Egemen Gazetesi Gerceklerin Sesi
Bulut: “Uyarıyoruz bu tür
Büyük Birlik Partisi Sivas İl Başkanı Uğur Bulut sosyal medya hesabları
Milas’ta yangın korkutan se
Muğla’nın Milas ilçesinde termik santrallere doğru ilerleyen orman yangın
Koronavirüs durdurulamıyor b
Sağlık Bakanlığı, 3 Ağustos 2021 tarihine ait son koronavirüs verilerini
Sivas İl Özel İdaresi Makin
Mehmet Akif Ersoy Mahallesi İstiklal Caddesi eski tapu kavşağında bulunan İ
SOGEP 4 Projeye Destek Verecek
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP)
ÝSLAMCILIKLA MÜSLÜMANI, TÜRKÇÜLÜKLE TÜRKÜ YABANCILAMAK

ÝSLAMCILIKLA MÜSLÜMANI, TÜRKÇÜLÜKLE TÜRKÜ YABANCILAMAK

  Bu yaz 17 Eylul 2015, Persembe 10:47:10 eklenmitir.
Yazar : Metin BOSNAK


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Türkiye'de hemen her ideoloji tercüme edilmiþ, Türkiye þartlarýna aapte edilmiþ ideolojidir. Osmanlý batarken, kurtuluþ reçetesi olarak ortaya çýkan ideolojilerimiz, temelde “Avrupa’nýn Hasta Adamý” döneminden geliyor. Artýk çöken Devlet-i Ali’nin, kimliðindeki bazý unsurlarý hummalý çareler olarak görmesinden beri de öyle gelmiþtir. Bu ideolojiler Cumhuriyet döneminde dönüþümlü olarak bazen sahne almýþ, bazen mevzide kalmýþ bazen de meydana inmiþ, Tek Parti döneminden sonra siyasal kimlikler olarak sandýklarda çatýþmýþtýr.

 

Bu tür kimliklerin hummalý yapýsý (her “izm” bir ateþli enfeksiyonu ifade eder) savunma refleksi ve kurtuluþ çaresi olarak çýkmalarýndan, aðýrlýklý yenik düþtüðümüz Batý’ya karþý, ama Batý harmanlý reçeteler olmasýndan kaynaklanýr. Buna bazý Ýslamcýlýklar da dâhildir. Kimlik tanýmlamaktan yani, “biz kimiz?”i tanýmlamadan çok, bizim ne olmadýðýmýz ya da olmamamýz gerektiði tarzýnda anti-kimlik hüviyetleridir. Bir Milletin gelecek tayininden, medeniyet kurma istikametinden çok, hayatta kalma çabalarýnýn, yalnýzlýk hisleriyle dayanýþma arayýþlarýnýn ürünüdürler.

 

Gereksiz ya da anlamsýz deðildiler. Gemisi batan Robinson’un gemiden kurtardýklarýyla karada kendine bir yaþam alaný açma çabasý gibiydiler. Ancak her nesilde bu kimlikler, karada açýlan yaþam alaný üzerinden deðil, geminin batýþýndan itibaren olan tecrübeleri bir tür genetik travma olarak aktardýkça, düþmanlarý hep ayný kaldý. Dostlarý ise, hemen hiç olmadý. Niyetlerinde ergen safiyeti, tavýrlarýnda ergen isyanlarý oldu. Olgunlaþmaya vakit bulamadan da hayatýn içinde eriyip gitti, hayatýn gerçekleri altýnda ezildi ya da gerçekle alakasýný kuramayýp tam zýt istikamete dönüþleri tetikledi. Baþlangýçtaki ittifak ve mensubiyet heyecaný, sonralarý bir yapýbozumcu mantýkla kendini imha eder mahiyette de geliþti.

 

 

Ýslamcýlar, Batý derken, Osmanlý dönemi Batýsý, sosyalistler, 19. Asýr Kapitalizmi, liberaller 20. Baþýndaki Liberalizmle düþmanlarýný tanýmlamaya devam ettiler. Beslendikleri kanallar temelde Ýngiliz ve Alman liberallerdi. Ancak Amerikan liberalizminin neye karþý geliþtiðini düþünmeye vakitleri olmadý. Ülkücülerin de temelde Komünizme karþý yapýlandýðý bir gerçektir. Aslýnda bizim olmayan bir savaþýn ortasýnda, mecburen alýnan bir konumlanýþa dönüþtü.  Milli çýkarlara ancak dolaylý olarak hizmet eden bir yapý çýkardý. Milliyetçi olmak Rusya ve Komünizm karþýtý olmaktý, ancak bu ille de, bu ille de Milli çýkarlar için olan bir karþýtlýk deðildi. 

 

Devletin körlüðü, Milliyetçiliðin de körlüðünde etken oldu. Daha akýllý bir Devlet, soydaþlarý ve dindaþlarýndan sýrf Komünist karþýtý olmak için uzak durmazdý. Ya mecalimiz yetmedi, ya da aklýmýz. Ülkücüler, Komünizm gittikten sonra, Komünizmi aratacak olan küresel renkli totalitarizme karþý yapýlanmada güçlük çektiler. Bir ara, diðer siyasi gruplar gibi, Derin Devlete tavýr alma faslý oldu. Ancak kaç tane derin devletin olduðu belli olmayan Türkiye’de, Milli derin devlet de arada kaynayýp gitmiþti. Yine de “Komünistler Moskova’ya!” “Mollalar Ýran’a!” kadar uzun süreli bir slogan olarak kaldý. Oysa Nazým Hikmet haricinde, Moskova’ya gidip de yerleþen baþka Komünistimiz olmadýðý, diðer komünistlerimiz de Fransa ve Almanya’da ikamete baþlamýþlardý...

 

Tercüme kimlikler, halimize tercüman olmaktan çok, içimizdeki acýlarýn, belki özentilerin, Stockholm sendromlarýnýn toplamýný parça parça ifade ettiler. Çoðu zaman “düþmanýn silahýyla silahlanmak” mantýðýyla geliþtikleri için, düþmanýn silahýný kuþanýrken, düþmanýn akut zihnini de beraberinde kuþanmayý getirmiþtir. Çünkü düþmanýn silahý klasik silahtan öte, savaþ mekanizmalarýndan öte, kültürel, ekonomik, stratejik, hatta dini tehditlerle gelirken, sadece usûl bilgisi deðil, arkasýndaki kafa yapýsýný da ister istemez beraberinde getirdi. Antitez mahiyetinde ancak “tez”in unsurlarýndan çýkarýlmýþ kimlik oldular. Nitekim “tasfiye” yani saflaþtýrma, koruma alaný, has alan, kapalý alan oluþturmalarý da bunun ürünü oldu. Ýslamcýlarda, ülkücülerde, sosyalistlerde, hatta Kemalistlerle “þehitlik” üzerinden oluþan kardeþlik, bir türlü bir medeniyet kurmada þahitlik düzeyine eriþemedi. Bir insanýn dava için yaþamýndan vaz geçmesi, dava için yaþamasýndan daha önemli olduðu için, þehitlik “devrimci yoldaþ”larýn da bir samimiyet ve davaya sadakat testi olarak tarihlere geçti.

 

Her ideolojini bir sýfýr noktasý vardý, milat gibi. Ondan öncesi zaten farklý anlamlarda batýldý; ondan sonrasý da zaten “biz”den ibaretti. Ümmetten Millete geçme çabasýnda, Millet içindeki güvenlik hisleriyle vizeli ve test edilip onaylanmýþlýk zarureti ile iç Milletlik, hatta kabileciklere ayrýþmalar oldu. Yani Ümmet, sonra Türkiye dâhil, büyük coðrafyaya aitlik hissiyle geliþirken, Milletlik Türkiye içinde kalmýþlýðý ifade ettiði gibi, o da geçiþ dönemi toplumsal þüphe ve endiþelerle kabilelere dönüþtü. Ve fakat çok partili dönemle bu farklý mecralarda “evrensel” olma çabasýyla evirildi. Bir anlamda “muasýr” medeniyet evrensel olma iddiasýný yitirdi, evrensel diðer fikirler etrafýnda birleþmeler meydana geldi.   

 

Akut devirlerin sonrasýnda kendi zeminine çekilerek anti-kimlik hüviyet kimliðe dönüþmeliydi.  Oysa anti-kimlik olarak devam etti. Kendini, kendi içinden tanýmlamak yerine, kendinin ne olmadýðýný ya da olmamasý gerektiðini tanýmlayan karþý kimlikler olarak kaldý. Bu da, enerjileri kimlik üzerine yoðunlaþtýran, kültürel, entelektüel ve medeniyet tasavvurlarýný geliþtirmek yerine, akut ve hummalý sloganlarýn rahatlýðýna býraktý kendini. Sokaðýn dili, siyasetin dili olunca da, Devletin dili de, ketum bir Kýzýl Elma takibi yerine, günü kurtarma çabasýnda slogan diline dönüþtü. “Bize bizden baþka dost yoktu.” Ancak “bizi”” yine tanýmlamadan bir “bizlik” tasavvuru oluþturduk. Ve o tasavvurda en yakýndaki “biz” olamadý. Bir muhayyel “biz” üzerinden bizliðimizi tanýmladýk. Yani aslýnda yine kendimizi doðrudan tanýmlamadýk. Biz her ortama göre deðiþen bir hal almýþ, “ben”ler kadar “biz” türemiþti. Bizliðin vekâleti bendeydi. “Bizi” “bana” bende etme bizleri böyle geliþti.

 

Hiçbir ideoloji, tarihin hiçbir döneminde “evrensel” kapsamda olmamýþtýr. Þu dönemki küreselleþme adýyla sunulan çikolata kaplý emperyalizm dâhil. Ancak “evrensel”lik zaten genelde “Batý,” özelde þimdilik ABD’nin temsil ettiði normlarýn yaftasý olunca, evrensellik tanýmý da o normlara uygun deðerler oluþturmak tarzýnda kendini þekillendirdi. Sonuç olarak, Türkiye’de her ideoloji, “evrensel” ya da “dünya çapýnda”ki çerçeve içinde ortaya çýkarken, yerel olaný, yerli olaný esas almak yerine, onlara bir þekilde kendini eklemleyerek varlýk ve terakki felsefesi geliþtirdi.

 

Türkiye’deki ideolojiler, bu nedenle, Türkiye dýþýndaki unsurlarý örnek ya da hedef almýþtýr: Ýslamcýlýk, Turancýlýk, Sosyalizm, Liberalizm. Sonuç olarak, hangi ülkeden alýnmýþsa, o ülkenin tercüme hassasiyetlerini ifade eder ve ona benzer yerli düþmanlar aramaya çýkar: laiklik, demokrasi, hürriyet, milliyetçilik, cumhuriyetçilik ve “muhafazakârlýk” buna dâhildir. “Good guys” kurtarýcý olanlar diðerlerine izansýz “ahmaklar,” “satýlmýþlar,” “hainler” olarak bakarken, “bad guys” da, mahalle de sevmediðimiz adamdan tutun, siyaset, ilim, basýn ve hâsýlý hayatýn her alanýnda rakibimizin siluetine bürünür. Kendine özgü Kýzýl Elmasý, mefkûresi, Devletin hücrelerinde mahfuz hedefi olmayýnca, hinlerin, hainlerin olmasý zaten muhtemeldir. Ancak, bir ideolojinin ancak bir bireyde ve o bireyde tecelli ettiði kadar kabul, aksi halde reddi, önce “öteki”yle baþlayan karþýt kimliðin, kendi içindeki ötekileþtirmelerle devam etmesini getirir. Bir yandan, karþý taraftaki “mankurt” hedefe konur, bir taraftan mankurtlaþma mekanizmalarý kabul edilmiþ olur. Bireysel fikir üretimini, takým çalýþmasý ve istiþare ile zenginleþtirmek yerine, zaten olan bir fikrin kendi de sahibi de kutsal mahfilinde yerini alýr.

 

Bizden olman ölçüsü sadece, kutsal mahfilin alanýn takdis etmekle ölçülür. Ve bu kutsallýk kutsal lidere yakýn olanlarca da içselleþtirildiði için, ona yakýn olanlar da kutsal alana dâhil ve tartýþýlmaz olurlar. “Birlik” böylece tesis edilmiþ olur. Birinin “bizden” olmasý da, “ben” ile olan irtibatý ve rekabet alanýnda “bana” ne kadar dokunduðu kadardýr. Yani, taraflarýn bir etik normlar yekûnu üzerinden deðil, bireysel normlarýn bir muhayyel kurtuluþ reçetesi ve ideoloji üzerinden bakiye birlikteliði ve onunla “öteki”ne karþý savaþ açmasýyla olur. Bu hem “ben” hem “bizi” baðlayan deðil, “biz” üzerinden bir “ben” yaratma, yani içimizdeki bir kiþilik “bizi” ortaya çýkarmaktýr.

 

Bu nedenle, örgütlü yapýlar ya askeri tarzda ya da cemaat tarzýnda geliþir. Kýþla ile kült iliþkisi kurulunca, bir kiþinin yanýltýlmasý, onun idare ettiði kitleyi toplu olarak yanýltmayý da kolay ve mümkün kýlar. Kýþla ve kültün, mefhumlar üzerinden deðil, doktrin ve sloganlar üzerinden yapýlanmasý tesadüfi deðildir. Bu doktrinler siyasete havale edilince, siyasetin esnekliðine uðrayýnca “reel politik” kendi baþýna tayin edici olmakta, kitlenin tenakuzlarda da “hikmet arayýþý” da bu sürecin devamýný desteklemektedir. “Reel politik” ise zaten hem iki asýrdýr “realite” ve “politikayý” tayin eden, dýþ unsurlar tayin edildiði için, “öteki” de çaktýrmadan “biz” olmaktadýr. Oysa bu “biz,” bizim olduðumuz biz deðil, bizim olmamýzý istedikleri “biz” olabilir.

 

 

"Ýslamcýlýk" daralttýðý Ýslam tanýmýyla Müslümandan ne kadar uzaksa, Turancýlýk da Türk tanýmýyla o kadar Türk’ten uzaklaþmýþtýr. Bu tavýr Papa’nýn, eskiden lanetlediði kesimleri içine almak için Vatikan’ýn geleneðine, hatta Hýristiyanlýðýn kabullendiði Ýncillere raðmen, esneme çabasýnda olduðu zamanlarda da devam etmiþtir. Mesele, ilkesiz kalabalýklarla çoðalmak deðil, zaten “sizden” olan insanlarý, kostüm ve þekil, þemalý ve bireysel olan meselelerde içtihatlarýndan dolayý lanetleme, dýþlama, tekfir etmek, hýyanetle suçlama zaaf ve hazlarýndan uzak durmaktýr. Hem insan hem de mimarisi olarak Ýslâm’ýn ve Türklüðün güzel çeþitliliðini indirgemeci bir mantýkla kalýba dökmek ve ondan çoðaltmak istediðimiz model, inandýklarýmýza aykýrý bir modeldir. Mefhumlar etrafýnda birliktelik ve onda samimi yaklaþým kendince yeterlidir. Dýþlayacak dýþarda býrakýlan, aklen, vicdanen ikna edilememiþ insan, ötekilenen insan hem “biz”den uzaklaþan hem de karþýnýza geçen insan olarak hayatýna devam edecektir.

 

Bunu daha önceleri sosyalistler ve onlara düþman olarak ortaya çýkan liberaller de yaptý. "Ýdeal" liberal, hakiki liberal, öz liberal nedense hiç olmadý ülkede, ideal diðerleri olmadýðý gibi. Ýslamcýlýk en yakýnýndan baþlayarak, Ýslam dýþýlýkla suçladýðý kitleleri kendinden itti. Ýdealinde gördüðü Müslüman ise, sadece ya asýrlar öncesinde kaldý ya da coðrafyalar ötesinde. Türkiye nasýlsa, birden ve aslýnda laik kesimin görmek istediði kadar Ýslam dýþý filan olmuþtu. Dahasý, Müslüman Türk onun dar aklýnda, Ümmet fikrinin bir parçasý ya olmadý ya da ancak Araplara yakýn olduðu kadar Müslüman sayýldý. Ve o Araplar, Saadet Asrý Araplarý da deðildi.

 

"Turancýlýk" da Türk’ten o kadar uzak kalmayý maharet bildi. Ülkücüler arasýnda, Kürtler dâhil farklý kökenden gelen ve ülkücü olan insanlar anlamsýz bir þekilde ülkücülerden soðudu. Belki onlar Metehan'a benzemiyor, belki de býyýklarý yeterince gür deðildi. Aslýnda Mustafa Kemal de öyle deðildi, ama nasýlsa o arada tarihsel olarak kaynamýþtý. O nedenle, Kemalizm’e karþý "Atatürkçülük" bir sistem uyum açýlýmý oldu. Ancak bir Türk tiplemesi yapmaya kalkýnca, Turan dediðimiz büyük coðrafyada, kaç milyon Türk birbirine benzemektedir acaba? Ayný durum Türkçemizin güzel renkleri için de geçerlidir.

 

Kürtçülerin taklit ettikleri de bu tercümenin tercümesi olan ideolojiler oldu. Kürt faþizminin örnek aldýðý modeller, birden Kürt tecrübesinin yerli tercümanlarýna dönüþtü. Dahasý, örgütsel yapýlanmalar birbirinin taklidi mahiyetinde geliþti. O nedenledir ki, hiç bir yapýda, "LÝDER, TEÞKÝLAT, DOKTRÝN" tartýþýlmaz. Bu tartýþýlmazlar arasýnda, asýl tartýþýlmasý gerekenler ise, Osmanlý-TC geçiþ dönemindeki tezlerin, yani savaþan tezlerin temelde Ýngiliz ve Alman tezlerinin Türkiye'ye uyarlamasý oldu. Zihinlerin, Alman, Ýngiliz, Amerikan algýsýndan uzak kalmadýðý zamanlarda, doðru ve MÝLLÝ düþünmek imkânsýzlaþtý. Bugün de örnekleri ortadadýr.

Türkiye, hâlâ, siyasi, ekonomik ve kültürel, en önemlisi de entelektüel Ýstiklali oturmamýþ bir ülkedir. ÇANAKKALE GEÇÝLMEZ! hamasi bir gurur vesilesi, ancak boyunduruklarýmýzý da gizleyen bir tarihsel bumerang olmuþtur. Oysa Oryantalistlerin yaptýðýnýn tersine, Batý olgusunu iyi anlamak ve ona karþý, siyasi iç çekiþmeler yerine, tezler çýkaracak, akademisyen ve entelektüellerin var olmasý lazýmdý. Bireysel olarak varlýðý olan, Devletçi ve Milli ve fakat zihnini siyaset sarmalýna, düþünce kutularýna, emanet kasalara sokmayan, entelektüellerin varlýðý, sadece geçmiþle övünmek deðil, halin sancýlarýný da yaþamak ve onu da günah keçilerine yükleme kolaycýlýðýna kaçmayan entelektüellerin varlýðý artýk hayati önemdedir.

Aksi durumda, en hassas olduðunuz hücrelerimizden, virüsleri sokuyorlar ve bir istikamet peþinde gittiðimizi sanýrken, aslýnda düþman kimse ona asker buluyoruz kendimizi.

 

Kendini bilmek bu açýdan önemli. “Müslüman kimdir?  Türk kimdir?” sorularýndan önce "ben kimim?" sorusu. Ýkinci soru, partim olmasa, hatta ülkem olmasa ben ne olurdum? Acaba ayný kalýr mýydým?
Onlarsýz bir kimlik ve anlamýmýz olduðunu düþündüðümüz zaman, hem alýcý deðil, verici bir Milli kimliði edindiðimiz andýr. Sonrasýnda konuþulmayacak mesele yoktur. Farklý müzakere kanallarý “rahmet”ten ibarettir. Fitne ise, fikri olmadan, þablonlarýn tayin ettiði bir zeminde düþman aramaktýr. Nefsi bu kadar temize çýkarmaya gerek var mý?

Vesselâm.

 

 

 

 

 

 

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SZ SZDE!


Adnz (Yorumda grnecek) :
Balk :
Yorumunuz :
 

Dier Metin BOSNAK Yazlar
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
 
Tm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Iin Tiklayiniz.
 
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.