Ekonomi
Giriş Tarihi : 29-11-2011 10:02

20. Kalite Kongresi; her yıl olduğu gibi bu yıl da yeril ve yabancı çok sayıda ünlü ismi bir araya getirdi.

20. Kalite Kongresi; her yıl olduğu gibi bu yıl da yeril ve yabancı çok sayıda ünlü ismi bir araya getirdi.

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, ''Ben ilk çalışma hayatıma başladığımda kalite kontrol edilirdi. Daha sonra bu kontrol edilmekten çıkıp 'kalite üretilir' anlayışına geçtik. Daha sonra 'iş mükemmelliği' dediğimiz, artık bütün şirket, herkesin kaliteden sorumlu olduğu evreye geçtik. Şimdi de başka evreleri yaşıyoruz'' dedi.
Sabancı, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından Türk Sanayici ve İşadamları Derneği'nin katkılarıyla düzenlenen ''20. Kalite Kongresi''nde Uğur Dündar'ın yönettiği oturumunda, Brisa'nın AB'den kalite ödülünü alan ilk şirket olmayı nasıl başardığına ilişkin olarak, Brisa'nın 1988 yılında Japon Bridgestone ile ortaklık kurduğunu, bunun bir ihtiyaçtan doğduğunu, çünkü 1980'li yıllara baktıklarında, dünyadaki akımların, liberalleşme, serbestleşme olduğunu söyledi.
Güler Sabancı, şunları belirtti:
''Bazılarımız bilir Türk Parasını Koruma diye bir kanun vardı. Ben iş hayatıma onunla başlamıştım. Neyse onları geride bıraktık. Paranın akışkan olduğu, üretimlerin, malların akışkanlığa geçtiği bir dönemi konuşuyoruz. Turgut Özal o zaman Cumhurbaşkanı, kongrenin açılışında 'serbest piyasa' demişti. Evet, doğru, kalitenin birinci furyasını böyle yaşamıştık. Çünkü büyümek istiyorduk. Çünkü ihracat yapmak istiyorduk. Bütün sanayide böyle bir ihtiyaç vardı. Bu bizi ölçeğe, teknoloji ihtiyacına götürüyordu. Daha teknolojik ürünlerle büyümek ihtiyacından Brisa 1988 yılında Japon Bridgestone ile ortaklığa girdi. Bu aslında Sabancı Topluluğu'nun da kalite yolculuğunun bir başlangıcı oldu. İnsanlar ortaklarından çok şey öğrenirler, ama ben inanırım ki insanlar rakiplerinden de çok şey öğrenirler. Brisa'nın bir büyük avantajı da Brisa'nın Goodyear, Pirelli gibi güçlü rakipleri vardı. Daha büyümek, teknoloji uygulamak için ortaklığa girdik.''
Brisa'nın Avrupa Kalite Büyük Ödülü'nü kazanmadan önce Türkiye'de 1993 yılında Avrupa'dan önce yapılan Ulusal Kalite Ödülü'nü kazandığını anımsatan Sabancı, ''Yani biz ülke olarak Avrupa'dan daha önce bu konuya adım attık. Öncülük ettik, fark yarattık'' dedi.
Bunun bir evre olduğunu söyleyen Güler Sabancı, ''Ben ilk çalışma hayatıma başladığımda kalite kontrol edilirdi. Bizim ekiplerimiz vardı, üretimden sonra gidilir kontrol edilirdi. Daha sonra bu kontrol edilmekten çıkıp 'kalite üretilir' anlayışına geçtik. Daha sonra 'iş mükemmelliği' dediğimiz, artık bütün şirket, herkesin kaliteden sorumlu olduğu evreye geçtik. Şimdi de başka evreleri yaşıyoruz'' diye konuştu.

Sürdürülebilirlik konusunda ne tür çalışmalar yaptıklarının sorulması üzerine de Güler Sabancı, toplam kalite sisteminin kapsamında zaten çok paydaşlılık olduğunu, bunun içinde de önemli paydaşlardan birini çevrenin oluşturduğunu vurgulayarak, ''Yeni dönemde tabii çok daha öne çıkarıyoruz. Bütün yaptığımız işlerde, süreçlerde bunun çevreye, insana olan etkilerine bakıyoruz. Buna öncelik veriyoruz. Tüm proseslerimizde olayın sürdürülebilirliğine önem ve öncelik veriyoruz'' dedi.
Güler Sabancı, Sabancı Topluluğunun inovasyonla ilgili çalışmalarına ilişkin olarak da şunları kaydetti:
''Sabancı Topluluğu'na ben 2004 yılında başkan oldum. 2005 yılında 600 üst yöneticimizin katıldığı, 1,5 ay süren arama konferansları yaptık. Hep beraber Sabancı'ya yeni bir vizyon, yeni bir dönemi işaret etmek istedik. Kolay değil, Sakıp Bey'den sonra aldığımız bir sorumluluk var... Arkadaşlarla beraber o görüşmelerin sonunda Sabancı Topluluğu'nun 2005 yılında yeni vizyonunu 'fark yaratmak' olarak benimsedik. Dolayısıyla her yaptığımız işte, içinde bulunduğumuz her sektörde, yapacağımız her işte farklılıklar yaratarak öncü olmak, ileride olmak, bir adım önde olmak... Bunu yapabilir, bunu başarabilirsek, bunu sürdürebilirsek, sürdürülebilirlik açısından da Sabancı Grubunu ileriye taşıyabiliriz diye düşündük. İnovasyona fırsat veren ortamları yaratabilmek, yani o iklimi yaratabilmek organizasyonda, işletmelerde... Yeni fikre önem vermek, yeni fikrin çıkmasına, tartışılmasına, geliştirilmesine önem vermek, bu fırsatı vermek. Farkılıklara fırsat vermek ve bunlardan çıkacaklarla uygulamada, rekabetin bir adım önünde olmak, öncü olabilmek, ileriye götürebilmek. Bu anlamda hakikaten sevindirici örneklerimiz var. Ama yeterli mi- Değil. Sürekli yapılması gereken bir iş, sürekli çalışılması gereken bir konu. Ama memnuniyet verici örneklerimiz var. Bu konuda ileriye gittiğimizi düşünüyoruz. Eğer bugün Sabancı Topluluğu'nun sonuçlarına da yansıyan bir başarı varsa, bunun da arkasında böyle bir yönetim anlayışı olduğuna inanıyorum.''

Uğur Dündar'ın ''Sizin gazeteci dostum Necati Doğru'ya verdiğiniz bir demeci hatırlıyorum. Orada 1979'da daha yeni yeni iş hayatınıza başlarken çalışma hayatınızdaki en büyük amacın 'fark yaratmak' olduğuna değinmiştiniz. Bunu daha sonra hem kişisel hem de yönettiğiniz topluluğun bir felsefesi haline getirdiniz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız-'' şeklindeki sorusu üzerine de Sabancı, ''Yıllar geçiyor. O zamanki söylediğim çok cesur bir sözmüş. Onu o kadar bilerek mi söyledim, bilmiyorum o gün. Çünkü henüz ilk röportajımdı'' diye konuştu.
Fark yaratmanın bir öncülük, bir şeyi değiştirmek, cesaret olduğunu ifade eden Güler Sabancı, ''Rahmetli Sakıp Sabancı'nın talebesiyim. Onda vardı bu. Eğer başarabilirsek arkasından, ne mutlu bize'' dedi.
Sabancı Grubu'ndan örnekler veren Sabancı, ''Mesela 1993 yılında Maslak'taki kuleler ilk 30 kat üstü yapılan kulelerdir. Sakıp Bey buranın açılış konuşmasında, 'biz şimdi en yükseğiz ama bizden daha yüksekleri yapılacak' demişti. Nitekim yapıldı, ama o kulelerin oraya yapılışı o bölgenin görüntüsünü değiştirdi, o bölgeyi yüksek binaların olduğu, ayrı bir bölge olarak tarifledi'' şeklinde konuştu.
Dünyada elektronik perakendeciliğin bilindiğini, ancak Türkiye'de bunu ilk Teknosa ile kendilerinin yaptığını anımsatan Sabancı, Teknosa'nın bir sektörün başlangıcını oluşturduğunu vurguladı.


Güler Sabancı, şunları belirtti:
''Burada sadece birinci olmak da yetmez, ikinci olabilirsiniz, üçüncü olabilirsiniz ama değiştirebiliyor musunuz ve sürdürebiliyor musunuz- Biz Mardin'de, Sakıp Sabancı Mardin Şehir Müzesi yaptık. 'Yetmez' dedik, altına Dilek Sabancı Galerilerini koyduk. Çünkü şehir müzesi dinamik bir şey değil, altına dinamik bir galeri koyduk. Dünya çapında bir iş oldu. Mardin'deki o bölgeyi değiştirdi. Fark yaratmak biraz böyle bir şey. Çin'de Lang Lang diye bir piyanist çıkıyor 40 milyon Çinli genç 'biz onun gibi piyano çalmak istiyoruz' diyor. Televizyon haberciliği dünyada olan bir şey ama sizlerle Türkiye'de başladı, devam ediyor. Fark yaratmak bunun gibi bir şey. Bir öncülük var, yapılmamışı yapmak var. Bir yapılan işe fark getirmek var, ama şimdi diyoruz ki sadece bunlar yetmez, fark yaratırken de sürdürülebilirliği düşünmemiz lazım.''
İnovasyonun sosyal politikalara yerleşmesinin ortak paydasında çok ciddi bir eğitim hamlesi yattığını söyleyen Sabancı, ''Eğitim hamlesinde de mevcut eğitim sistemimizi devam ettirmek değil, ciddi bir reform yatıyor. Farklılıklara fırsat veren bir eğitim yapısı...'' dedi.
Yeni teknolojiler yaratma konusunda son yıllarda oldukça yatırım yapıldığını, ancak henüz daha meyvelerini almadıklarını belirten Sabancı, sadece teknoloji üretmenin de yeterli olmadığını, uygulanabilir teknolojinin önemli olduğunu, önümüzdeki süreçte bu konuların üstünde durmak gerektiğini, yoksa fark yaratmanın devam ettirilemeyeceğini kaydetti.

 

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, insan sermayesini dünya ekonomileriyle rekabet edebilecek niteliğe yükseltmeden hiçbir ülkenin fark yaratmasının mümkün olmadığını ifade ederek, ''Yüksek bir refah düzeyine ulaşabilmek, bunu sürdürebilir kılmak ve küresel düzeyde çeşitli alanlarda rekabet edebilmek, ancak eğitimin öncelikli ve nitelikli bir alan haline gelmesiyle mümkün olabilecektir'' dedi.
Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından TÜSİAD'ın katkılarıyla düzenlenen ''20. Kalite Kongresi'', Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda başladı.
''Fark Yaratmak'' temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, yirmi yıl aralıksız süren bu etkinliğe destek vermekten TÜSİAD olarak övünç duyduklarını söyledi.
Kalite kongrelerinin her yıl gündeme getirdiği temalarla yurt içinden ve yurt dışından konuşmacıları bir araya getirdiğini, bu platformda bir araya gelen ''farklı'' bakış açılarının, katılımcılara yepyeni perspektifler sunduğunu ve yeni ufuklara doğru önlerine yollar açtığını ifade eden Boyner, bu nedenle, bu yıl için seçilen ''Fark Yaratma'' temasının, Kalite Kongresi'nin işlevi açısından da çok anlamlı olduğunu düşündüğünü kaydetti.
Boyner, küresel rekabetin yoğun olduğu bir dünyada ayakta kalabilmek için yenilik/inovasyon yapmanın önemini giderek daha çok vurgular olduklarını, şirketlerin ve ülkelerin, inovatif ürün ve hizmetlerle rekabet yarışında bir adım öne geçmesi için makro ve mikro planda gereken reformlarda artık daha çok gündeme geldiğini ifade etti.
Düşünce yapılarının farklılaştırılmasının önemine değinen Boyner, belli bir yaşa kadar örgün eğitimde, daha sonra tüm yaşam boyunca birçok şey öğrendiklerini, kendilerine öğretilenlerin aynı veya benzer nitelikte olabileceğini, ancak aralarında farkı yaratan şeyin, öğrendiklerini tek tek fertler olarak yaşama nasıl yansıttıklarıyla alakalı olduğunu söyledi.


Düşünce biçimini fark yaratma üzerine kuran bireyler ile mevcut düzeni belki biraz iyileştirerek sürdürme eğiliminde olan birinin yaratacağı farkın aynı olmayacağını dile getiren Boyner, şunları kaydetti:
''Yeni, yepyeni fikirlere ulaşmak için bazen tüm bildiklerimizi unutmamız gerekebilir. Yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı sürekli sorgulamamız ve alıştığımız düzenlere meydan okumamız gerekebilir. 'Daha iyiyi' hedefleyen hiçbir girişim, rekabetin bu kadar keskin ve rakiplerin bu kadar güçlü olduğu bir ortamda gerçek anlamda fark yaratamaz. Daha iyiyi hedeflemek önce bazı avantajlar getirse de kısa bir süre sonra diğerlerinden pek bir farkımız kalmadığını görürüz. Herkesin sadece daha iyinin peşinde olduğu bir rekabette, sıradanlıktan sıyrılmak da pek mümkün olmayacaktır. Farklı olanın biraz da sıra dışı olduğunu hatırdan çıkarmamalı. Bunun için, herkesin baktığı bir yerde farklı bir şeyler görebilmek, hayal edebilmek ve hayal ettiğimizi gerçek kılmak için bıkmadan uğraş vermek gerekiyor.''


Ümit Boyner, dünya ekonomisinin zor bir dönemde geçtiğini, yeterince büyüyemediğini, daralmanın yükünün gelişmekte olan piyasa ekonomilerine kaydığına işaret ederek, bu yapıda rekabetin daha da yoğunlaşmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Özellikle son on yılda, dünya iş bölümündeki değişim, dünya üretiminin büyük bir bölümünü, işgücü faktörü açısından bolluk içinde olan sanayileşme yolundaki ülkelerin oluşturduğu küresel bir üretim ağına kaydırdığını dile getiren Boyner, şunları kaydetti:
''İster küresel üretim ağının bir üretim noktası olmayı tercih edelim, ister daha yüksek bir hedef koyarak bu ağı yönetenler arasına katılmayı planlayalım, rekabet gücü için öncelikle sanayileşmeyi ve küresel değer zincirinde daha yüksek seviyeleri hedefleyen reformlara ihtiyacımız var. Çünkü bu yoğun rekabet içinde 'fark yaratmak', hem şirketler hem de ülkeler için çok temel bir mücadele alanı.
Mali disiplin, yatırım ortamı iyileştirmeleri, vergi mevzuatı, kayıt dışılıkla mücadele, girişimcilik, enerji piyasası ve işgücü piyasası düzenlemeleri gibi mikro reformların yanında, bilim, teknoloji ve inovasyonda üstünlük sağlamak, artık rekabette en belirleyici faktörler. Bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürmek için inovasyon yetkinliğimizin gelişmesini öncelikli bir konu olarak görüyoruz. İnovasyon da girişimcilik de yeni fikirlere açık, risk almayı teşvik eden, risk yönetimi için araştırmadan uygulamaya geçişi mümkün kılan ortamlarda var olabiliyor. Bu ortamı oluşturabilmek için kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri olarak birlikte çalışabilmeliyiz.''

Boyner, toplam ihracat içindeki orta ve ileri teknolojili ürünlerin payının artırılması ve geleneksel sektörlerde daha yüksek katma değerli bir yapıya geçilmesi, yakın zamanda açıklanan Türkiye sanayi stratejisinin temel hedefi olarak vurgulandığını dile getirerek, ''Gerçekten de ihracat yapımızı sıradanlıktan kurtarmamız şart. Yapılan araştırmalar ışığında biliyoruz ki ülkeler geliştikçe ülkedeki becerilerin çeşitliliği ve karmaşıklığı artar, becerilerin karmaşıklığı arttıkça üretilen ürünler de çeşitlenir ve daha karmaşık hale gelir. Ülkemizin ihracat yapısının, 'ender' ve 'karmaşık becerileri yansıtan' ürünlere doğru evrilmesini sağlamak durumundayız'' dedi.
ARGE'ye ayrılan kaynakların son yıllarda artmakla birlikte ARGE'nin ticari getirisinin yani bir anlamda inovasyon bakımından hala gelişmiş ülkelerden çok geride olduklarını ifade eden Boyner, ''Rekabette 59. sırada inovasyon açısından da 69. sıradayız. Dünyada 17. büyük ekonomi olmamıza rağmen. Radikal yenilikler yaratabilecek ARGE yatırımlarının, geri dönüşü uzun vadeli olan ve risk taşıyan yatırımlar olduğu malumdur. Artık küresel pazarda rekabet edebilecek ürünleri geliştirebilmek için gereken teknoloji ve inovasyon faaliyetleri, firmaların kendi imkanlarıyla tek başına, yönetebilecekleri bir seviyenin ötesine geçmiş durumda. Gerek uluslararası platformda, gerekse yurt içinde bilgi ve risk paylaşımını mümkün kılacak ortaklıklar üzerine yoğunlaşmalı, 'açık inovasyon' kavramını daha etkili bir şekilde kullanmalıyız'' diye konuştu.


TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Boyner, tüm bu konuların, çok daha önemli ve uzun vadeli bir meseleyi gölgede bırakmaması gerektiğini ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''O da insan sermayemizi geliştirme hedefidir. İnsan sermayemizi dünya ekonomileriyle rekabet edebilecek niteliğe yükseltmeden hiçbir ülkenin fark yaratması mümkün değildir. Yüksek bir refah düzeyine ulaşabilmek, bunu sürdürebilir kılmak ve küresel düzeyde çeşitli alanlarda rekabet edebilmek, ancak eğitimin öncelikli ve nitelikli bir alan haline gelmesiyle mümkün olabilecektir.
Fark yaratmak için, bireyleri eşit katma değerli paydaşlar haline getirecek fırsatları yaratmak zorundayız. Bu bağlamda, kadınların toplum ve ekonomideki rolünün güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah için, kadınların hem profesyonel çalışan hem de girişimci olarak ekonomik yaşama katılımını, kalkınmanın yaşamsal bir unsuru olarak görmek zorundayız.''


Ümit Boyner, 2050 yılını esas almaları halinde önlerindeki 40 yıla bakınca, dünyanın çok daha yüksek bir etkileşim içinde olacağını, büyüme ve refah arayışlarının süratle artacağını, ancak aynı zamanda bu sürecin 'sürdürülebilirliği' konusunun da tartışmanın merkezinde yer alacağını söyleyebileceklerini ifade etti.
Dünyada üretim ve tüketim alışkanlıklarının olağan seyrinde gittiği takdirde, 2050 yılında şu anki refah seviyesini korumak için 2,3 dünyaya ihtiyaç olacağını vurgulayan Boyner, ''Yadsınamayacak bir gerçek var ki büyümeyi ve kalkınmayı sürdürülebilir kılmak 21. yüzyıl iş dünyasının en kritik konularının başında yer alıyor. Bugün vereceğimiz kararlar ile varolan kaynaklarımızı en iyi şekilde değerlendirebilir, kaynak kullanımındaki bilinç, sorumluluk ve verimliliğimizi artırarak, gelecek nesillerin umutlarına ve yaşam standartlarına sahip çıkabiliriz'' dedi.
TÜSİAD olarak, KalDer ile birlikte, Türk sanayisinin rekabet gücünü artıracak ve bu gücü sürdürülebilir kılacak bir çalışmanın temelini atmış olmaktan mutluluk duyduklarını dile getiren Boyner, ''Dünya ile rekabette çok önemli bir avantaj şansı yakaladığımız bir dönemdeyiz. Bu farkı, fırsatı büyük bir başarıya dönüştürebilir, fark yaratabiliriz'' diye konuştu.

 

Türkiye Kalite Derneği (KalDer) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Doğan, önümüzdeki günlerde Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ile bir işbirliği protokolü imzalayacaklarını belirterek, ''KOBİ'lerin eğitimlerine finansman desteği sağlanacak'' dedi.
Doğan, KalDer tarafından, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) katkılarıyla, ''Fark Yaratmak'' ana temasıyla düzenlenen 20. Kalite Kongresi'nin açılışında yaptığı konuşmada, KalDer'in amacının artık sadece işletmelerin rekabet ortamına hazırlanması olmadığını, amaçlarının, Türkiye'nin yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmayı içeren bir zenginliği taşıdığını söyledi.
Geride bırakılan 20 yılda 80 bin üzerinde kişiye Mükemmellik Modeli eğitimi verildiğini ifade eden Doğan, ''2012'de 'Kalite Akademisi' programı üniversitelerimizle işbirliği içinde başlayacaktır. Akademi programı altında olan 'Kalite Uzmanı Sertifika Programı' ile eğitimde yeni bir açılımı gerçekleştireceğiz'' dedi.
Kongrelerde 45 bin katılımcı ve binlerce konuşmacı ile iş dünyasına ufuklar açan paylaşım ortamı yaratıldığını belirten Doğan, yalnız Türkiye'de değil Avrupa'da da kurum ve kuruluşların Avrupa Kalite (EFQM) ödüllerinde aldıkları 19 ödül ile yüksek bir performans gösterdiklerini vurguladı.
Doğan, Türkiye'nin yıllardır ülkeler sıralamasında liderliği kovalayan bir konumda bulunduğunu, artık yalnız özel sektör kuruluşları değil, kamu kurumlarının da ödüller kazandığını anlattı.
Doğan, şunları kaydetti:
''KalDer son 10 yıldır artık sadece özel sektörün değil, kamu kuruluşunun da rehberidir. Başlatılan Ulusal Kalite Hareketinde katılımcı kuruluş sayısı 500'e yaklaşmıştır. KOBİ'ler modelimizde giderek güçlü birer uygulayıcı haline gelmektedir. Ödül kazanan KOBİ'ler model olarak yayılımın destekçileri arasına katılıyorlar. Önümüzdeki günlerde KOSGEB ile bir işbirliği protokolü imzalayacağız. KOBİ'lerin eğitimlerine finansman desteği sağlanacaktır. Bu yıl Turquality desteklerinde KalDer eğitimleri kapsama alınmıştır.''


Anadolu da yeşeren sanayi yapılanmasına katkılarının sürdüğünü, Anadolu'da bölgesel yayılım süreçlerinin hızla devam ettiğini ifade eden Doğan, bu çalışma döneminde Anadolu da 37.372 kilometre yol aşıldığını, 38 paylaşım platformunda, 7.360 katılımcı ile buluşulduğunu, yıl sonuna kadar planlanan programlarla yapacakları yol ile bir dünya turunu gerçekleştirmiş olacaklarını belirtti.
Anadolu'da şubelerin yanı sıra sanayi ve ticaret merkezlerinde bölgesel yayılım stratejilerinin uzantısı olarak ''temsilcilikler'' kurularak yeni odaklar oluşturulduğunu anlatan Doğan, sektörel yayılımda ise öncelikli olarak turizm ve tekstil sektörlerine yönelik çalışmalar yaptıklarını ifade etti.
KalDer'in bölgesel olarak da bir model olarak görüldüğüne işaret eden Doğan, ''MEQA-Orta Doğu Kalite Birliği üyesi ülkeler bizi izlemekte, bizleri model almaktadır'' dedi.
Kısa vadeli kazançların yerini, uzun vadeli ve sürdürülebilen rekabet gücü anlayışının aldığına dikkati çeken Doğan, mükemmel kuruluş tanımındaki bu değişimin son yılların küresel gelişmelerini dikkate aldıklarında doğru ve çok yerinde bir düzenleme olduğunu vurguladı.


Doğan, 2011 Kalite Kongresi'nde ele alacakları ''Fark Yaratmak'' kavramının çoğu zaman yerleşik ve geleneklere bağlı işletmelerin daha zor başarabildikleri bir yöntem olarak görüldüğünü, kırılganlık noktalarında ise bir çıkış yolu olarak gündeme geldiğini ifade etti.
Doğan, ''Ekonomilerin verimlilik odaklılıktan, yenileşim odaklı bir arayışa geçtikleri günümüzde, gelişmişlik çizgisi de artık ülkenin yenileşim potansiyeli doğrultusunda şekillenmektedir. WEF verilerine göre, Türkiye'nin dünyanın 17. büyük ekonomisi olmasına karşın, dünyada rekabet sıralamasında 59. sırada, inovasyonda ise 69. sırada olması, ekonomimizdeki büyüme ve sürdürülebilirlik konusunda kaygıların ortak paydasıdır'' diye konuştu.
ARGE, tasarım, yeni fikirlerin tartışılabildiği ve farklılıkların bir zenginlik olarak değerlendirildiği ortamların yaratılmasının önem taşıdığını vurgulayan Doğan, düşünce kalitesinin önemine işaret etti.
Doğan, ''Gelişimin temel faktörlerinden kuşkusuz en önemlisi; farklı düşünceler, tasarımlar, ürünler, genel olarak fark yaratılması için gereken iklimin oluşturulmasıdır. Bunun için de farklılıkları kısıtlayan, sınırlayan değil, kucaklayan bir yönetim anlayışı gereklidir. İster işletmelerde ister toplumlarda olsun, demokrasilerin kalitesi, farklılıkların ve dolayısıyla gelişmenin belirleyicisi olmaya devam edecektir'' şeklinde konuştu.

 

 

 

BOĞAÇ YÜZGÜL / EGEMEN GAZETESİ / BALKAN HABER AJANSI(BAHA)
   

 

Bir firma düşünün; şirketinizin profesyonel anlamda her türlü gereksinimde yanınızda olsun...'Lojistik Kurye' hizmetleri ile, her türlü iletinizi; taahhüt edilen zamanda, yerine ulaştırsın...Yetmesin; üretiminizin, hizmetinizin; aynı dağıtım ağı ile, ulaşacağı yerlere, eksiksiz ve yine taahhüt edilen zamanda ulaşmasını sağlasın...Yine yetmesin, her türlü web tasarımınızı; en son tekniklerle; tüm dünya ile paylaşsın, yeni doğacak ekranınıza siz bile şaşırın...Yetmesin, her türlü araç kiralama ve benzeri ihtiyaçlarınızda; yine oldukça profesyonel bir mantık ve süreç çerçevesinde, bu ihtiyacınızı da eksiksiz yerine getirsin...Böyle komplike bir şirket, olsa olsa; genç ve girişimci işadamı Yaşar Karakelle'nin yönetim kurulu başkanlığını yaptığı YKK HAN GRUP olabilir...www.ykkhangrup.com

AdminAdmin