Türkiye'nin birçok yerinde, birçok mekan, 'Tantuni' yaptığını iddia ediyor...

Kuşbaşı eti, küçük küçük kıyan; bir de saçta yağ ile kavuran; ''Tantuni' yaptım, satıyorum' diyor...
Oysa her işin olduğu gibi, her yöresel yiyeceğin olduğu gibi, 'Tantuni'nin de bir ustası, bir yöresel damak tadını bileni var...

İşte yavaş yavaş bir marka olma yolunda ilerleyen 'SUAT USTA'NIN YERİ', bunların nadir bir örneği...
SUAT USTA'NIN YERİ, bizzat patronu Suat Uçmaz tarafından yönetilen bir zincir...


Suat Uçmaz, bizzat Mersin kökenli bir ailenin ferdi. Daha ilkokul ikinci sınıftayken, baba mesleği olarak tanışmış tantuni ocağı ile ve biri Gebze'de 'Frencheising' ve üçü de Beşiktaş, Taksim ve Harbiye-Pangaltı olmak üzere dört mekanı işletiyor...
Peki, nedir Suat Usta'yı farklı kılan...


Yerinde gördük ve denedik...
Bir kere öğrendik ki, tantuni; öyle kuşbaşı etin küçük kıyılıp, pişirilmesinden ibaret değil... Çiğ köfteilk, sinirsiz, yağsız, katıksız ve katkısız et olmalıymış, kendisi de öyle etten yapıormuş tantuniyi...
Sonra, yamkuk kozasının yağı kullanılmalıymış ki, et yumuşak ve lezzetli olsun...

Bir de 'Şiş Ciğer' meşhur Suat Usta'nın yerinde...

Bir gece önceden terbiyeye yatılımış ciğerler, özenle şişe diziliyor ve yanmadan, tam kıvaında sunuluor müşterilere...
Suat Usta, yani namı diyar Suat Uçmaz, 'Bir müşteri, bir müterinin anahtardır' diyor ve ekliyor; 'Bir kişi memnun kalsa bu on kişi demek, bir kişi memnuniyetsiz ayrılsa, o da yüz kişiyi engellemesi demek. Bu nedenle kaliteden asla taviz yoktur...'

Evet, Suat Usta'nın yerinde, tüm malzemeler, etten ciğere, sumaktan toz bibere ve yağa kadar Mersin'den özenle getirilior...
Turşuları bile, Suat Usta; mevsiminde Mersin'e gidip tarladan seçiyer ve biricik aneciği eli ile kurduğu turşularla katık sağlıyor oğluna.. Tabii turularda, sadece iyi sirke, limon tuzu ve su katkısı olduğunu eklememize gerek yok, yani bire bir ev ürünü...


Suat Usta'ya gelenler, ir sofra ile karşılaşıyorlar ki, pişmiş soğan mı dersiniz, sumaklı soğan mı dersniz, pişmiş domates ve köz biber mi dersiniz, maydanoz yaprakları mı dersniz, hemen oracıkta taze taze yapılan ezme salata mı dersiniz, yoksa nar ekşili salata mı dersiniz...
Kral Sofrası değil, Suat Usta'nın sorası bu...

Tabii herd biri taze taze pişen, şiş ciğer, şiş kebap, tantuni ve dha neler neler...
Son olarak bir de künefe yedniz mi; sizden iyisi, Şam'da kayısı...

Herkes bu tadı bir kez olsun tatmalı, bir halk lokantası olduğu için, öyle fahiş fiyatalr da yok Suat Usta'nın mekanlarında...
'Büyümek, yavaş yavaş olmalı' diyor Suat Usta ve son olarak şöyle tamamlıyor sözlerini:
'Zincir mağazalarımız olacak ama zamanla. Müşterinin her yerle aynı memnuniyeti yaşaması şart. Bu nedenle de, mekanları çoğaltıp, büyüyünce; kontrol de zorlaşır. Mesela ibzde, bir basaya giden bir ürün, tabakta kalsa dahi, el değemiş olsa dahi, bir daha kullanılmaz. Sadece ekmekelri saklar, onalrı da kuşlara atarız. Bizde temiz mal çok önemli. Tüm elemanlarımız, beş yıldızlı otel gbi her sabah tırnak kontolünden geçer, traş şart, temiz kıyafet şart. Zira ben icabında, oğluma da, eşime de aynı mamulü götürüyorum. Ben yemediğmi neden müşterime yedireyim? Kalte, temizlik olmazsa olmazımız. İşte bizi de farklı kılan bu...'






























