Egemen Gazetesi Gerçeklerin Sesi
Destici, yeniden BBP Genel Baş
BBP'nin 10. Olağan Büyük Kurultayı, Ankara Atatürk Spor Salonu'nda yapıldı. Dest
Belediye başkanlarından sonra
AK Parti, belediye başkanlıkları ile değişimin zaman kaybedilmeden gerçekleştiri
Bakan Soylu:"Makam sahiplerine
Soylu, "İnsanlar makam sahibi insanlara, görevlerinden dolayı 'Allah senden razı
Metiner’den rektör Gönüllü’ye
Ak Parti’li Mehmet Metiner, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Gönüllü'nün "Bir erkek
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİNDE YAZ
Cumhuriyet Üniversitesinde Yönetmeliklere ve mevzuata aykırı uygulamalar olduğun
"ADAMLARIN" PLANI HER ZAMAN TUTAR MI?

"ADAMLARIN" PLANI HER ZAMAN TUTAR MI?

  Bu yazı 18 KASIM 2012, Pazar 16:16:41 eklenmiştir. 1427 kez okunmuştur.
Yazar : Metin BOŞNAK


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

 

Neredeyse vecize olmuştur bu söylem…

"Adamların" planları vardır.

Londra ve Siyonizm’in asırlık planları vardır.

Beyaz Saray’ın da öyle…

Uzun devlet ve strateji hafızaları vardır.

“Adamların” dâhiyane hesapları, kılı kırk yaran bir hesapla hazırlanmıştır.

 

Doğrudur…

Dünya’da enerji türü, üretim araçları, savaş araçları ve sistem değişikliklerin olduğu zamanlarda oturtulan bir gelenek var. Buckingham’ın 17. Yüzyıldan beri biriktirdiği, tarih, coğrafya, antropoloji, dilbilim haritaları var. Bu harita, hafıza ve arşivleri Buckingham Sarayı Beyaz Saray’la paylaştı. Buna fiziki coğrafyalardaki ziraat ve maden haritalarını da eklerseniz, başarının sırrı ortaya çıkacaktır.

 

Dahası…

Roma genel olarak karada hâkimdi; Osmanlı Devleti--dönem dönem Akdeniz’de hâkimiyet kursa da—karada hâkimdi. ABD, hem denize daldı, hem de gökyüzüne. Bereketli ve geniş topraklara kuruldu; milletini teşvik eden bir devletler topluluğu kurdu; kömürden petrole de geçince rençper kasketini astronot kaskına çevirdi. İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya savaşta bitmişti, Ortadoğu uykudaydı; Orta Asya esniyordu; Çin kendi içindeki devrim sancılarıyla uğraşıyordu.

 

Yirminci yüzyıl Amerika için her yönüyle uygundu. Hele ikinci yarısı! ABD de bundan azami ölçüde yararlandı: İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın sistemini, ekonomik, siyasal, hukuki ve askeri sistemini kendi çıkarlarının koruyacak tarzda tesis etti; BM, NATO, IMF gibi örgütlerin amacı buydu. Almanya ve Japonya’nın siyasal arenadan tamamen çekilmesi sağlandı. Ekonomik güçleri bakımından üst klasmanda olmalarına rağmen, BM’de Japonya ve Almanya’nın veto hakkının olmaması bu nedenledir. Amerika bunları yaparken, iki yüzyıl boyunca lanetlediği Buckingham’ın aklını, hafıza çiplerini ve stratejik arşivlerini kullandı. Başarının temel sırları, aldığı mirası, kendi tarihsel hafızasına ve stratejik pusulaya dönüştürmek oldu. Dolar’ın “dünya parası” olmasıyla da sistemin finansmanı sağlanmış oldu. “Welcome to the real World!”

 

Ancak “Her plan tutar mı?” derseniz…

Elbette ki hayır! Bu küresel oyuncuları “kadir-i mutlak” yerine koymaktır. Bu planların tutmamasında karşı planların etkisi olduğu kadar, bu planların hesap hataları da yatmaktadır. Asıl sorun, bu planların mutlak isabetleri değil, planlardan etkilenen milletlerin ya planlarının olmaması ya da planlarını bile yine egemen güçlerin yapmasıdır.

 

“Neler tutmadı?” derseniz…

 

Çanakkale Savaşında tutmadı.

1917’de Bolşevik Devrimi patladı. (Gidişatı yönlendirmek için Kapitalizm finansı olduysa da.)

1929’de Amerikan borsasının çökmesi.

Kennedy’nin iktidara gelişi ve suikasta kurban gitmesi.

Vietnam’da hesaplar tutmadı.

Aslında Afganistan’da da tutmadı.

Irak’taki hesaplar katliamlara rağmen tutmadı.

İsrail’in kurulması tuttu, ama maliyeti tutmadı.

Türkiye’nin Kıbrıs çıkarmasında tutmadı.

Rusya’ya karşı Çin’le flört etti, ama Çin’i tutamadı.

Darbelerin gerçekleşmesinde tuttu, sonuçlarında tutmadı.

“Arap Baharı” süreci medya-propaganda aracıyla fena gitmedi, ancak oturmadı.

 

Dahası…

9/11’den sonra ABD ekonomisindeki çakılma, Amerika'nın bütçe açıklarının büyük oranda artması, dış borçlarının on altı trilyon dolara dayanması, New York Borsasında göçen şirketler ve akabinde trilyonlarca dolar değerindeki şirketlerin çok ucuza el değiştirmesi, bu şirketlerin hisselerinin o dönemde Çin ve Arap sermayesinin emrine girmesi, Çin’in elindeki nakit parayı tekrar dolaşıma sokmak yerine elinde tutması, altın fiyatlarındaki artış, Çin’in giderek “dolardan bağımsız para birimi” arayışlarına girmesi, ABD’den sonra AB’nin de ekonomik krize girmesi, Euro bölgesinin içinde sarsıntıların yaşanması, Rusya’nın “kuşatılmışlık” hissiyle eski güç alanlarını, enerji bölgelerini kontrol alma stratejisi bu nedenle İran ve Suriye’de İngiltere ve İsrail’den uzak ve fakat Amerika’ya yakın paylaşım planlarına girmesi, Çin ve Japonya arasındaki tarihsel sürtüşmelerin tekrar gün yüzüne çıkması ve düşük yoğunluklu siyasi savaşa dönüşmesi, Çin’in içindeki Uygur Müslümanlara yaptığı zulümleri ayyuka çıkması ve bunun dünya gündemine siyasal kullanım amaçlı olarak sokulması, sonra “Arap Baharı” adıyla marka ve strateji yönetimi yapılan süreçte CIA’nin beklediğini tam bulamayışı, süreci çabucak sonlandırmak ve kendi güvenlik ve büyümesi lehine kullanmak isteyen İsrail’in acele etmesi ve Amerika ve Obama tarafını kızdırması, İsrail ve sevgililerinin 6 Kasımdaki Başkanlık seçimlerinde Mormon kökenli Romney’e destek vererek Obama’yı ve ekibini kızdırması, Obama’nın seçilmesinin hemen ardından İsrail’in Filistin kartını yeniden gündeme sokarak, Beyaz Saray’da kaybettiği saygınlık ve desteği yeniden basın ve naif Amerikan halkı nezdinde yeniden kazanmak çabaları, buna rağmen Obama’nın seçimleri kazanması ve fakat birinci başkanlık döneminde gibi “bağımsız Filistin Devleti”ne inancını aynı şekilde ifade etmemesi ve fakat hâlâ Nobel Barış Ödülünü “ayna, ayna, güzel ayna” edasıyla ellerinde tutması, seçimler sonrasında İsrail’e tepki ya da eleştiri yerine Amerika’dan “İsrail’in kendini savunma hakkı” olduğu yolunda açıklamaların gelmesi, Ortadoğu ve Afrika’daki yeniden paylaşım planlarının, Çin-İngiltere-ABD ekseninden çıkarak Rusya’yı da içine alarak “iki kutuplu” dünyadan, “tek kutuplu” olan geçtik derken, dünyanın kutuplarını birden fazla ve oynak bir yapıya dönüşmesi ve toz duman arasında bilgi ve haberden çok istihbarat birimlerinin küresel bir propaganda savaşına girişmesi her şeyin öyle “asırlık planlara” göre işlemediğini gösteriyor.

 

ABD’nin en azından 60 yıldır İngiltere’nin Ortadoğu’daki demografik arşivlerini ve siyasi hafızasını kullandığı açıktır. Rusya’nın arşivleri de “demir perde”den dijital ortama aktarılmış görünüyor. Bölgemize “demokrasi” getirmek için yırtınan küresel karadul, Çin’in tarihsel hafızasındaki Hong Kong kiralamasının getirdiklerini, Kuzey Kore’de yeterince demokrasi olduğu anlayışıyla sıkıntılı görmüyor. Kuzey Kore ve İsrail’in “demokrasi” ihtiyacının olmadığı belli.

 

Yani Karadul, “ayılana gazoz, bayılana limon” havasında gidiyor. Suudi Arabistan, Kuveyt, Emirlikler gibi ülkelerde HOLİgarşilerin demokrasiden daha ehven olduğunu anlıyor ve ona göre oynuyor. Öte yandan, başka zaman ve zeminde İslamo-fobi pazarlaması yapıyor. Bir yandan kendi başına oynuyor, diğer yandan ittifaklarını kullanıyor. AB-ABD arasında güç savaşımı Çin temelinde ittifaka dönüşebilirse de, özellikle İngiltere, genelde olduğu iki kocalı Hürmüz tarzında değil. Pound konusunda Euro bölgesi dışında kaldığı gibi, Ortadoğu ve İsrail bağlamında Obama döneminde ABD’den de bağımsız kendi çıkarlarını siyaseti ve petrol şirketleriyle kovalıyor.

 

Dahası onca savaşa, katliama giren Amerika’nın ve kazandığı nefretin maliyetine İngiltere katlanmadı. Öte yandan, İsrail’in vahşetinin günahına da ABD ortak oldu. Her İran’a saldırma tehdidi İsrail’e kredi kazandırmaz oldu. ABD başkanlık seçimlerini zor bekleyen İsrail Netanyahu ve faşist iktidarını güçlendirmek ve Ocaktaki seçimlerde yeniden kazanmak için Filistin’de yeniden terör estirmeye başladı. Arap Baharı sürecinde İngiltere petrolünü aldı, Amerika’ya aslında zaten sahiplendikleri kaldı…

 

Huntington Amerikalıydı, ama Bernard Lewis İngiliz vatandaşı. Birbiri ardına çıkan kitaplara bakılırsa, İngilizlerin sadece “mastermind” olarak değil, bizzat “aktör” olarak da dünyada yeniden tarihe dönme arzusu var. (Hiç çıktı mı ki?) Özellikle son beş yıldır Ortadoğu’da yeni etnik eskizler üzerinde oynanmaktadır. Bu süreç içinde, hırsızın katlettiği hane halkı ve çaldıkları bir yana, bir de ev sahibini yargılama küstahlığı da eklenmiştir. Oluşturulan yeni Ortadoğu sömürü planına stratejik mayınlar yerleştirilmiştir. Bu mayınların bir kısmı çikolata kaplanmış olarak İngiliz porseleniyle sunulmaktadır.

 

“Arap Baharı” sürecinde Libya’da parsa toplarken gördük Fransız’ı ve İngiliz’i. Fas, Tunus, Cezayir’de sükûneti sağlayanlar Müslüman isimli, Fransız kafalı yönetici elitle ittifak halinde çalışan Fransa oldu. Osmanlı sonrasında İtalya’nın ve Fransa’nın sömürgesi olan ülkelerdi. Ve aslında bu aşamalarda İngilizler ya daha fazlasına heves edemediler ya da İngiliz dediğimiz petrol şirketleri zaten istediklerini kopardılar.

 

Ancak, “adamların” planı her zaman tutacak diye bir şey de yok. Başarılı olan planların arkasında, sadece bilgi, enformasyon ve “intelligence”a dayanan bir ittifak var. İsmet Paşa’nın Lozan görüşmelerini aktardığı telgraflar dâhil, uzun yıllardır medya, iletişim araçlarının kontrolü de var bu işin içinde. Hatta ABD’nin gizli yazışmalarını ortaya çıkaran Wikileaks dâhil olmak üzere ABD’nin acziyetlerini ortaya koymaya çabalayan bir mekanizma nasıl bir mekanizmadır? Pentagon’u, CIA’i, FBI’ı beceriksiz gösteren, dahası Amerika'nın diplomatik sırlarını da ifşa eden bir mekanizmadan bahsediyoruz. Buna ekonomideki zaafları ve bütçe açıklarını da eklerseniz ortaya nasıl bir resmin çıktığı açıktır. Sinirleri alınmışçasına, makine soğukluğu, mühendis titizliği, poker suratı ve kendi hariç her mekanizmayı “Cuma” olarak görmek isteyen bir yapıdır bu.

 

İngiltere, “Big Brother”ı en iyi yazan Orwell’in ülkesiydi. İnternet tabanlı iletişimle Amerika ileri geçti. İngilizler elektronik haberleşme araçlarını, e-posta mekanizmalarını Amerika’yla paylaşıyorlar. “Akıllı” olan her şey, akılla gözlenip, yönetiliyor. Yıllar önce çıkan Patriot Act bunları yasal bir zemine de soktu. Uluslararası bankacılıktaki "güvenlik" uygulamaları da öyle. Para ve bilginin akışını kontrol edince, siyasetin akış yönünü çizmek de kolay oluyor.

 

Sinema alanında İngiltere, Amerika’yla daha açık rekabete girdiği gibi, V for Vendetta, Matrix gibi filmlerin gölgesinde kalmamak için, The King, Iron Lady ve James Bond'un yeni çıkışı Skyfall gibi ödül ve heyecan toplayan ama her şeyin ötesinde Rambo’nun karşısına yeniden dikilmek isteyen bir İngiltere’yi işaret ediyor. Pax Anglikana, Pax Amerikana’ya karşı mı desek? Yoksa bu da tasarımın bir başka perdesi mi? J

 

Belki değil… Ancak bu ittifakı tıkır tıkır işlediği de doğru değil. Batı algımızın yeknesak olması bizi yanıltıyor. Batı içindeki Batıları görmemiz lazım. Hatta AB içindeki AB’leri, İsrail içindeki İsrailleri görmemiz lazım. AB-ABD’de ekonomilerindeki sıkıntılar, siyaseti rekabeti, ekonomik rekabete taşıyıp, NATO’yu zorlayabilir. Dahası bölgemizde ABD İsrail’i “white elephant” olarak görüyor. Obama’nın Netanyahu’dan yana acıları da taze… Bu durum İngiltere’nin, tekrar devreye girmesi ve İsrail’i bölgedeki yeni oyunlara cesaretlendirmesi anlamı taşıyor. Bu şekilde, son Gazze saldırılarında olduğu gibi İsrail, zalimken mazlum rolüne soyunarak Amerikan kamuoyu nezdinde yeniden baş tacı olmak isteyebilir. Ayrıca Londra-Washington hattında oluşturacağı rekabetle yeni konumlar kazanabilir. Suriye konusunda bölgedeki güçlerin--İran, Mısır, Türkiye-- yanında, Çin ve Rusya da sahaya inmek istekleri, pazarlıkta olmak istedikleri açık.

 

Hâsılı hesapların kendisi daha oturmadı. Bu da Soğuk Savaş sonrasında çok kutuplu dünya düzeneklerinin olmasından kaynaklanıyor. Türkiye açısından bir bölgesel güç olma konumu kadar, eski konumunu da kaybetmek arasında bir tarihsel dönemeçteyiz. Ancak, her halükarda Türkiye “eski Türkiye” olmayacaktır. Arapların bölgedeki klasik suskunluğu, Ashab-ı Kehf’in kıssasından ilham almıyor. Karadula rüşvet vererek ülkelerinde koltuklarını sağlama alanlar kadar, yeni koltuğa oturanların hangi pusulaya göre hareket edeceklerini anlama gayreti de var.

 

Kısaca, planların tutması, bölgedeki yeni enerji ve etki paylaşım planlarında, İsrail ve Türkiye’nin konumlarının oturması ve İran’ın bu konuma ne kadar rıza göstereceği kadar, daha uzun vadede Çin’in oluşturması muhtemel tehdit alanları da var. Belki de bölgeyi Türkiye etrafında toparlama isteği de bundan kaynaklanıyor. Çanakkale’de savaşan kaç safkan İngiliz vardı? Ha bir de Safkan İngiliz Amerika’da mı yaşıyor, İngiltere’de mi? Yani bu “gerçeklerin dünyasında" hangi hapı almamız lazım? Mavi mi, kırmızı mı?

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
 

Diğer Metin BOŞNAK Yazıları
 
Tüm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Için Tiklayiniz.
 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GERİLEMEYE DEVAM EDİYOR!
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ARAÇSIZ KALDI!..
AHAT TÜRKMENOĞLU SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF.DR. İLYAS DÖKMETAŞ'A VERDİ VERİŞTİRDİ...
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SİVAS'IN GERİLEMESİNİNDE ÖNEMLİ PAY SAHİBİ Mİ OLMUŞ ?
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
© Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.