(ÖZEL RÖPORTAJ) Prof.Dr. Orhan DOĞAN
Prof.Dr. Orhan DOĞAN uzun yıllar Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’ne hizmet vermiş ve 2011 yılı Ağustos ayı sonunda emekli olmuştur. Aşağıda kendisiyle İnternet Gazeteciler Derneğinin yaptığı röportajı bulacaksınız.
İGD: Hocam, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
O. Doğan: 1958 Karaman doğumluyum. Ocak 1988’de Cumhuriyet Üniversitesi’ne yardımcı doçent olarak geldim. 1989 yılında erişkin psikiyatri doçenti oldum ve 1995 yılında yükseltilerek profesörlüğe atandım. Bu özelliklerle Türkiye’de en küçük yaşta psikiyatri doçenti ve profesörü olan bir öğretim üyesiyim; Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde de en küçük yaşta doçent ve profesör oldum.
İGD: Psikiyatri konusunda neler yaptınız?
O. Doğan: İlk geldiğimde bir poliklinik odası ve benim odam vardı. Yeni hastaneye 1992 yılında taşınınca eşim ve çalışma arkadaşlarımla “psikiyatri servisi”ni kurduk. 01 Aralık 1992’de ilk hastamızı yatırdık. Hizmet ve hastalara yaklaşım yönünden çok iyi bir servis ortamı yarattık ve halen de öyle hizmet veriyor. Bu servisle çok değişik illerden (Sivas, Tokat, Erzincan, Giresun, Yozgat, İstanbul, Ankara, K. Maraş, Kayseri, Sakarya, Artvin…) ve yaz aylarında yurt dışından hastalara hizmet verdik.
İGD: Sizin bir de derginiz var…
O. Doğan: Evet, Anadolu Psikiyatri Dergisi; 2000 yılından bu yana yılda dört kez düzenli olarak çıkan bir genel psikiyatri dergisidir. Dergimiz yurt dışı dizinlerde (indekslerde) de yer almaktadır ve burada yayımlanan yazılar doçentlik sınavı için gerekli olan yazılar olarak kabul edilmektedir. Çalışma arkadaşlarımla birlikte yaptığımız çalışmalarla Sivas adını dünyadaki psikiyatri camiasına duyurduk. Bu çalışmaları kitap halinde de yayımladık, tüm Türkiye’ye dağıttık. On bir kitabım ve yüzlerce makalem, bildirim var.
İGD: Böyle çalışırken emekli olmanızın gerekçesi nedir?
O. Doğan: Oğuz Bey, başarının ve verimli olmanın koşulları istekli olmak, huzurlu bir çalışma ortamının olmasıdır. Benim isteğim sürüyor, fakat yıllardır Cumhuriyet Üniversitesi’nde huzurlu bir ortam yok.
İGD: Huzurlu ortam konusunu biraz açar mısınız?
O. Doğan: Aslında Cumhuriyet Üniversitesi’nin yaşadığı en büyük şanssızlık iyi ve doğru yönetilememesidir. Atanan kişilerin (özellikle belirtiyorum, seçilen değil atanan) hiçbir plan ve programının, yönetim deneyiminin, yöneticilik özelliklerinin olmadığını çok iyi ve yakından biliyorum. Bunlara atanan kişilerin yakınındaki kişileri de eklerseniz, çekilmez bir ortamın olduğunu ve huzursuzluğun en üst düzeye çıktığını görürsünüz.
İGD: Bunları biraz daha somutlaştırır mısınız?
O. Doğan: Herkes “koltuğun insanı değiştirdiğini” söyler ve öyle kabul eder. Oysa bu konuda ben farklı düşünüyorum: Koltuk insanı değiştirmez; insanın gerçek yüzünü, yetersizliklerini, eksikliklerini, doyurulmamış isteklerini ortaya çıkarır. Bu açıdan baktığımızda, bir kişiye koltuk ve yetki verirseniz, onun gerçekten kim ve ne olduğunu anlarsınız. Yöneticiler seçilmeyip atandığı için atayanlara karşı gebe kalmaktadır.
İGD: Nasıl?
O. Doğan: Her dönemde atanan kişinin yanında birileri (çıkarcı, dalkavuk gibi) olmuştur. Bu birilerinin bir başka özelliği de bir siyasal görüşün, bir etnik kimliğin, bir inancın temsilcileri gibi görünmektir (olmak değil). Atanan kişiyle bu kişiler bir araya gelince “biz ve onlar” veya “biz ve ötekiler” gibi gruplar yaratılmaktadır. “Ötekiler” daima dışlanmakta, “biz”den olanlar kayırılmaktadır. “Biz”den olanlar suç işleseler bile, konu kapatılmakta; “öteki” gruptan olanlar dışlanmakta, mobbing uygulanmaktadır. Oysa her seçim döneminde her aday “liyakat”tan söz eder, “yansızlık”tan söz eder, “ayrım yapmayacağı” sözünü verir. Uygulamada ise, liyakatin l’sini göremezsiniz.
İGD: Bu anlattıklarınızın somut örnekleri var mı?
O. Doğan: Elbette var. Her dönemde yukarıda belirttiğim biçimde, hatta daha fazlası yaşanmıştır. Bu tam anlamıyla bir ayrımcılıktır ve anayasal suçtur. Şu andaki rektör, önceki yıllarda bana “Hastane yansa, dönüp bakmam.” diyebilmiştir. Bu rektörün önererek atadığı bir dekan “Bizim görevimiz siyasal yapıyı değiştirmek”, bir başka dekan “Siz bizden değilsiniz, biz kendi adamlarımızı atayacağız.” diyebilmektedir. Bu sözlerin insanlıkla, bilim insanlığıyla, yöneticilikle, yansızlıkla, liyakatla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Atamayla gelen bir başka görevli hakkında, kentte “yemeği bedavaya getirmek için öğle saatlerinde kasaplardan çıkmadığı”, “birkaç kuruş daha çok faiz alabilmek için” öğleden sonra banka şube müdürlerinin yanından çıkmadığı” konuşuluyorsa, bu atamalarda bir yanlışlık vardır; en hafif anlatımıyla bu atananlar üniversite için büyük bir talihsizliktir. Böyle konuşan ve davranan kişilere hiçbir yönetim görevi verilmemesi en doğrusudur.
İGD: Bu anlattıklarınız bu yönetimle mi ilgili?
O. Doğan: Bu ve benzeri örnekler önceki yönetimlerde de vardı, fakat şimdiki yönetimde en üst düzeyde. Bu konuda yönetimler birbiriyle yarışır, fakat şimdiki yönetim birinciliği kimseye bırakmaz. İki önceki dönemde F. Koçoğlu Cumhuriyet Üniversitesi’ni tarihinin en büyük borcuna mahkum etmiştir; bir önceki dönemde M. Bakır T.C. üniversiteleri tarihinin en ağır hakaretine maruz kalmıştır; şimdiki yönetim ise en huzursuz ortama neden olmuş, öğretim üyelerini aşağılamış, üniversitenin itibarını yerle bir etmiş, kadrolaşmayı en üst düzeye çıkarmış, en üst düzeyde en çok sayıda mobbing uygulamıştır. Ne yazık ki, son yönetim rahmetli Yazıcıoğlu’nun Sivas’a ve Sivaslılara bir hediyesidir (!)
İGD: Hocam, daha önce mobbingle ilgili bir yazınız vardı, gerçekten önemli boyutlarda mı bu durum?
O. Doğan: Mobbing her dönemde vardı, bu dönemde en üst düzeye çıktı. Bir çırpıda mobbing uygulanan onlarca kişi sayabilirim. Balık bellekli olmamak gerekir, bu dönemde çok mobbing uygulanması önceki dönemleri aklamaz; önceki dönemlerde de benzer uygulamalar vardı.
İGD: Mobbing sadece öğretim üyelerine mi uygulanıyor?
O. Doğan: Haklısınız, hep öğretim üyelerinden söz ettim. Biliyorum ki, idari personele de, şirket işçilerine de mobbing uygulanıyor ve çok huzursuzlar.
İGD: Yönetimden bazı istifalar oldu, mobbingle ilgisi olabilir mi?
O. Doğan: Bir kişi kendi atattırdığı dekanı herkesin içinde aşağılar ve azarlarsa, istifalar kaçınılmaz olur. İstifa yerinde ve zamanında uygulandığında olumlu bir davranıştır. Belirttiğiniz istifalar ise, istifa edenleri sorumluluktan kurtarmaz, hiç değilse görevde oldukları süre için.
İGD: Üniversitede huzurun sağlanması konusunda ne düşünüyorsunuz?
O. Doğan: Üniversiteleri ülkeden soyut bir kurum olarak düşünemeyiz. Bu açıdan, huzuru sağlamak pek kolay görünmüyor. Yine de, bazı şeyler yapılabilir. Öncelikle öğretim üyelerinin dik durması, kimsenin “adamı” olmaması, doğruyu savunması ve bir şeyleri düzeltmek için ortak irade ve uygulama göstermeleri gerekir. Bunu yapmak kolay mı? Değil. Çünkü çalışanla çalışmayanın bir farkı yok, bazı öğretim üyelerini Halim’in Hanı’ndan ileride kimse tanımaz, bunlar genellikle her yönetime yakın olmak ve rahat etmek isterler. Oysa bilim insanlığı, gerçeklerden şaşmamayı, eleştirel bakışı ve düşünmeyi, konuşmayı gerektirir. Kişisel olarak ben umutlu değilim, yine de düzelme/düzeltme olasılığı daima vardır.
İGD: Hocam, son üç dönemi de eleştirdiniz, neden?
O. Doğan: Ben yaşamım boyunca doğrunun yanında oldum, eğilmedim, kimsenin adamı olmadım, bilim insanının sorumluluğunu ve gereklerini yerine getirmeye çalıştım. Bu nedenle hangi yönetim olursa olsun, yanlış gördüğümde uyardım. Bunu kurumumun iyiliği için yaptım.
İGD: Sonuç alabildiniz mi?
O. Doğan: Hiç kimse eleştiriden hoşlanmaz, ama yöneticilerin yapıcı eleştiriye açık olması da gerekir. Ben bunca yılda bir sonuç alamadım. Aksine zarar gördüm, mobbinge uğradım. O kadar dar görüşlüler var ki, aileme bile düşman oldular. Her yıl göstermelik olarak “Personel Memnuniyet Anketi” uygulanır. Bu ankette isim olmasa da, anabilim dalı ve yaş olduğu için, hangi formun kime ait olduğu açıktır. Ben yıllarca “Bu kurumda çalışmaktan gurur duymadığımı” belirttim, fakat hiçbir yönetim bunun nedenini sormadı. Çünkü nedeninin kendileri olduğunu onlar da biliyor.
İGD: Hocam üniversiteyle ilgili birçok konuyu konuştuk, Sivas ve Sivaslılarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?
O. Doğan: Oğuz Bey, bu konuda Eğriköprü Dergisi’ne “Sivas’ta Yaşamak” ve “Sivaslılarla Yaşamak” başlıklarıyla iki yazı yazdım. Geriye dönüp baktığımda “Bu içerikteki yazıları Sivaslılar daha fazla yazamazdı” diye düşünüyorum. Kent olarak Sivas’la ilgili hiçbir sorunum yok, aksine seviyorum. Sivas’ta insancıl, saygı ve sevgiye layık, aydınlık düşüncede birçok insanla tanıştım. Oğlum Sivas doğumlu ve “Sivaslıyım” diyor. Ne var ki, bazı kişiler Sivas’tan ve Sivaslılardan soğutmak için her şeyi yapıyor, umarım başarılı olamazlar; hiç değilse benim açımdan başarılı olamazlar. Emekli olacağım birkaç ay önceden bilinmesine karşın, hasta ve hasta yakınları aramayı sürdürmektedir. Sivaslılara sevgi ve saygılar sunarım.
İGD: Bundan sonraki planlarınız nelerdir?
O. Doğan: Ben iş odaklı yaşayan bir kişiyim. Bu yaşta kenara çekilip oturmak bana göre değil. Yeni bir psikiyatri anabilim dalı ve psikiyatri servisini kurmanın gururunu yaşamak için Lefkoşa’da Yakın Doğu Üniversitesi’nde işe başladım. Sonraki yılları ben de bilmiyorum, bakalım zaman ne gösterecek?
İGD: Teşekkür ederiz.



















