Egemen Gazetesi Gerçeklerin Sesi
Sivas'ta Fetö'den 7 Kişi Tutuk
Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kaps
243 TSK personeline gözaltı ka
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Bylock soruşturması kapsam
FETÖ'nün örgüt içi izdivaç mes
FETÖ'nün tutuklu evlendirme imamı E.K.'nın ByLock yazışmaları ortaya çıktı.
"Fotoğraf çekerken flaş kullan
Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı Kriminal Daire Başkanlığı, vatandaşların çevrel
AÖF sınav yönetmeliğinde neler
AÖF sınav yönetmeliğinde yapılan değişikliğe göre, 1, 2, 3 ve 4. yarıyılda tüm d
Ülkücülük

Ülkücülük

  Bu yazı 20 KASIM 2015, Cuma 02:37:32 eklenmiştir. 987 kez okunmuştur.
Yazar : Metin BOŞNAK


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ülkücülük Böyledir!

 

Evvela eskisi, yenisi olmaz.

Ya eskiden değildir ya da yenilenen başka şeyler vardır.

Yaşına bakmadan, her ülkücüde bir onulmaz ergenlik vardır.

Onu yaşatan da öldüren de budur.

Yaşatır, çünkü kuralsız bir bozkırda at sürmektir ülkücülük.

Öldürür çünkü ata binmenin artık spor olduğu, kuralların olduğu bir âlemde trafik ışıkları var.

Bu kurallar ülke içinde de ülkeyi sıkan dışarda da.

 

Ülkücülük, IQ'dan çok EQ ile yürüyen bir kimliktir.

O nedenle, "Türk-İslam" deyince Tanrı Dağı ve Hıra Dağı akla gelir.

 İkisi de dağ olunca, doğrudan engeller ve engelleri aşmak için kendinin ufak kaldığı, dolayısıyla ya da efsanedeki Dağı eritmesi, yok etmesi lazım ya da dağın aşılmazlığı temasıyla hüzne gark olması.

Oysa dağ yerinde dursun, eritecek zaman da yok.

O halde, üzerinden ya da eteğinden bir yok bularak menzile ulaşmak lâzım.

Deli Dumrul örneğinde olduğu Azrail'e meydan okuyan ülkücü, köprüyü ovaya değil, gerekli yere yaparsa mesele tamam olacak.

 

Ülkücülük, aynı zamanda bir Narsist meyli beraberinde getirir.

Suda kendi kimliğini görüp seven ancak aslında ona ulaşmak için kendini de feda eden bir kimlik.

Bu durum farklı ekollerde de olsa da, ülkücülükte revaç bulur.

O da her ülkücünün en güzel, ideal ülkücü modelinin, hatta Türk modelinin kendinden öte olmamasıdır.

O nedenle, kendince ülkücü olanlar haricinde diğer ülkücüleri pek hazzetmez.

Ocakta pişenler kadar, ocakta yananlar kadar, ocakta kısık ateşte ham kalanlar da vardır.

Ama Ocak kemâli, bir efsane olarak, yanma adaylarına anlatılır durur.

 

Ülkücülük, vatan millet söz konusu olunca, kendini birinci dereceden sorumlu hisseder.

Vatan bilinci, o vatanda sahip olduğu tapu, ruhsatla bağlantılı değildir.

Kollektif şuuraltının, bireysel yansıması olarak ortak Ana’yı koruma kollama hissidir.

Hatta bu nedenle Devlet Baba’dan çok da dayak yediği olmuştur.

Bir şey yapması, yapabilmesi mesele değildir.

O farkında olmadan kendini cephede hissedecek, tüm heyecanı ile müdahil olacaktır.

Bu da onu Boğaç han modeline uygun kılar. 

Dahası, attığı yumruğun hasmına mı hısmına mı yaradığını anlamadan yumruğunu tüm hışmıyla sıkmıştır, dişleriyle beraber.

Arada Dede Korkut’u dinlediği olur, ancak onu başta değil, genelde sonradan haklı bulur.

Arapçanın değil, Kur’an’ın kutsal olduğuna inanır, ama Türkçe de okumaz.

 

Ülkücünün Atsız modelleri ile atlı modelleri arasında da farklar vardır.

Bazılarına göre, iki model de aslında Üsküdar’dan geçmiştir.

 

Lâkin çoğunun havsalası bunu kabullenemez çünkü ülkü varsa ülkücülük de vardır diye inanır.

Türk olmanın gururunu yaşar, ama Türk olmayı bir yandan Turan’la büyütme çabasında olur, bir yandan da Türkiye içinde küçük ve ezik bir kabile kimliği olarak görme, gösterme riskine girer. Sonra birden Orta Asya ve Çin Seddi derken, aklı “Çin’in ipeğine” takılır. Bir de ona takılanlara. Madem bu kadar büyüktür de neden büyüklükler hep mazide kalmıştır diye düşünürken, yine nedenleri maziden bir anlatıda bulur.

Sonra Tabgaçları arar etrafında; olmayan, doğru gitmediğini sandığı bir şeyler varsa mutlaka hainler vardır. Hainle kahraman arası bir belagati bir 150 yıllık sarkaç ahesteliğinde tik tak etmeyi taktik edinmiştir. Oysa hata, kusur, eksiklik, noksanlık, düşüncesizlik, atılganlık, beceri eksikliği, aşırı heyecan ya da atalet gibi kelimelerle anlatacağı çok şey olduğu gibi, kahraman yerine de belki kendi yapabileceğinin kendinden bir gün önce yapılması tanımlaması da gelebilir.

 

Ve ülkücülük zapt etmesi zor bir liderlik arzusunu, iktidar iştiyakını varlığında barındırır. Bu arzunun temelinde ille de iktidar nimetleri yoktur. Ama milletin, onun ülkücülük normlarına onay vermesi açısından önemli, “azınlık, yalnızlık” hislerine cevap olması açısından önemlidir. Rahmetli Başbuğ, bu konuya biz iktidarda değiliz, ama fikirlerimiz iktidarda” tarzında yaklaşmıştı. Rahmetli Muhsin Başkan da, “halkımız bizi sever takdir, eder, ama oy vermez” tarzında özetlemişti. Öyleydi de. MC hükümetlerinde koalisyon ortaklığı sonrasında bir kere de Ecevit’e bahşedilen hükümet başkanlığı, bir yandan fedakârlık bir yandan da ikbal beklentisi olmadığını işaret eden tavırdandı. Ancak Devlet Bey döneminde, yönetimde yaşlı model ülkücüler, genç kuşak ülkücülerin, tüketim toplumu alışkanlıklarına daha yatkın olduğu dönemleri devam etti. O nedenle, hem karizması, hem de fikirleriyle MHP’yi hem coşturan hem pusturan, bunu da bir el hareketiyle yapabilen Başbuğ yerine, meydanlarda kükreyen, TV programlarında tam bir mahcup Anadolu delikanlısı olan Devlet Bey zamanında, durumlar farklılaştı. Gerçi, Başbuğ döneminde de, bazı kararlara binaen isyan bayrağı açmalar oldu, ancak Başbuğ “lider, doktrin, teşkilat” üçlemesinin yumuşatmayı bildi. Devlet Bey, doktrinden bahsetmeyen bir teşkilatı, doktrinlere bağlı bir lider olarak götürme çabasında oldu.

 

Eski kuşak ülkücülük, komünist karşıtı olmayı, temel varlık nedeni olarak gördü. Bu şekilde hem Rus zulmü altında inleyen Türk gardaşların, garındaşların yanında olacak hem de Osmanlı’yı bitiren Rus’a karşı da tavır alacak, ateizme karşı da duracaktı. Perdenin arkasında, ABD, NATO muhipliği de bundan kazanacaktı. O nedenle, Türkiye ve Türk karşıtlığı kadar, Amerika NATO karşıtlığı da ülkücülüğün hedefi oldu.

Yeni kuşak ülkücüler, artık daha yaşı başı oturmuş, biraz daha serinkanlı bakan abilerini beğenmediği gibi, solculara olan kültürel ezikliklerini atmış, dil, yabancı kültür vs. de öğrenmiş, felsefeye filan dalmış, ayrıca Ahmet Kaya dinler olmuştu. Yetmemiş, kendi içinden Milli Ahmet Kaya modellerini de çıkarmıştı.

Ancak Turan deyince, muhayyel bir âlem orada duruyordu. Gitmesek de görmesek de oralar nasılsa bizimdi. Bir de Turan illerine gidişlerin, “Çin’in ipeği…” kadar Türkistan’ın “ipeği…” de olduğunu hatırlattı. Köklere dönmenin bir yolu da bu olmalıydı… Ve aslında Turan’ın adı da edilmez olmuş, Balkanlar ve Kafkasya ve Orta Asya yerine Türkiye Turan’ı ifade eder olmuş, eh biraz da Macar kardeşlerimizle de Atilla muhabbeti yapar olmuştuk…

 

Ancak, nerde yaşamak isterseniz dediklerinde, Türkiye o kadar da vazgeçilmez olmamaya başlamıştı. Dahası, belki “Batı” dedikleri de o kadar kötü değildi aslında. Hem Türkler de piyano filan öğrenirdi nasılsa, hatta Türk kızları da bale filan neden öğrenmesindi!  Moskova’dan o kadar korku da kalmamıştı. Hem Ukrayna zaten eskiden bizim yerlerdendi…

 

Ülkücülük, bir de seçim öncesinde lidere toz kondurmamak, ama seçim sonrasında lidere her türlü sözü reva görmektir. Vagondan, bisiklet pedalına, Ferdi Tayfur’dan klasik arabaya kadar gündeme getirip, sonrasında da varlık nedenini tam kavramadığı bazı olay ve kişiler için yine “ihanet” çözümüne sarılmaktır. Her sallanan yaprağı Matadorun elinde kırmızı pelerine hınçla hamle yapan boğa gibi algılamak, pelerini hedef görüp matadoru ıskalamak da ülkücülük şiarından olup, bir sonraki seçime kadar yine Devletin bekasını, milletin selametini düşünerek hüzne kapılmaktır ülkücülük.

 

Ülkücülük, “normal” olamayan şartlarda çok üstenci normlarla hüzün yaşamaktır. Bazen gerekli, bazen gereksiz! Nizamcı da olsa, âlemci de olsa, Bayrağının rengini kanında bilen, onun için ölmeyi, onun için yaşamaktan anlamlı gören bir kimliktir ülkücülük. Ve yavuklusuna söylemekten imtina ettiği sözleri, vatan için, bayrak için boca etmektir.

 

Ve Bayrağı gözlerinden gönlüne indirmiş, bayrak direği olmaya and içmiş, ama dalgalanan bayrak ben değilim diye de ikinci defa hüzünlenmenin adıdır ülkücülük. Atsız ile Seyit Arvasi arasında, Gökalp’e selâm çakan, Akçura’ya kucak açan, bu esnada, dağınık zihin coğrafyası içinde kendini unutmanın adıdır ülkücülük.

 

Ve başına gelen her bela ve sıkıntıyı yeterince kendisinin yeterince Türk olmadığına ya da Türkün yeterince olmadığına yoran, Türk olmanın kendi başına her fazileti üzerinde topladığını düşünen, “garip”liğiyle gurur duyan, “alp” ile “eren” arasında fark görmeyen, İslamlaşmak ile Araplaşmak arasındaki farkı gören, ancak onu da Türklerin zaten önceden de faziletli bir millet olduğuna inanan bir Kim’lik.

 

Ve tarih aynasında, kendini aramanın adıdır ülkücülük. Otağında aynası olmayan bir kimlik.Bazen kurt bazen mankurt olarak tezahür eden kocaman bir kimliktir.

Arz ederim.

 

 

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
 

Diğer Metin BOŞNAK Yazıları
 
Tüm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Için Tiklayiniz.
 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GERİLEMEYE DEVAM EDİYOR!
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ARAÇSIZ KALDI!..
AHAT TÜRKMENOĞLU SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF.DR. İLYAS DÖKMETAŞ'A VERDİ VERİŞTİRDİ...
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SİVAS'IN GERİLEMESİNİNDE ÖNEMLİ PAY SAHİBİ Mİ OLMUŞ ?
C.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünün Alkollü Gezisi
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
© Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.