Gazze’de açlığın bir silah olarak kullanıldığı, şehirlerin yerle bir edildiği, kadınların, çocukların ve sivillerin hedef alındığı büyük bir insanlık dramı yaşanmaktadır. Bu zulüm bugün yeni ve daha tehlikeli bir boyuta taşınmıştır. Artık karşımızda sadece bombalarla değil, sözde hukuk kılıfına büründürülmüş infaz mekanizmalarıyla ilerleyen bir soykırım zihniyeti vardır.
Filistinlileri hedef alan idam düzenlemeleri; bir hukuk metni değil, açık bir tasfiye ve sistematik bir yok etme planıdır. Savunma hakkının ortadan kaldırıldığı, temyiz yollarının kapatıldığı, sözde mahkemelerin infaz makamına dönüştürüldüğü bir yerde “yargı”dan değil, organize bir yok etme tahakkümünden söz edilir.
Ateşkes, barışın ilk adımıdır. Ancak soykırımcı İsrail bir kez daha göstermiştir ki kendi literatüründe barışın, hukukun ve insanlığın hiçbir karşılığı yoktur. Ateşkes onlar için yalnızca zaman kazanma ve yeni katliamların zeminini hazırlama aracıdır.
Nitekim İran’la varılan ateşkes sürecini sabote etmek, bölgeyi yeniden ateşe atmak ve sivil katliamlarını sürdürmek amacıyla Lübnan’ın bombalanması; savaş suçu olmanın ötesinde düpedüz bir vahşet, barbarlık ve insanlık dışı bir saldırıdır. Kadınları, çocukları ve sivilleri hedef alan bu kanlı saldırılar; kontrolsüz bir katliam makinesinin ürünüdür.
Ayrıca, Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması, girişlerin keyfi şekilde engellenmesi ve kutsal mekânın abluka altına alınması; yalnızca Filistin halkına değil, İslam dünyasının ortak değerlerine yönelik açık bir saldırıdır. İnanç özgürlüğünün böylesine pervasızca ihlal edilmesi, işgal politikalarının sadece toprakla sınırlı kalmadığını, kutsallara da yöneldiğini göstermektedir. Mescid-i Aksa’ya yönelik bu hukuksuz uygulamalar asla kabul edilemez. Kıyamet kilisesine girişleri yasakladığında batıdan gelen tepkiler nedeniyle bir gün sonra geri adım atıp tekrar ibadete açan İsrail maalesef müslümanların duyarsızlığı ilgisizliği ve dağınıklığı nedeniyle yaklaşık bir ay kapalı tuttu. Bu ayıp ümmeti muhammede yetmez mi?
Bu saldırılar yalnızca Filistin’e, Lübnan’a ya da bölge halklarına değil; tüm insanlığa yönelmiş açık bir tehdittir.
İşgalci İsrail’in ateşkesi bozarak masumların kanı üzerinden kirli hesaplar yapması; insanlık vicdanını da ayaklar altına almaktadır. Daha da vahimi, bu açık suçlara karşı sessiz kalan, kınamakla yetinen ya da görmezden gelen uluslararası toplumun tutumu, bu zulmün dolaylı ortaklığı anlamına gelmektedir.
Bir halkı kimliği nedeniyle hedef alan, onu farklı hukuka ve farklı cezaya tabi tutan hiçbir sistem meşru değildir.
Sivas Sivil Toplum Kuruluşları platformu ve Filistin’e Destek Platformu olarak açıkça ifade ediyoruz:
Bu bir yasa değildir, bu bir infaz rejimidir!
Bu zulüm düzeni sürdürülemez!
Uluslararası toplum artık irade ortaya koymalıdır. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm kurumlar bu hukuksuzluğu açıkça reddetmeli, İsrail’e karşı somut ve caydırıcı adımlar atmalıdır.
Aksi hâlde bugün Filistin’de kurulan bu karanlık düzen, yarın dünyanın başka bölgelerinde de tekrar edecektir.
Haykırıyoruz:
Bu kirli düzen er ya da geç çökecek!
Masumların kanı üzerinden kurulan bu düzen mutlaka yıkılacaktır!
Sivas STK Platformu

















