“DİNİ VE MANEVİ DEĞERLER MEVCUT YÖNETİMİN OLUMSUZ UYGULAMALARI İÇİNDE TÜKETİLİYOR”

  Bu haber 14 MAYIS 2020, Persembe 04:21:10 eklenmiştir.
Sivas Postası Yazarlarında Huysuz Profesör Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ile ilgili önemli bir tespit yaparak; “Dini ve manevi değerler mevcut yönetimin olumsuz uygulamaları içinde tüketiliyor” ifadelerine yer verdi. İşte o yazı:


Göreve geldikleri günlerden beri adları hep olumsuzlukla anılan mevcut üniversite yönetimini kimler hangi sebeplerle korumaktadır? Bilinmez. Niçin görmezden gelinmektedir? Bilinmez. Mevcut yönetimin 4  yıla yakın süredir liyakat, hakkaniyet, tarafsız ve şeffaf yönetim bakımından çizdiği imajın hiç de iyi olmadığı yerel ve ulusal basında çıkan haberlerde çok açık okunabilmektedir.

Gözlemlenen diğer bir husus özellikle sosyal medya hesaplarından yapılan özel zamanlarda yapılan anma ve kutlamalarda ifade edilen cümlelerin tam tersi davranışların sergileniyor olmasıdır. Anneler günü mesajı yayınlanır, temenniler iletilir ancak milletin evladı ve annesi söz konusu olduğunda gerekli hassasiyet gösterilmez. Milletin eşi, çocuğu söz konusu olduğunda görmezden gelinir. Milletin evladının hakkı eş, dost, akraba, ahbap ilişkileri ve yapılanması ile tarumar edilir. Başlangıçta ekip kurdukları iddia ediliyor, yapılan haksız atama ve uygulamalar bu şekilde püskürtülüyordu. Kendi çevrelerinden olmayanların imkânı yok, kadro yok gibi gerekçelerle en acil durumlarda (Sağlık, aile birliği vb.) umarsızca geri çevrildiği şehir bürokrasisince bilinmektedir. Bu ekip kurma işinin görev sürelerinin dolmasına kadar vicdanları yaralamaya devam etmesi çok şaşırtıcı.

Türkiye bir sosyal ve hukuk devletidir. Fırsatta eşitlik bu devleti 21. yy´da güçlü bir şekilde var edecek en önemli özelliktir. Kast sistemi veya tapınak tarzı bir anlayışın bu özelliğin düşmanı olduğu idrak edilmelidir

Mevcut yönetim ikinci dönem yani bir 4 yıl daha atanmamalıdır. Çünkü ufuk yok, vizyon yok. Dört köşeden habersiz dört başı mamur kapılar ufuk değildir. Vizyon değildir. Tabiata karşı yüzü soğuk, insana hasret Göletcik ufuk değildir. Bize derya gerek. Eş, dost, akraba, ahbap alım ve görevlendirmeleri ufuk değildir. Samimi şekilde bilim, insan ve şehir gibi bir kaygı yok. Ben var. Benlik gütme var. Köşe kapmaca var. Korku var. Fazilet ve erdem anlaşılmış değil. Güven sarsılıyor.

Dini ve manevi değerler mevcut yönetimin olumsuz uygulamaları içinde tüketiliyor.

Koltuklar, makamlar gelip geçicidir. Eski valilerden Recep Yazıcıoğlu´nun ifade ettiği gibi “Makama şeref verenler vardır, makamdan şeref alanlar vardır.” Kanuna, maşeri vicdana aykırı yapılan veya yapıldığı iddiasıyla gündeme gelen tüm faaliyet ve uygulama karşısında başlar avuçlara alınıp düşünülmelidir. Tefekkür edilmelidir. Hatalarda ısrarcı olmamak ve hataya düşmemek konusunda titiz olunmalıdır.

Şehir, ikinci defa mevcut yönetimi kaldıramaz. Niçin mi?

Üniversite yönetiminde alınan tüm kararlarda Rektör ve Başyardımcısının ve bunlara yakın kişilerin etkinliğinin üniversite içinde oluşturduğu ayrışmalar ve hoşnutsuzluk…

4 yıldır hastane yorgun, yılgın, bakımsız… Giden doktorlar… Hastane hakkında şikâyetler, başına buyrukluk…   

Danışmanların 4 yıldır kendi eş, yeğen ve ahbaplarına akademik ve idari kadrolar başta olmak üzere işçi kadrolarına eleman yerleştirmesi. Bu yolda mekik dokumalar, ağ örmeler…

Nepotizmin doruğunda eş, dost, akraba alımlarının defalarca ulusal basına yansımanın yarattığı kötü imaj…

Öğrencilere yönelik popülist yaklaşımların sorunları çözmediğinin konuşulması ve arabesk yaklaşımların bilimi gölgede bırakması…

Personele yönelik tutum ve davranışlardaki farklılıklar…          

Akademik atamalarda bilimin gözetilmemesi. Mesela İletişim Fakültesi´ndeki birini Sağlık Bilimleri Fakültesi´ne doçent olarak atamak gibi… Mesela İki yıllık ve Açık öğretim mezunu olan birine İşletme alanından yüksek lisans ve doktora yaptırılıp Eğitim Fakültesi´ne hoca yapmak gibi…

Bölümlerin akademik anlamda yetersizlikleri. Mesela Kamu Yönetimi´nde kaç hoca vardır. Yeterli midir? Çoğu bölüm için öğrenciler sanki lise öğretmenleri gibi davranan hocalar çok demektedir...

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Vakfı konusunda istifa süreci ile ilgili Prof. Dr. Ahmet Alim´den açıklama beklenilmesi…

Rektör´ün akrabasının (Rektör´ün amca torunu) Üniversite vakfına hangi, eğitim, hangi tecrübe ile niçin getirildiğinin kamuoyunda sürekli konuşulması…

Vakıf Okullarının kimlere niçin devredildiğinin soru işareti olarak yerini koruması… 

Kafeler, kavgalar, kantinler, ihaleler… Yerleşke´de kazalar ve olaylar… Üniversite´nin ve yurtların yanı başında basına da yansımış olan kafede yaşanan yıl başı görüntüleri…

Lojmanlarda meydana gelen sorunlar…

Üniversitenin şehre sosyal, kültürel ve ekonomik katkılarının neler olduğu konusunun hep bir muamma olması…

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Kadem, Eğitim Bir-Sen, Ensar Vakfı, AGD, İslami Düşünce ve Kardeşlik Derneği ile ilişkiler ağının diğer STK´ların üvey evlat mıyız  sorusuna neden olmaktadır. Bunun yarattığı hoşnutsuzluk…

Bilmediğimiz, kamuoyuna yansımayan daha çok şey olduğu muhakkak.

Sonuç olarak biz şunu diyelim, sözü burada keselim. “Mevsimi gelince dalından, zamanı gelince makamdan kopmak mukadderdir”

Yahya Kemal´in ifadesiyle “insan, insanın ufkudur.” İnsana koşanlara, insanla konuşanlara, kendi olanlara, kendi olmayı başaranlara ne mutlu!

Kaynak: http://www.sivaspostasi.com.tr/haber/universitenin-dusundurdukleri-7179.html