ARINÇ BELGELERİ KABUL ETTİ

  Bu haber 08 ARALIK 2010, Carsamba 21:37:16 eklenmiştir.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İstanbul'da polisin protestocu gençlere müdahalesine ilişkin, ''Ben prensip olarak şuna inanıyorum; eğer protestocu grup şiddet kullanmamışsa, silaha da başvurmamışsa onlara karşı şiddet kullanmak kesinlikle doğru değildir. Buradaki manzaralar bu topluluğa karşı bir aşırı güç kullanıldığını rahatlıkla ortaya koyabiliyor'' dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İstanbul'da polisin protestocu gençlere müdahalesine ilişkin, ''Ben prensip olarak şuna inanıyorum; eğer protestocu grup şiddet kullanmamışsa, silaha da başvurmamışsa onlara karşı şiddet kullanmak kesinlikle doğru değildir. Buradaki manzaralar bu topluluğa karşı bir aşırı güç kullanıldığını rahatlıkla ortaya koyabiliyor'' dedi.

Arınç, Habertürk'te katıldığı ''Ankara Gündemi'' programında soruları yanıtladı.

İstanbul'da Başbakan Erdoğan'ın rektörlerle yaptığı toplantıyı protesto etmek isteyen bir grup öğrenciye polisin müdahalesi sırasında yaşananlar ve ''19 yaşındaki genç bir kadının müdahalenin ardından bebeğini düşürdüğü'' iddialarına ilişkin soru üzerine Arınç, yaşananları ''acı'' olarak niteleyerek bir daha yaşanmaması temennisinde bulundu.

Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'deki çalışma ofisinde iki bölüm halinde yaptığı toplantı ile rektörleri kabul ettiğini anlatan Arınç, toplantıya 6 bakanın ve YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın da katıldığını anımsattı. Toplantıda üniversitelerin genel sorunları üzerinde durulduğunu bildiren Arınç, üniversitelerin mali imkanları, öğretim üyelerinin azlığı ya da çokluğu, yeni bölümler açılması, akademik özgürlük, YÖK Kanunu'nun bundan sonra nasıl olması gerektiği gibi tamamen üniversitelerle ilgili konuların görüşüldüğünü belirtti.

Bu tür toplantıları faydalı bulduğunu vurgulayan Arınç, bu konuların görüşüldüğü toplantıların ilk kez yapıldığını da belirtti. Arınç, şunları söyledi:

''Sayın Kılıçdaroğlu'nun çok yakışıksız bir benzetmesi oldu, 'Sanki asker gibi sıralanmışlardı' veya 'karşılarında el pençe durmuşlardı' diye. Bu yanlıştı. Rektörlerin YÖK'e bağlılıkları sebebiyle YÖK Başkanı ve ilgili bakanların da bulunduğu bir toplantıda üniversitelerin genel ve özel sorunları görüşülmüşse bu toplantıdan ancak güzel ve hayırlı sonuçlar çıkar diye bekliyorum. Bu toplantıyı vesile ederek 'biz de buraya katılmak istiyoruz' diyen bir grup genç var diyelim. O toplantı özel bir toplantı, katılmaları mümkün değil, doğru da değil. Bu talepte bulunan insanlar bir toplantı ve gösteri yürüyüşü yapıyorlarsa bu, kanunun teminatı altındadır. Bu gösteri ve yürüyüşü yapmak isteyenler eğer topluca bir hareket yapacaklarsa bir tertip heyeti ile en büyük mülki amire başvuruyorlar onlara belli bir alan veriliyor ve orada gösterilerini yapıyorlar. Ama bu kişiler, sanırım 100, 150, 200 civarındaki bir topluluk, 'biz şurada bu gösteriyi yapacağız, gerekiyorsa toplantıya katılacağız' diyorlar. İhtara rağmen dağılmıyorlar ve bunun üzerine polis elindeki şiddet imkanlarını, zor imkanlarını kullanmaya başlıyor. Bir defa hukuki bir tabir olduğu için kullanıyorum, aşırı güç kullanmak hem yanlıştır, hem de doğru değildir hem de kanuna göre uygun değildir. Bunu kim yapıyorsa yapsın, karşıdaki olayın vahameti nispetinde ancak bir karşılık vermesi gerekir.''

-''ÇOK DAHA AKILLI YÖNTEMLERLE...''-

Yaşanan olayda ''orantısız güç'' kullanılıp kullanılmadığının sorulması üzerine Arınç, ''Bunların elinde molotofkokteyli yok, bunların elinde silah yok, yani bir toplantıyı, gösteriyi yapacak insanlar sadece ellerindeki pankartlarla veya söyledikleri ile veya çok ilginç, ilgi çeken bir takım eylemlerle bunu yapıyorlarsa polisin güç kullanmaması lazım, şiddet kullanmaması lazım. Coplamak, arkasından kovalamak, yere düşürmek, şiddet kullanma sırasında da hoş olmayan manzaraların ve sonuçların ortaya çıkmasını tasvip etmek mümkün değil'' diye konuştu. Arınç, şöyle devam etti:

''Ben prensip olarak şuna inanıyorum, eğer protestocu grup şiddet kullanmamışsa, silaha da başvurmamışsa onlara karşı şiddet kullanmak kesinlikle doğru değildir. Buradaki manzaralar bu topluluğa karşı bir aşırı güç kullanıldığını rahatlıkla ortaya koyabiliyor. Sanıyorum ki İçişleri Bakanlığı da İstanbul Valiliği de bu konu ile ilgili bir soruşturma başlatacaktır.

Bu toplantıdan önceki toplantıda sanıyorum birinci toplantıda, yine aynı grup, biraz Sakarya'dan, Kocaeli'nden de gelmek suretiyle bu tür olaylarda da kadrolu elemanlar da iş başında. Bunu emniyet de tespit ediyor. Giydirilmiş, hazırlık yapılmış, belli konularda koordine içine girmiş, otobüslerle belli istikametlerden geliyorlar. Diyelim ki bunlar Beşiktaş civarında toplanmışlarsa Sayın Başbakan'ın geçeceği bir sırada bir eylem, bir gösteri yapma hazırlığı içindelerse birinci toplantıda çok güzel, çok akıllı bir harekette bulunmuşlar, Sayın Başbakan bulunduğu yerden kıyı emniyetine ait bir tekne ile geçmiş onlar da Beşiktaş'ta karayolunda beklemekle kalmışlar. Bence de bu akıllıca bir tedbir. Oradaki insanların bir eylem yapmasına doğrudan imkan vermemek belki tedbir alınması bakımından güzel bir yol olabilir ama diyelim ki toplantıya girmek istiyorlar, fikirlerini söylemek istiyorlar, protesto yapıyorlar. Bunlara karşı söylediğim şartlar içinde, eğer şiddet kullanmıyorlarsa, silaha sarılmıyorlarsa -silah dediğimiz zaman sadece tabanca, tüfeği kastetmiyorum, insanı yaralayıcı, eziyet çektirici- yoksa, görebildiğim kadarıyla da yok. Olsaydı zaten kullanırlardı. Bu gençlerin silah veya silah benzeri bir cisim kullandığına dair ben bugüne kadar ben bir şey görmedim. O zaman sadece onlara karşı durmak ve çok akıllıca yöntemlerle bu protesto gösterisine karşı çıkmak mümkün. Artık polisimiz eğitimli bildiğim kadarıyla. Yani her konuda hizmet içi eğitimle de alacakları tahsil bakımından da artık enstitüleri bile akademi ve üniversite haline geldi. Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünde protestocular çok akıllı yöntemler bulabilirler ama polisin onlardan çok daha akıllı yöntemlerle buna karşı çıkmasını temin etmesi lazım.''

Olayın çok üzücü olduğunu belirten Arınç, ''Bu üzücü olayı yine bizim İçişleri Bakanlığı, polis, emniyet, vilayet noktasında ele almamız lazım. Bunu siyasi partilerin muhalefet etmek için bir gösteri alanı haline getirmesini Türkiye'nin güvenliği bakamından belki endişe ile karşılamak lazım. Çünkü polis de bizim polisimiz, güvenlik güçleri de bizim gücümüz. Bunlar yerine göre böyle, masum isteklere karşı şiddet kullanmış olabilirler ama masum olmayan hareketler, suikast tertipleri veya her hangi bir olaya meydan verecek protesto gösterisine karşı da mutlaka hazırlıklı olmaları gerekir'' dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Wikileaks belgelerine ilişkin, Amerikan büyükelçileri ya da büyükelçiliklerinin iki yanlış yaptığını belirterek, ''Bunlardan birincisi, topladıkları bilgi diyerek karşı tarafa gönderdikleri şey, hemen hemen pek çoğu yanlış, hemen hemen pek çoğu tek taraflı, hemen hemen pek çoğu da bu hükümetle veya bu kişilerle sorunları olan kişilerden derlenmiş toplanmış'' dedi.

Arınç, Habertürk'te katıldığı ''Ankara Gündemi'' programında soruları yanıtladı.

İstanbul'da öğrencilerle emniyet güçleri arasında yaşanan olaylarda 19 yaşındaki bir genç kadının bebeğini düşürdüğünün anımsatılarak, bir değerlendirme yapmasının istenmesi üzerine Arınç, daha önce yaralanma, ölüm, ya da sakat kalma ile sonuçlanan bazı olaylar karşısında da polisler hakkında davaların açıldığını, takibatların yapıldığını anımsattı.

Bu tür olaylarda suç teşkil eden bir eylemin yapılması halinde, şikayetle ya da kamu yararı görüldüğünde savcıların dava açabildiğini ve olayın sorumlularının suçlanmasının yargı kararıyla da mahkum edilmesinin mümkün olabildiğini anlatan Arınç, şöyle devam etti:

''Burada bir kadıncağız, bir genç kız, bir kardeşimiz, bir arkadaşımız bu eyleme katılması sırasında böyle aşırı fiziki şiddet görmesi sonucunda evladını, çocuğunu kaybetmişse bu sonuç, suç teşkil eden bir eylemdir ve buna katılanların, sorumlularının bulunması gerekir.

Şöyle bir düşünce de olabilir; madem bir çocuk taşıyordun, hamile olduğunu da biliyordun, ne işin vardı bu gösterinin içinde? Bu gösteriye katılan kadının masum bir gösteri yapmak amacını taşıdığını peşinen kabul etmeliyiz. Ama bunun aksine bir eylem olsaydı, yani ellerindeki delici, kesici silahlarla polise karşı veya hedef aldıkları kişilere karşı bir eylem yapsaydı, 'Sen şu hamile halinle şu karnındaki çocuğu düşünmen gerekirdi' diyenler de mutlaka çıkabilirdi.

Bence ceza hukukunda bir müterafik kusur kavramı vardır. Yani karşı tarafın da kusuruyla bu olay meydana gelmişse bu ceza hukukunda gözetilen bir sistemdir. Ama biz bunu bir tarafa bırakalım.''

-''GÖSTERİCİLERE AŞIRI GÜÇ KULLANILMIŞTIR''-

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu ellerindeki silah ve şiddet unsuru taşımayan göstericilere karşı bir aşırı güç kullanımı olmuştur benim tespitime göre. Bu aşırı güç kullanımında polis neden tahrik olmuştur, neye karşı böyle aşırı şiddet kullanmıştır, bunun bir izah edilmesi gerekir ve bu gösteri sırasında aşırı şiddet kullanımı karşı tarafa zarar vermişse bunun hem tazmin edilmesi ve de ceza hukuku bakımından takip edilmesi gerekir diye düşünüyorum.''

Olayı ''Fevkalade üzücü bir davranış'' olarak değerlendiren Bülent Arınç, şöyle konuştu:

''Ama buna bakarak bence herkesin bu eylemler karşısında ne olduğunu da düşünmesi lazım. Bazen bırakın polisi ve gösteri yapan insanları çevredeki esnaf bile bu işin içine karışıyor. Çünkü eylem sebebiyle dükkanlar, iş yerleri zarar görüyor, otobüsler hareket edemez hale geliyor otobüsteki insanlar mağdur olabiliyor ve çevrede taşlar camlar kırılabiliyor... Ve hatta eline sopa alan esnafın bile 'Sizin yüzünüzden bu işler başımıza geliyor' dediğini de görüyoruz.

Yani kanuni çizgiler içindeki toplantı ve gösteri yürüyüşlerine her türlü müsamaha sağlanmalı. Fakat bunun dışına çıkanların da şiddet kullanmadan protesto eylemini belki engellemeye çalışmalı.''

-''WIKILEAKS'TE TEK YÜKLENİLEN BEN DEĞİLİM''-

''Wikileaks'' belgelerindeki Türkiye'ye ilişkin iddiaların anımsatılarak ''Belgelerin İsrail kaynaklı olduğunu düşünüyor musunuz? Çünkü böyle bir yaklaşım var. TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, 'Amerika'dan habersiz olduğunu düşünmüyorum' dedi. Belgelere bakışınız nedir?'' sorusunun yöneltilmesi üzerine Arınç, belgeler ortaya çıktığında Afrika'da bir ülkede bulunduğunu ve döndüğünde konuya ilişkin birtakım açıklamalar yaptığını anımsattı.

Arınç, Meclis Başkanlığı yaptığı dönemde ABD'nin farklı büyükelçilerini tanıdığını ve son dönemde de James Jeffrey'le de veda için geldiğinde uzun uzun görüştüğünü anlattı.

Wikileaks'in kurucusu Julian Assange'ın bir şekilde elde ettiği ve 250 bin civarında olduğu belirtilen belgelerin daha çok ABD'nin büyükelçilerinin bulundukları ülkelerden gönderdikleri bilgi, analiz ya da raporlara dayandığını belirten Arınç, ''Bunların bir şekilde açıklanmış olması bence çok önemlidir'' dedi.

Konuya ilişkin tarafların tepkilerini izlediğini dile getiren Arınç, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın belgelerin yalan, sahte ve düzmece olduğunu söylemediğini, hatta kabullenip özür dilediğini aktardı ve ''Sahte deseydi buna inanırdık. Ama o bunu demedi ve kabullendi, özür diledi. Dolayısıyla artık bu belgelerdeki bilgilerin veyahut da düşüncelerin, analizlerin doğru olduğunu kabul etmemiz lazım. Biz onlar adına avukatlık yapacak değiliz'' diye konuştu.

Arınç, olayın Türkiye'de görevli büyükelçiler veya müsteşarlar veya onların ekibi, yani diplomatların büyük bir kısmının kendi ülkelerine Türkiye'den haber vermek amacıyla birtakım bilgiler toplamasıyla meydana geldiğini belirterek, ''Bu bilgileri, gazetecilerden, siyasetçilerden veya kendilerine göre bilgi kaynakları bulmuşlar onlardan toplamışlar. Bunları analiz etmişler ve bunları bir rapor halinde bildirmişler. Bu aslında bütün büyükelçilerin görevidir. Yani Türkiye'nin büyükelçileri de kendi ülkelerinin menfaati açısından orada olup bitenleri kendi Dışişleri Bakanlığına bildirmelidir. Biz bunu belki pek az yapıyoruz ama her ülkenin böyle bir istihbarat toplama, bilgi akışını sağlama gibi diplomatlarına verdiği bir görevdir ve bu görev onlar için de çok önemli bir sonuç meydana getirecektir'' diye konuştu.

Burada Amerikan büyükelçileri ya da büyükelçiliklerinin iki yanlış yaptıklarını belirten Arınç, şöyle devam etti:

''Birincisi, topladıkları bilgi diyerek karşı tarafa gönderdikleri şey, hemen hemen pek çoğu yanlış, hemen hemen pek çoğu tek taraflı, hemen hemen pek çoğu da bu hükümetle veya bu kişilerle sorunları olan kişilerden derlenmiş toplanmış. Bunların hepsini bir araya getirebilirsiniz. Bu sizin işinizdir ama doğru rapor göndermek, doğru analiz göndermek bir büyükelçinin görevidir.

İkincisi de bu işi yaparken de özel şahıslar hakkında küçültücü ifadeler kullanmışsınız. Bu da fevkalade kötüdür. İki yanlış yapmışlar. Bir; doğru olmayan raporlar ve bilgiler göndermişler. İki; bu bilgileri gönderirken özel şahıslar hakkında çok çirkin, benimle de ilgili Merkel'le de ilgili Sarkozy ile de ilgili... Yani sadece yüklenilen insan ben değilim, bir başkası da var. Bu Amerikan Dışişleri Bakanlığının bir zafiyetidir, büyükelçilerin ve büyükelçiliklerin bir zafiyetidir. Yanlış yapmışlar.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Wikileaks belgeleriyle ilgili, ''Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında, yani isim olarak söylüyorum. Onlarla benim aramda, benimle bir başkası arasındaki ihtilafları, partiyi bölebilecek, gücünü azaltabilecek bir fonksiyon olarak görmüşler'' dedi.

Arınç, Habertürk'te katıldığı ''Ankara Gündemi'' programında soruları yanıtladı.

Gazetelerde yer alan, Genel Kurul toplantısında TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'ya gönderdiği nota ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Arınç, dün Meclis'te TCK'nın bir maddesinde değişiklikle ilgili kanun teklifinin görüşüldüğünü, kendisinin de hükümeti temsilen toplantıda bulunduğunu hatırlattı.

Toplantının başta normal geçtiğini, parti gruplarının kendi düşüncelerini ifade ettiğini anlatan Arınç, Kuzu'nun salona girmesinin ardından muhalefet temsilcilerinin Kuzu'nun bir konuşmasına atıfta bulunarak ağır eleştiriler yaptıklarını belirtti.

Kuzu'nun da karşılık vermek istediğini, tartışmalar yaşandığını bildiren Arınç, ''Ben de Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ kardeşimize, 'Burhan Hoca salondan ayrılsa çok daha iyi olur' şeklinde bir küçük not gönderdim. Bu, salondaki gerilimin artmaması, tartışmaların olmaması açısından bir temennidir. Grup başkanvekilleri grubun önünde olan arkadaşlarımızdır. Eğer bir tartışma odağı orada sürekli bulunursa muhalefet şüphesiz bu konuyu sürekli gündeme getirecektir. Lüzumsuz bir gecikmeye sebebiyet verecekti. Çok masumane bir istekti ama benim talebim herhalde rağbet görmedi ki, böyle bir tartışma maalesef yaşandı'' dedi.

-WIKILEAKS BELGELERİ-

Wikileaks internet sitesinde açıklanan belgelerin Türkiye'deki yansımaları konusundaki soru üzerine Arınç, ABD heyetleriyle yapılan görüşmelerin bütün tutanaklarının tutulduğunu, hatta onları referans yaparak görüşmelerinde kullandığını söyledi.

Belgelerden, ABD'nin Ankara Büyükelçileri Eric Edelman ve James Jeffrey'in kendisinden ve AK Parti'den memnun olmadıklarının anlaşıldığını ifade eden Arınç, ''Çünkü temas ettikleri kişilerle AK Parti'nin uzun ömürlü olup olamayacağını, parti içerisinde bir tefrika çıkıp çıkmayacağını, Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında bir ihtilaf olup olmayacağını, benim bir başka şeye talip olup olmayacağımı hep araştırmışlar'' dedi.

Bunun Türkiye'de başkalarının da yaptığı bir araştırma olduğuna dikkati çeken Arınç, ''Biz AK Parti'nin başarısını tahlil ederken, aramızdaki birliğin, bütünlüğün, birbirimize kardeşçe, ağabeyce sıkı sıkıya sarılmanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Ama Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında, yani isim olarak söylüyorum. Onlarla benim aramda, benimle bir başkası arasındaki ihtilafları, partiyi bölebilecek, gücünü azaltabilecek bir fonksiyon olarak görmüşler. Bunu Türkiye'de başkaları da söyledi'' diye konuştu.

1 Mart tezkeresinde kendisinin tutumuna bakarak, ''Sorunların yumağı bu insan'' denilmesini ve bunun rapor edilmesini çok olağan bulduğunu belirten Arınç, kendisinin, ''şahsi düşüncesini de, Türk halkının vicdanına tercüman olarak tavrını da o zamandan bu zamana müdafaa ve muhafaza ettiğini'' söyledi.

Arınç, ''Ama, 'Bunu sorunların yumağı olarak göstermek, bir Dışişleri mensubunun işi midir, değil midir' derseniz, bu fevkalade yanlış olmuştur'' ifadesini kullandı.

Türkiye'de pek çok yazarın da kendisinin cumhurbaşkanlığı seçimi ve 1 Mart tezkeresindeki tutumlarına, laiklik konusundaki açıklamalarına bakarak, ''Bütün sorunların yumağı bu adam'' diye başlık attıklarını dile getiren Arınç, bu gazetelerin başlıklarını hala sakladığını söyledi.

''Demek ki, bu büyükelçilerin haber kaynaklarından çoğu da bu başlıkları atanlar, saygın köşe yazarları diye bildiğimiz, genel yayın yönetmeni diye bildiğimiz kişiler'' diyen Arınç, şöyle devam etti:

''Biz de mikrofonlar kapalı olduğu zaman veya baş başa kaldığımız zaman, birisi hakkında bir şeyler konuşabiliriz. Bu bizim aklımızda saklı kalır ama bunu yazıya döktüğümüz zaman, o yazıda kullandığımız her kelime ve bilgi bizi bağlar. Dünyada artık hiçbir şey gizli kalmıyor.

Bunların yayınlanmış olması, Amerika Dışişleri politikasının ve mensuplarının Amerika Birleşik Devletleri için çok hayırlı çalışma yapmadığını gösteriyor. Kendilerine çekidüzen versinler, vereceklerdir. Çünkü bu tür haberler, bu tür çalışmalar, onların güvendiği, beğendiği çalışmalardır ki, bir kısım açıklamalarda bunlar muhafaza ediliyor, müdafaa ediliyor. O zaman Amerika'nın niçin bazı ülkelerde hiç sevilmediğini, nefretin adeta giderek büyüdüğünü de tahlil etmeleri lazım. Bu yanlış düşünce ve politikalar sebebiyle bazı ülkelerde olaylar Amerika'ya mal edilmekte ve Amerikan düşmanlığı zirve yapmaktadır.

Bence bir hayırlı sonuç olarak belki, bu belgelerin yayınlanmasından sonra Amerikan dış politikasının yeniden göz önüne alınmasında fayda var.

Benimle ilgili olarak Jeffrey'in kullandığı ifade edilen o cümleyi tamamen kendisine iade ederim.''

-''BELGELER ÜZERİNDE İNCELEME YAPILIYOR''-

AK Parti Genel Merkezi'nde, Merkez Yürütme Kurulu ve Merkez Karar Yönetim Kurulu'nda da konunun tartışıldığını ve belgeler üzerinde inceleme yapılmakta olduğunu bildiren Arınç, şunları söyledi:

''Hem siyasi parti olarak hem Sayın Başbakan olarak hem biz, genel konular olarak, kiminle ilgiliyse o şahısların uluslararası yargı konusunda neler yapabileceğini araştırıyoruz. Şu anda görebildiğimiz kadarı çok fazla yapabileceğimiz bir şey yok gibi. Bütün imkanları sonuna kadar kullanacağız.

Benim için, 'Tayyip Erdoğan'ın bilmem nesi' ifadesini kullanmak bana bir şey kaybettirmez ama onlara çok şey kaybettirmiştir. Yani benimle yemek yerken, otururken, kalkarken ben onlara fazla ümit vermemişim demek ki, bundan çok hoşlanmamışlar ama veda edip giderken bile, çok övücü sözlerle hem Türkiye için hem bizim yaptığımız çalışmalar için konuşan bir büyükelçinin arkasından bazı olayları bahane ederek, filan şekilde bir tanımlama yapmasını onların ahlakına, terbiyesine havale ediyorum. Başka söyleyecek bir şey yok.''

Kabine içindeki bazı bakanlar hakkındaki yorumlara ilişkin soru üzerine de Arınç, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün kendisiyle ilgili kısmı yalanladığını bildiğini belirtti.

Diğer arkadaşlarının da bu yazılanların doğru olmadığını açık yüreklilikle söylediklerini vurgulayan Arınç, ''Sayın Vecdi Gönül'ün Sayın Ahmet Davutoğlu için böyle bir kelime kullanması kesinlikle mümkün değil. Vecdi Bey içimizde en tecrübeli arkadaşımızdır. Yıllarca valilik, müsteşarlık, Sayıştay Başkanlığı, Meclis başkanvekilliği ve sekiz seneden beri de Milli Savunma Bakanlığı yapan bir insanın kendi kabine arkadaşı hakkında, çok samimi, özel ilişkileri de olan bir kişi hakkında böyle bir şey kullanmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Kullanacağını tahmin etmiyorum ve düşünmüyorum'' dedi.

Belgeler konusunda Cumhuriyet Halk Partisi'nin tutumunun fevkalade yanlış olduğunu da ifade eden Arınç, ''Sayın Kılıçdaroğlu belki polemik yapmak istiyor ama polemiğin ötesinde demagojiye gidiyor'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun sözlerinden örnekler aktaran Arınç, ''İsviçre bankalarında parası vardır'' iddiasını ispat etmenin söyleyenlere düştüğünü belirterek, ''Herkesin mal bildirimi var, herkesin kendini savunacak argümanları var. Bunun ötesinde ben de aynı şekilde bir başka politikacı için 'filan yerde ortaklığı var' desem. Yani bunun takibini yapmak suretiyle mi biz günlerimizi geçireceğiz? Ya Sayın Kılıçdaroğlu bize güveneceksiniz ya da bize güvenmiyorsanız, böyle demagojik şeylerle Türkiye'de siyaseti germenin alemi yok'' ifadelerini kullandı.

-BAHÇELİ İLE POLEMİK-

''Devlet Bahçeli ile aranızda, aslında sizde çok da görmediğimiz şekilde polemik yaşandı. Bu tartışmayı nasıl yorumluyorsunuz'' sorusu üzerine Arınç, kendisinin geçmişten beri MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye ve partisine saygı duyan bir insan olduğunu, hatta parti içerisinde de kendisinin bu tavrının bilindiğini söyledi. Arınç, şöyle konuştu:

''Bunun iki sebebi var. Birisi, ben evladımı kaybettiğim zaman Sayın Bahçeli benim evime kadar gelmiş ve taziyede bulunmuştur, bunu unutamam. İkincisi, Başbakan Yardımcılığı döneminde de şimdi Genel Başkanlığı döneminde de kişilerin özel hayatına girmeyen, özel hayatın gizliliğine her zaman riayet eden ve konuşurken önünü ilikleyen, ayağa kalkan, herkese saygı gösteren bir insandı. Keşke onun üslubu partisindeki bazı kişilere de nasip olsa diye içimden geçirmişimdir.

Hatay'da yaptığı konuşmada, 'Bülent Arınç denen şahsın tehdidiyle bu iş olduysa kınıyorum' diyor. Bülent Arınç denen şahıs benim. Ben Başbakan Yardımcısıyım, eski Meclis Başkanıyım. Ben hayatımda, Kamer Genç dahil Sayın demeden bir siyasetçi hakkında konuşmam.

Birbirini sevmeyen iki insan olsak bile, ben ona milletvekili olduğu için her zaman Kamer Genç demeye özen gösteririm. Sayın Bahçeli'nin beni böyle tehdit etmesi, bana böyle hitap etmesi doğrusu beni fevkalade rencide etti.

Dedim ki, 'Ben sokaktan geçen bir şahıs değilim. Bu nezaketsizliği de uygun görmüyorum.' O da dedi ki, 'Sade vatandaş değil misin sen?' O zaman buna karşılık benim şunu söylemem lazım; 'Devlet Bahçeli denen şahıs.' İstesem de yapamam. Böyle bir saygısızlığı ne dün yaptım ne de bundan sonra yaparım. Benim için 'Sayın Devlet Bahçeli'dir. Benim için partisinin genel başkanıdır. Benim için geçmişte Başbakan Yardımcılığı yapan bir insandır.''

Arınç, ''Oktay Vural söyleyebilir de Devlet Bahçeli'nin söylemesi bana çok garip geldi. Ben gerçekten bir vatandaşım ama kamuda bir etiketim var, yüklendiğim bir görev var'' dedi.

Bahçeli'nin edebine, nezaketine, ahlaki duruşuna saygı duyduğunu, her zaman ona itiraz edenler karşısında bile onu savunmuş bir insan olduğunu dile getiren Arınç, ''Ama belki o mitingde öyle denk geldi, bunu söyledi. Meseleyi kapanmış kabul ediyorum'' diye konuştu.

-HAKİMLERE TAZMİNAT YOLUNU KAPATAN DÜZENLEME-

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin hakimlere tazminat yolunu kapatan düzenleme konusunda, ''Eğer yasalaşırsa Anayasa Mahkemesi'ne gideceklerini'' belirttiğinin hatırlatılması üzerine Arınç, bunun yeni bir şey olmadığını ifade ederek, ''Anayasa Mahkemesi'ne her defasında gidiyorlar, belki bugün görüştüğümüz konu için de gideceklerdir. Anayasa Mahkemesi'nin yapısı değişti, belki bundan sonra giderken iki defa düşüneceklerdir'' dedi.

Bugün TCK'nın 257. maddesinin değiştirilmekte olduğunu, bunun bir ihtiyaçtan kaynaklandığını dile getiren Arınç, suçun tarifinin muğlak hale geldiğini ve farklı kararlar verilmeye başlandığını, farklı
Yargıtay içtihatları çıkmaya başladığını söyledi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle dedi:

''Biz buradaki unsurları daha belirgin hale getiriyoruz ve ceza hadlerini de olması gereken noktaya getiriyoruz. Meclis'in her zaman yaptığı bir faaliyettir. Buna karşı çıkılıyor ama Meclis buna karar verecek. Şimdi yapılması gereken, sanırım Plan Bütçe Komisyonu'nda görüşmesi devam ediyor...

Sayın Haberal, kendisi hakkında tutuklama kararı veren veya tahliye taleplerini reddeden hakimlerle ilgili olarak tazminat davası açtı ve çok garip biçimde bugüne kadar hiç görülmeyen alışılmamış bir şekilde mahkeme tazminat kararını benimsedi. Yargıtay da miktarını tayin etmek üzere bunu onadı. Şimdi bu, hakimleri ve savcıları görev yapamaz hale getirir. Onları şahsi sorumluluk halinde hedef olarak koymak...

Ne zaman tahliye edilir, ne zaman tutuklanır, Ceza Muhakemesi Kanunu bunu öngörmüş. Burada takdir hakkını kullanan hakimlere, 'Ben seni tazminata mahkum ettireceğim' derseniz bunlar adli görevlerini yapamaz hale gelirler. Bunu önlemek için 'Eğer böyle bir iddia varsa kurum hakkında tazminat davası açılabilir'e dönüştüren bir yasa teklifi görüşülüyor. Bunu hukuk açısından Anayasa'ya aykırılık bakımından eğer Hamzaçebi ve partisi aykırı görüyorsa anamuhalefet partisi olarak Anayasa Mahkemesi'ne gitme hakları var.''

 

 

ŞEBNEM ARABOĞLU