Yine çöl...
gece... çöl...
Çöl; yeryüzünde, yaratılmış güzellik... şehrin insanlarının tanımadığı bu yer...
İnsanların tanıdığın gece farklıdır...sabahtan başlayan bir gecedir...
Ama çöl gecesini anlatamazsın...
Bu güzel çölde yetişen hayaldir...
Hayal çölde yetişen tek agactır... yeşerir.. çiçeklenir... hayal çiçekleri...
Ve çölün gökyüzü...
ufuktan ufuğa... gözün çalıştığı kadar...
ve her taraftan sonsuza kadar devam etmektedir...
Bu gece bu gökyüzünün altında biz üçlü yalnızız... ben, sen ve O...
Bu gece isyan etmek istiyorum... yine deliyim... yine sarhoşum...
Burda evin duvarlarından uzak... köyün hisarlarının arkasında artık hiç bişey yok... yol sadece gökyüzüne açıktır...
Ve gökyüzü... özgürlüklerin ülkesi... kurtuluş... var oluş ve yaşam yeri...
Ey dost izin ver burda saatler dursun.. Boş yaşamayı saymamıza gerek yok..
Seninle konuşucaklarım var.. Biliyorum günlerden bir gün, gecelerden bir gece... düşüceğim ve öleceğim... ama ilerlemek istiyorum... uzaklaşmak istiyorum... geç kalmak istiyorum... geç ve uzak ölmek istiyorum... cunku arayıştayım... bu vahşi tabiatin hile ve benden izinsiz bana yükledigi tüm benleri arıyorum...
Ve sen ey dost.... Ey benim yazdıklarımı okuyan güzel dost... Ey kalemime göz dikip ondan bişey duymayı bekleyen... Biliyormusun nedenini bile bilmeye ihtiyacımız olmadan yaşıyoruz...
İyice bak acıyı heryerde görebilirsin,
Cihan, hayattan mutsuz yaralı insanlarla dolu..
Ve hepsinden acı olan, yoksulluk ve hastalık degil...
İnsanların birbirine olan acımasızlıklarıdır..!
Sen yoksulluk nedir bilmiyorsun... sen hastalık nedir bilmiyorsun sen savaş nedir bilmiyorsun
Sen, Gazzeye ve Beyrut'a karanlık çökünce cocukar nasıl başlarını yastıklarına koyarlar bilmiyorsun...
Sen gece duvarlar titreyince ve çatıdan tahta, toprak çocukların üstüne döküldügünde onlar nasıl uyanırlar bilmiyorsun...
Ve sen onlar çöküntüler arasında sıkıştıklarında annelerine bağırırlar ve seslerini duyuramadıklarında ne hale gelirler bilmiyorsun...
Bu çölde aynen bu oturdugun yerde.. bir cocuk bana ben artık oyun istemiyorum dedi... ben yemek istemiyorum... kıyafet istemiyorum.. yuva istemiyorum.. ben kücük Kardeşimi istiyorum... Bugun onun ince ve kücük ama ezilmiş vucudunu çöküntü ve yanıkların arasından çekerken onu tanıyamıyordum... daha dün gece babam bana yakında savaş bitecek ve seni kardeşinle denize götürecegim dedi... tanrım bugun artık babam yok...
Ve ölüm..
Sen insan ölümü yendiginde nasıl yaşar bilmiyorsun..
Ölüm korkunç değil... korkutucu yanı seni yalnızken yakalamasıdır.... tüm kötülükler, zorluklar, acılar, dehşetler.. yalnızlıktandır... yalnız ölmektendir...
Ve sen sorumlusun... sorumlu olan yapıcı olandır... Yıkıcılığı öğretmemelidir...
Öyleyse kalk... savaş...
savaşta tüm askerlere ihtiyac vardır...
Etrafına bak..
bu çöle bak... yanık.. hüzünlü.. serap dolu..
ve gökyüzü yukarda durmuş.. sessiz..
zülal, mavi, güneş dolu...
Bana böyle bakma... elimde değil.. göz yaşı fırsat vermiyor..
bakıyorum.. ve bakmaya devam ediyorum...
Derinimde bir ses vızıldıyor... '' eğer sorumlu olmasaydım bu iki gözümü bu çölün gökyüzüne diker ve bakmaya tanrı canımı alana kadar devam ederdim ''
Ama napıyım... ölümde yaşamak gibi bahaneler arar...
yaşamayı seviyorum... İcinde hapis olmaması şartıyla...
Yargı olmadan, dert olmadan, göz yaşı olmadan, umutsuzluk olmadan, savaş olmadan ve bu çölü seviyorum... beni bana tanıttığı için...
Çöl, gökyüzü, sessizlik.... bu üçü benim devamlı komşularımdır...
Kalk gitme zamanı...
Ama gitmeden önce bana söyle.. tanrı yalnız diyorlar... biz tanrı degiliz peki neden yalnızız ?
Kürsat TECEL
Merel Akşener de Siyasete Döner mi?
Selim YILDIZ
FELEK VE İNSAN
Oğuz Demirkaya
Güzel işlerin gölgesine düşmeyen bir Üniversite için…
Çigdem KILIÇ
ALLAH KİMSEYİ DEVLETSİZ BIRAKMASIN
Erkan İLTER
17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü
Editör Kösesi
ATSAN ATAMAN TUTSAN TUTAMAN
Bizim Üniversiteli Neyzenler
TEKE
Denizalp Demirkaya
FİTİL ATEŞLENDİ UÇUNA GELDİ…
MASALCI - CEGUESE -
DÜK-HUN (4)