Egemen Gazetesi Gerceklerin Sesi
523 Origin Unreachable

523 Origin Unreachable


cloudflare-nginx
Bulut: “Uyarıyoruz bu tür
Büyük Birlik Partisi Sivas İl Başkanı Uğur Bulut sosyal medya hesabları
Milas’ta yangın korkutan se
Muğla’nın Milas ilçesinde termik santrallere doğru ilerleyen orman yangın
Koronavirüs durdurulamıyor b
Sağlık Bakanlığı, 3 Ağustos 2021 tarihine ait son koronavirüs verilerini
Sivas İl Özel İdaresi Makin
Mehmet Akif Ersoy Mahallesi İstiklal Caddesi eski tapu kavşağında bulunan İ
SOGEP 4 Projeye Destek Verecek
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP)
FERMAN VE FETVA

FERMAN VE FETVA

  Bu yaz 29 Ekim 2012, Pazartesi 18:32:06 eklenmitir.
Yazar : Metin BOSNAK


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Osmanlý toplum düzeni ve siyasetinde Ýslam dininin önemli bir yeri vardý. Ancak Osmanlý Devleti teokratik bir devlet deðildi. “Devletin bekasý” ve “fitneye mani olmak” için Ýslam’ýn emretmediði, hatta yasakladýðý kimi uygulamalarý Fatih Sultan Mehmet dâhil olmak üzere Sultanlarýn yaptýðý bilinmektedir. Bunlar arasýnda “kardeþ katline” cevaz veren ferman da vardýr. Ferman ve fetva Osmanlý’nýn Devlet ruhunda eritmek istediði iki bedendi. Ancak bazý zamanlarda fetva diyanetin deðil siyasetin niyetine göre þekillenmiþtir.

Osmanlý, Osman Bey’in meþhur rüyasýndan itibaren Ýslam’ý ve Devlet bekasýný esas almýþtý. Devletin kuruluþundaki mitoloji ile tarihin karýþtýðý rüyada Devletin sütunlarýna yönelik iki unsur da vardýr. Rivayeten aktarýlan rüyalar birbirini tamamlayan ve devletin felsefesini oluþturan mahiyettedir. Bu rüyalar belki Osman Bey için “sadýk rüya” tarzýndadýr. Ancak rüyanýn yorumu, aktarýldýðý þekliyle, geriye dönük okumalardan ibaret görünmektedir.

Birincisi, Devletin Müslüman niteliðine dairdir: “Osman Bey bir gün Þeyh Edebali’nin evinde misafir olmuþtu. Gece, vakit hayli ilerleyince istirahat etmek üzere odasýna çekilmiþti. Fakat yatmak üzereyken rafta gözüne iliþen Kuran-ý Kerim'e saygýsýndan dolayý yatamadý. Uyuyamadý. Kuran'ý alýp okumaya baþladý. O gece sabaha kadar Kuran okudu. Tam 6 saat. Hikmet-i Ýlahi, Osman Gazi Han'ýn Kuran'a olan bu saygýsýndan dolayý her okuduðu saate 1 asýr lütuf edilmiþ, hanedaný 6 asýr hükümdar olmuþtur 7 cihana.”

Görüldüðü gibi, Devletin altý asrý ile altý saatlik Kur’an okuma faslý hizmete mütekabildir. Aþikâr olan þu ki, bu tarihsel-mitolojik bir “yeniden” okumadýr. Yani, Osmanlý’nýn altý asýrlý ömrünü dine hizmeti temsil eden ve saatlerle hesaplanmýþ bir geri okumadýr. “Yedi cihan” da bu anlatýnýn bir diðer uzantýsýdýr. Malum olduðu gibi, Arapçadaki, “yedi” “altý” rakamýnda sonra gelen “yedi” rakamýndan çok, “her” ya da “çok” anlamýnda kullanýlmaktadýr.  

Diðeri ise, Devletin bekasýna dair olan rüyadýr: “Vakit sabah ezanýna yaklaþmýþken, yorgunluk ve uyku da bir hayli bastýrmýþken, Kuran elinde, yaslandýðý yerde, tatlý bir uykuya daldý Sultan Osman Han. Uyurken bir rüya gördü. Rüyasýnda kendisi Þeyh Edebali'nin yanýnda yatýyordu. Edebali'nin göðsünden bir hilal doðdu. Hilal biraz yükseldikten sonra büyüdü, büyüdü ve dolunay haline gelince kendisinin göðsüne girdi. Daha sonra göðsünden bir aðaç bitip büyümeye, yükselmeye baþladý. Bir çýnar aðacýydý bu. Büyüdükçe yeþerdi, güzelleþti. Dallarýnýn gölgesiyle bütün dünyayý kapladý, dünyanýn her tarafýndan insanlar grup grup gelip bu çýnarýn gölgesine giriyorlardý, çok mutlu ve neþeliydiler.”

Yani, Osman Bey ikinci rüyada, Edebali’nin rehberliðiyle Devleti kuracaktýr. Sultandaki iktidar ile Edebali’deki rehberlik bir araya gelecektir. Edebali dostudur, þeyhidir ve pederi de olacaktýr. Hem bilim adamý hem din âlimi olan—ki gelenekte zaten “dini” ve “ladini” bilim ayrýmý yoktu—Edebali’nin kýzýyla evlenmesi, Devlet siyasetinin dinin ve bilimin rehberliðindeki boyutunu ifade eder. Hilal devletin yücelere çýkacaðýný, gökten yere dolunay olarak inmesi Devletin ilahi yardýmýna dair iþareti, çýnar da serpilip büyüyeceðini ve uzun ömürlü olacaðýný anlatmaktadýr. Türk Hakaný Osman Bey’in Edebali’nin kýzýyla evlenmesi Devletin Müslüman-Türk niteliðine vurgu yapmaktadýr. Yani bu izdivaç da sembolik önemi haizdir.   

Dahasý, Osmanlý’da Sultan ve Þeyh Devlette mezcedilen, ama ayrý iki gücü remz ediyordu; Sultanýn dünyevi iktidarýna, uhrevi rehberliðin yok göstermesi. Henüz Þeyh Edebali var, ama Þeyhülislam yoktu; Halifelik Araplardaydý. Hilafet Osmanlý’ya geçtikten sonra, Sultan siyasi iradeyi, Þeyhülislam dini iradeyi temsil ediyordu. Þeyhülislam siyasi iradenin, dini açýdan deðerlendirmesini yapardý; ancak, mutlak anlamda Þeyhülislamýn fetvasý esas alýnacak diye bir þey yoktu. Siyaset ve Devletin idaresi dini içtihadýn önüne geçebilirdi.

Yani, “fetva” makamý bir “danýþma” hizmeti sunar, yürütme ise tamamen ferman makamý olan Sultan’ýn iradesine göre yapýlýrdý. Orada esas olan da yine Devlet iþlerinin gereði, diplomasinin pratik esaslarý olurdu. Dolayýsýyla, hem dini hem siyasi otorite kendi yetki alanlarýný kabullenir, yekdiðerine doðrudan müdahale etmek istemezdi. Dini ile siyaset arasýndaki iliþki zýmni bir mutabakata dayanýrdý.

Osmanlý’da fetva ve ferman makamlarý arasýnda fazla sürtüþmenin olmamasý iki nedenledir. Birincisi, Osmanlý’da Sultan daha küçük yaþlardan itibaren, diðer bilimler yanýnda—Þeyhülislam kadar olmasa da--dini bilimleri de tahsil eder, geleneksel sanat ve edebiyata dair dersler alýrdý.

Öte yandan, Þeyhülislam da dini bilimler yanýnda—Sultan kadar olmasa da--siyaset, felsefe, sanat ve edebiyat alanýnda eðitim alýrdý. Bu nedenledir ki, hem sultanlar hem de þeyhülislamlar arasýnda sanat ve edebiyat erbabý insanlar olmuþtur. Müstakil edebiyatçý kadar yetenekli þair sultanlarýn ve Þeyhülislamlarýn olmasý gelenek içindeki çok yönlülüðü göstermektedir. Þeyhülislam Yahya’nýn büyük þair olduðunu þairler de kabul ederler. Nice beyti var ki, berceste makamýndadýr. Onlardan bir tanesi þöyledir: “Mescitte riyapîþeler eylesin ko riyayý/ Meyhaneye gel kim, ne riya var ne mürai!”

Ayný þekilde Baki, Kanuni Sultan Süleyman'ýn yalnýz sevdiði deðil, çok da saygý duyduðu bir þairdi. Öte yandan da, “döneminin en önemli âlimlerinden biriydi.” Çok parlak bir eðitim almýþ ve genç yaþta profesörlüðe yükselmiþti. Baki ömür boyu Kanuni'den ve sonra da Ýkinci Selim ve Üçüncü Murat'tan büyük saygý gördü. Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerine kadar yükseltildi. Ancak þeyhülislam olamamýþtý. Biraz þairane kapris biraz da kadirþinaslýk beklentisi ona, “Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî /Durup el baðlayalar karþýna yârân, sâf sâf” yazdýrmýþtý.

Osmanlý Halifelik unvanýný çok geç kullanmaya baþladý. Kullanmaya baþladýðýnda ise zaten siyasi ve dini otorite, ferman ve fetva makamý arasýndaki iliþki bozulmuþtu. Bu bozulma Osmanlý’nýn çöküþ döneminde oldu. Þöyle ki, Yavuz Sultan Selim 1517'de Mýsýr'ý alýp Memlûk egemenliðine son verince Halife III. Mütevekkil'den halifeliði devraldý ve Kahire'de korunan kutsal emanetleri de Ýstanbul'a getirtti. Mütevekkil’in “Mekke Medine’nin hâkimiydi.” Yavuz Selim “Mekke-Medine’nin Hizmetkârý” unvanýný aldý. Ne ki, Osmanlý padiþahlarý uzun süre “halife” unvanýný kullanmamýþlardýr.

Osmanlý bu kurumu ancak Devlet parçalanmaya baþlayýnca, Müslümanlarýn birliðini saðlamak ve Devlete destek saðlamak için devreye soktu, onun gücünden yararlanmaya çalýþtý. Yani Þeyhülislam “Ýslami”  konularda fetva makamý olarak devam ederken, Halife unvaný Sultaný hem dýþarýya hem de içerdeki daðýlan birliðe “tevhit” aþýsý oldu.

Çökmekte olan Devlet halifeliði yani Ýslam’ýn “birlik” remzini yeniden toparlanmak için yetmedi. Pek de baþarýlý olmayan bu çabalardan sonra yeni Türkiye'nin doðuþ süreci içerisinde, hilafetin saltanattan ayrýlmasý amacý güdülürken hilafetin bir süre devamý ama Sultan’a desteðinin kalkmasý amaçlandý. Yeni Devletin hem meþruiyet gerekçesi hem de güç kaynaðý olacak bu ayrýþma saltanatýn kalkmasý gerekiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi önce 1922'de saltanat ile halifeliði birbirinden ayýrarak saltanata son verdi, 3 Mart 1924'te yürürlüðe giren bir yasayla da halifeliði kaldýrmýþtýr.

Ya sonrasýnda?

Diyanet Ýþlerine Baþkanlýðý der ki:

“Osmanlý Devleti'nde din iþleri Meþihat Makamlýðý'nca Þeyhülislam eliyle yürütülürdü. 1920 yýlýnda Ankara'da kurulan Meclis Hükümetinde Meþihat, "Þer'iye ve Evkaf Vekâleti" adýyla "Bakanlýk" olarak yer almýþ, 1924 'e kadar da bu statü aynen devam etmiþtir. Din hizmetlerinin politikanýn dýþýnda ve üstünde tutulmasý gerçeðinden hareketle 3 Mart 1924 tarihinde Þer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldýrýlarak yerine, 429 sayýlý Kanunla, Baþvekâlet bütçesine dâhil ve Baþvekâlete baðlý Diyanet Ýþleri Reisliði, bugünkü adýyla Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý kurulmuþtur.

Millî Mücadele yýllarýnda büyük hizmetler vermiþ, idarî tecrübesi olan ve uzun zaman Ankara Müftülüðü görevinde bulunan Börekçizade Mehmet Rýfat Efendi, 1 Nisan 1924 tarihinde Diyanet Ýþleri Reisliðine getirilmiþtir. En yüksek devlet memuru maaþý alan Diyanet Ýþleri Reisine, bakanlara verilen kýrmýzý plakalý bir makam aracý tahsis edilmiþ ve protokoldeki yeri de bu özelliklere göre belirlenmiþtir.”

Eski Diyanet Ýþleri Baþkaný Bardakoðlu’nun dikkat çekmek istediði nokta da “kýrmýzý plakalý araç” ve Diyanetin protokoldeki yeriydi. Hani elçiye zeval olmaz…

 

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SZ SZDE!


Adnz (Yorumda grnecek) :
Balk :
Yorumunuz :
 

Dier Metin BOSNAK Yazlar
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
 
Tm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Iin Tiklayiniz.
 
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.