ÝFTAR SOFRALARI ZENGÝN SOFRALARDI

  Bu haber 01 Temmuz 2014, SALI 01:28:35 eklenmitir.
Oruç ibadeti Müslüman Türk toplumunda Ramazan ayý boyunca iftar davetleriyle toplumsal bir fonksiyon kazanmakta; bu ay boyunca yakýn akraba, hýsým, komþu, dost, hemþehri, meslektaþ, yoksul, zengin birçok insaný bir araya getirmektedir.

Ýftar davetlerine örnek olarak: Hane halkýyla önce küçüklerin büyükleri çaðýrdýðý akraba, hýsým davetleri; yakýn komþular, özellikle kýrsal kesimde muhtar, öðretmen, imam, bekçi, çoban gibi; yönetici, eðitici vb. kiþilerin davetleri; dul, yetim, kimsesiz ve yoksullarýn davetlerini görmekteyiz.

Son yýllarda varlýklý müessese sahiplerinin dost ve yakýnlarýna, yanýnda çalýþan iþçi ve memurlarýna, bayi ve satýcýlarýna, huzurevi, düþkünler yurdu vb. kurumlarda kalanlara iftar yemekleri verdikleri gözlenmektedir.

Ramazan boyunca Cumhurbaþkanlarý ve Baþbakanlarýmýzýn köþk ve konutlarýnda Türkiye’de bulunan Ýslam ülkeleri büyükelçi ve temsilcilerine, siyasi partilerin baþkan, bakan ve milletvekillerine, anayasal kuruluþlarýn üst düzey yöneticilerine verdikleri protokol yemeklerini de belirtmekte yarar görmekteyiz.

Bu davet yelpazesi KÝT yöneticilerinin, vakýf ve tarikat liderlerinin, hamiyetli yardýmsever insanlarýmýzýn davetleriyle geliþmekte, zengin bir görünüm kazanmaktadýr.

Ýftar davetlerinde oruçlu olup olmadýðýna bakýlmaksýzýn zengin fakir, hatta yurt dýþýnda bazý vakýflarýmýzýn düzenlediði gibi Müslüman olmayanlarýn bile davet edilmesini Ýslamýn diðer dinlere gösterdiði tolerans bakýmýndan ilginç saymaktayýz,


Sahur sofralarý, iftar yemeklerinin aksine aile bireyleri, yatýya kalmýþ akraba ve hýsýmlarla birlikte daha dar çerçevede yenen yemeklerdir. Ancak bazý yörelerimizde gece bekçileri ile ramazan davulcularýnýn ailenin erkekleriyle birlikte sahur yaptýklarý da görülmektedir.

Ramazan orucu, Müslüman Türk halkýnýn dün olduðu kadar bugün de en önem verdiði ibadetlerin baþýnda gelir. Ancak, geçmiþte kalan bazý görkemli yanlarý var ki onlarýn o günleri yaþamýþ insanlarýmýzdan denenmesi, yazýlý kaynaklarýmýzdan taranmasý milli ve dini kültür deðerlerimizin belgelenmesine katký saðlayacaktýr.

Bu yüzyýlýn baþlarýnda Balýkhane Nâzýrlýðý da yapan Ali Bey’in yazdýðý, “On üçüncü Asr-ý Hicri’de Ýstanbul Hayatý” adýyla yayýnlanan kitapta eski iftar sofralarý ayrýntýlý bir þekilde þöyle anlatýlýr:

“Ramazan akþamlarý verilen iftar ziyafetlerinin diðer zamanlarda verilen ziyafetlerden baþlýca farký, iftar kahvaltýsý kýsmý olup, halkýmýzýn birbirlerini iftara dâvetlerinde, yemeðin cinsine ve nefasetine dikkat edilmekle beraber, kahvaltý tepsisinin en küçük teferruatýna kadar intizamýna ayrý bir önem verilirdi. Reçellerin çeþidi, peynir, havyar, zeytin, sucuk, pastýrma gibi çerezler, ufak tabaklarla tepsiye yerleþtirilip sinilerin ortasýna konulurdu. Mevsimin çeþitli meyveleri ve salatalar da bunlara mahsus tabaklar içinde, tepsinin etrafýna, muntazam þekilde konulurdu. Zemzem fincanlarý, Medine hurmasý, hardal tabaklarý konmak suretiyle, iftar sofrasý tamamlanýrdý; çekirdeðinin yemeklere düþmemesi maksadýyla, aslýnda sofranýn süslenmesine yardýmcý olmak için, limonlarýn ortasýndan kesilip, tüller içinde ipek ve renkli kordelâlarla baðlanarak ufak tabaklara konulduklarý da görülmüþtür.

Ýçme sularý, kapalý ve tabaklý Saksonya bardaklarla hizmetçilerin elinde tturulurdu...