konusu eylemle ilgili düşüncelerini sakladıkları yerde, kuşku duyabileceğini düşündükleri kimseler, parlak fenerler şeklinde dolaşır gibi hayallere kapılmaktadırlar. Şüpheleri mümkün olduğunca üzerlerine çekmemek için geliştirebilecekleri bazı stratejiler şöyle olabilir:

*Hayatlarında hiçbir sorunları olmadığını gösterirler. Çocuklukları iyidir, ebeveynleri saygı değer insanlardır, evlilikleri iyi gitmektedir. Özel ya da kayda değer hiçbir şey olmamıştır.

*İnsanın belirli şeyler hakkında konuşmaması gerektiği görüşünü savunarak ketum olurlar.

*Belirli sorulara aldırmaz ya da duymazdan gelirler.

*Konuyu değiştirerek ya da başka şeyle meşgul olarak kendi dikkatlerini dağıtabilirler.

*Bayılabilir ya da başka kaçınma taktikleri kullanabilirler.

*Tehditkar ve agresif olabilirler.

*Felsefe yapabilir, zihinselleştirebilir ve sohbetleri farklı yöne yönlendirebilirler.

dllk.Bu davranışların arkasında, duygusal karmaşanın yarattığı, kaçış yolu olmayan bir “terör” vardır ve bu, kaçınma çabalarını hararetli ve kararlı kılar. Eğer eylem öğrenilirse, onları normal diye tanımlayarak kendi yaptıklarını haklı çıkarmak için ilkel girişimlerde bulunacaklardır. Örneğin, pedofili vakalarında failler çoğunlukla davranışlarını, çocukların bundan hoşlandığını ya da çocuğun ayartıcı olduğunu söyleyerek haklı çıkmaya çalışırlar. Fail bu sırla ne kadar uzun süre yaşarsa kişiliğindeki bölünme de o kadar derinleşir. Hatta bazı failler, sonunda kendilerini eylemin asla gerçekleşmediğine ya da onu bir başkasının gerçekleştirdiğine ikna ederler.

Diğer kutupta ise, suçluluk ve utanç duygularından kurtulma umuduyla eylemi ifşa etmek için yanıp tutuşurlar. Herhangi bir ifşaat genelde ipuçları ya da imalarla başlar. Örneğin, aile albümünden bütün ilgili fotoğraflar alındığında, çocuğun babası olduğunu düşündüğü kişinin değil, gerçek babasının fotoğrafı kalır. Ya da büyük babanın savaşta öldüğüne dair aile içerisinde hiçbir zaman bir konuşma geçmemişken onu Nazi üniforması içerisinde gösteren bir fotoğraf vardır. Her zaman sebepsiz yere evin içerisinde ortalıkta bulunan, her ev taşındığında birlikte götürülen ya da biri onu atmak veya başka bir yere koymak istediğinde kavgaya neden olan bir nesne (bir fotoğraf, bir kitap, bir bıçak, bir saat) vardır.

Sırlar, hayalet öykülerinin içine de yerleştirilebilir.

Bir sır taşımanın yükünden kurtulmayı ummak, sırrın söylenebileceği insan aramayı da içinde barındırabilir. Kiliselerdeki günah çıkarma ritüeli, sırları açıklamak için bir yol sunar: Sırlar sessizlik yemini etmiş ve “günah” için bir bağışlanma ritüeli sunabilecek bir rahibe açıklanabilir.

Din ile abartılı biçimde ilişki kurmanın arkasında, sırrı açıklama isteği ve kişinin başka insanlar tarafından affedilmeyeceğine inandığı bir eylem için kilise tarafından bağışlanması umudu yatıyor olabilir.

Din ile bağlantısı bulunmayan kişiler zaman zaman bunun dengini, sırlarını güvenle açılabileceklerini hissettikleri bir psikoterapistte bulurlar. Psikoterapistler elbette mahremiyete saygı duymakla beraber, hastalarına bağışlanma sunamazlar ama yalnızca yargılandığını hissetmeden konuşabilmek ve kabul gördüğünü hissetmek, kendine göre bir tür rahatlama ve bağışlanma sunabilir. Bilindiği gibi hastalar, sırlarını güvenle açabileceklerinden emin olmak için terapistlerini dikkatle sınarlar. Bir terapiste gitmek, genelde gizlilik ile ifşaat arasındaki gerilimle başa çıkmak için diğer bütün yollar başarısız olduktan sonra denenen son fikirdir.Hastalığa, psikiyatrik bakıma ya da bunamaya kaçış, çoğunlukla tercih edilen bilinçdışı bir seçimdir. Sırlar genellikle mezara götürülür ya da ancak ölüm döşeğindeyken açıklanır.

bnmİLERİKİ YAŞLARDA BUNAMA (DEMANS)

Yaşlılığın sebep olduğu bunama, yalnızca organik bir hastalık olmayabilir. Fiziksel güç azaldıkça duygusal çatışmaların daha kolay yüzeye çıkması, ifade etme dürtüsünün, zayıflayan fiziksel güce galip gelmesi muhtemeldir. İçsel bölünmelerini zaptetmek için gösterdikleri çabalardan giderek daha da fazla bunalan yaşlı insanlar, sağı solu belli olmaz hale gelebilir ve temkinliliklerini gittikçe daha kolay ve sık kaybedebilirler. Yaşamlarının çözümlenmemiş çatışmaları ifade edilme arzusu içindedir. Bilinci bulanmış yaşlı akrabalarının söylediklerini dikkatle dinlemeye hazır çocuklar neler olduğuna ve ailede nelerin “sır” olarak kaldığına dair pek çok ipucu alabilirler.

AdminAdmin