Egemen Gazetesi Gerçeklerin Sesi
Destici, yeniden BBP Genel Baş
BBP'nin 10. Olağan Büyük Kurultayı, Ankara Atatürk Spor Salonu'nda yapıldı. Dest
Belediye başkanlarından sonra
AK Parti, belediye başkanlıkları ile değişimin zaman kaybedilmeden gerçekleştiri
Bakan Soylu:"Makam sahiplerine
Soylu, "İnsanlar makam sahibi insanlara, görevlerinden dolayı 'Allah senden razı
Metiner’den rektör Gönüllü’ye
Ak Parti’li Mehmet Metiner, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Gönüllü'nün "Bir erkek
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİNDE YAZ
Cumhuriyet Üniversitesinde Yönetmeliklere ve mevzuata aykırı uygulamalar olduğun
BENİ ANLAYAN ŞEMDİN SAKIK\'A BENDEN SELAM OLSUN

BENİ ANLAYAN ŞEMDİN SAKIK'A BENDEN SELAM OLSUN

  Bu yazı 26 Eylul 2011, Pazartesi 23:44:01 eklenmiştir. 1909 kez okunmuştur.
Yazar : Kürşat TECEL


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

www.2023istanbul.com (Ülkücü) haber ve aktüalite sitesinin yapmış olduğu Şemdin Sakık röportajı, üzerinde hassasiyetle durulması gereken, pişman bir düşmanın nasıl algılanması gerektiğini ortaya koyan, tarihi sorunlarımızın ışığında en büyük düşmanlarımızdan birisinin bize hangi nazarla baktığının en güzel örneği olmuştur.

Ülkücülüğün en büyük gerçeği, Ülkenin her türlü sorununun üzerine ülke menfaatleri kriterleri doğrultusunda cesaretle gidebilmektir. Bu vesile ile günümüzde eski bir PKK elebaşının, hali hazırda devam eden ve eskiye oranla daha hunharca bir tarzla sivillerimizi katletmeye yönelmiş bir örgütün faaliyetlerinin beyhudeliğine ve ihanetine dikkat çeken, kıymetli Ülküdaşımız Tuncer Günay’ın bu başarısı, tarihi süreç içerisinde anlamlı yerini alacaktır.

Konu ile ilgili olarak yapılan çalışmayı müspet karşılayanlar olduğu kadar, zararlı bulanlarda mevcuttur. Zararlı bulanların da, yararlı bulanların da son derece iyi niyetler ile düşündüklerini kabul etmek zorundayız. Zira mesele, oldukça mühim ve bana göre de doğru pencereden bakıldığında oldukça büyük yararlar ortaya çıkartabilecek bir meseledir.

Öncelikle şunu fark etmemiz gerekiyor, aynen Öcalan’da olduğu gibi Şemdin Sakık olayında da, şahıs; olağanüstü, kahramanca bir baskınla değil, bütün üseralara mahsus bir mukadderatın tecellisi olan çaresizlik içerisindeyken tarafımıza sunulmuştur. Kim tarafından? Kürt tarihinin kendisi ile birlikte üç büyük komutanından birisi olduğunu iddia ettiği Molla Mustafa Barzani’nin oğlu Mesut Barzani’nin liderliğindeki KDP tarafından. Şemdin Sakık farkında mı bilemem ama bana göre bu durum belki de olayın en trajikomik nüansıdır.

Bu durumdan bir kere daha anlıyoruz ki; Şemdin Sakık’ın içinde bulunduğu coğrafyada ve aşiretleri namına üstlendikleri vazifede görev alanların yürüdüğü zemin o kadar kaypaktır ki; kimin yürüyebildiğine, kimin kayıp düştüğüne, kimin uçurumdan atıldığına karar verebilmek neredeyse imkânsızdır.

O kaypak yolda, yani o coğrafyada hiçbir zaman Kürt sadece Kürt olmamıştır, Arap-Arap, Müslüman-Müslüman, Yahudi-Yahudi olmamıştır. Bölge de kimin eli kimin cebinde belli olmadan yüzyıllar geçer, Kürt dediğinin Ermeni, Müslüman dediğinin Musevi olduğu gerçeği ile yüz yüze kalırsın… Bu vesileyle; kimin görevinin kim tarafından verildiği de paradoks gibi süregelmiş, çözümlenmesi mümkün olmamıştır.

Şemdin Sakık’ın da dikkatleri çektiği gibi bölgede birinci otorite aristokratik feodalite, ikincisi paradır. Ve bunları elde edebilmek için şüphesiz en büyük dayanak ise, sahte şeyhlerin verdiği fetvalardır.

Özellikle 12 Eylül yönetiminin, özellikle bölge nüfusunu, feodaller ile işbirliği içerisinde uyguladığı politikalar sayesinde “rijit” bir yapıya kavuşturduğu herkesin malumudur. Yukarıda sıraladığım bölgeye has otorite sıralamasının aşılmasının yegâne yolu şeffaflık, şefkat ve eğitim iken, Cunta; -kör parmağım gözüne misali- barışık kardeşlerin düşmanlaşması için kasıtlı olarak faaliyet yürütmüştür.

Cunta’nın belki de yargılanıp, en büyük cezaya çarptırılmasının da en büyük gerekçesi bu ihanet politikasıdır. İhtilal şartlarındaki, ceberut kanunlarla idam ettirdiklerinin hesabını Allah huzurunda verecekleri muhakkaktır, oysa bu yavşak politika sayesinde öz kardeşler arasında belki de kıyamete kadar sürüp gidecek bir kan davasının başlamasına bilerek, isteyerek ve tasarlayarak sebep olduğu için en büyük cezaya da müstahaktır.

Bu gerçeği de göz ardı etmeden böylesine çarpık bir tarihi süreç yaşamış ve hala da yaşamakta olan bölge insanına karşı en anlayışlı bakış açısına Ülkücülerin sahip olduğu gerçeğini ve öyle de olması gerektiği gerçeğini Şemdin Sakık’ın da dillendiriyor olması hem bir malumun ilanı, hem de bize durmamız gereken noktayı bir kere daha anımsatan bir gerçektir. Bu pencereden bakıldığında, ısrarla aramıza ekilen nefret tohumlarını ve ayrık otlarını temizlememiz gerektiği bütün çıplaklığıyla gözler önündedir.

Şemdin Sakık açıklamalarında; PKK’nın silahlı ve silahsız unsurlarıyla en büyük rant faaliyeti olduğunu ve dünyanın en büyük mafyası olduğunu bir kere daha vurguluyor. Kendisinde itiraf ettiği bu mafyanın liderlerinden olduğu için, Türk Milletine ve Devletine karşı işlediği suçun en reel karşılığı idam olmalıydı. İdam kaldırıldığına göre ağırlaştırılmış müebbet cezası ile cezasını çekmektedir. Kendisinin de dediği gibi tek başına bir hücrenin içinde yıllardır durmuş ve durmaya da devam edecektir.

Sakık’ın milletin vicdanında en büyük cezaya çarptırılmasını gerektiren suç, şüphesiz silahsız-savunmasız katledilen 33 Asker olayıdır. Bütün bunlara rağmen; tetiği çekenin beyin değil de el olması önemlidir. Yukarıda da değindiğim gibi o denli feodal yapı içerisinde kurşun sıkacak, bebeleri bile katledecek kadar gözü dönmüş, binlerce insan-el- bulmak mümkündür, zaten de vardır. Bunun en güzel örneği geçtiğimiz yıllarda, Mardin’in Bilge Köyü’nde sudan sepelerle çoluk-çocuk, kadın-kız 44 kişinin katledilmesi olayıdır. Öyleyse Sakık’ın konumunu sorgulaması ve makul olan çözümden yana tavır almasını anlayışla karşılanmalı, gerektiğinde Apo’nun karşısına çıkartılarak tarihi hesaplaşmaya da fırsat verilmelidir. Bu sorun, Türkiye’nin başına bela olmaya başladığı 1978 yılından günümüze kadar sağlıklı bir çözüme kavuşturulamamıştır. Ya milletle terörist bir tutularak sorunu kronikleştiren ve örgüte her geçen gün zemin kazandıran bir yaklaşım sergilenmiş, ya da teröristle pazarlığa oturularak, siyasi menfaat elde edilmeye çalışılmıştır. İşte bu noktada bizim Milli hassasiyetlerimize olan duyarlılığımızın gereği olarak inisiyatif almamız ve Şemdin’i de örneklendirerek, çözüme yönelik kendi tezimizi, bin yıllık kardeşliği yaşamak ve yaşatmak ülkümüzü millete detaylı olarak anlatmalıyız. Her önümüze gelene sen teröre bulaştın “sen git”, sen suç işledin “sen de git” dersek soruna gözümüzü kapatmış olmaz mıyız? Zaten sorunun öyle bir sorun ki, maalesef masumların sorunu çözebilmesi de imkânsızdır.

Burada “bize mektup yazan Apo olsa da aynı tavrı mı takınmalıyız?” gibi bir soruyla karşılaşabileceğimizi tahmin ediyorum. Apo da bir gün soruna en makul ve vicdanı yaklaşanlar Ülkücülerdi, sorunun çözümünde en etkili yol Ülkücülerin tezleridir derse, Alparslan Türkeş Kürtlere en dostça tavrı sergileyen liderdi, insanların cesetleri üzerinden istediğimizi almamız mümkün değil, Ülkeyi bölmek arzumuzdan vazgeçtik derse, Ona da bu düşüncelerini paylaşma fırsatını vermemiz doğru olanıdır. O zaman şurada yanlış yaptınız, şurada da doğru yapma imkânınız var deriz, diyebilmeliyiz.

Şemdin Sakık’ın bize –belki de zorunlu olarak- makul bir nazarla bakıyor olmasının, Soylu Şövalyeler (Kürşad ruhlu) olarak görmesinin belki de en büyük nedeni şahsi olarak bu ülkede en fazla ihanete uğramış kişilerin başında gelmesidir. Kendi ifadesi ile yıllarca 2. Adamlığını yaptığı (kendisi kabul etmese bile) örgüt tarafından infaza mahkûm edilmişken, KDP’ye sığınmış, Barzani’de Türkiye’nin menfaatine olduğu için değil, örgütün menfaatine olduğu için adeta Türkiye’ye satmış, sonrasında, üvey kardeşleri malına mülküne çöreklenmiş ve 12 yıldır hücrede, fakiranesinde cezasını çekmektedir. Sakık’ın bizimle ortak nokta yakalama çabası belki de bu satılmışlık psikozu yüzündendir. …

Şemdin Sakık’ın Türkiye’ye iadesinden yola çıkararak bir değerlendirme yapacak olursak; Türkiye’nin terör sorunu karşısında özellikle ABD’nin stratejileri başarılı olmuş, gerek örgütle devleti masaya oturtarak, gerekse sorunu tırmandırarak Türkiye ile oyun hamuru ile oynar gibi oynamış, oynamaya da devam etmektedir. Dolayısıyla Sakık’ın da KDP tarafından kucağımıza bırakılması ABD’nin öngörüleri sayesinde olmuştur. Bölgede, özellikle Barzani üzerinde ki ABD etkisini bilenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Sakık’ın Türkiye’ye verilmesi aynı zamanda da örgütün olası bir kaosa sürüklenmesini engellemiştir.

Buna paralel olarak 33 askerimizin katledildiği olayla ilgili olarak birçok süpekilasyon yapılmıştır. Bu konuda Sakık’ın derin güçler tarafından yönlendirildiği-yönetildiği iddia edilmiştir. Şemdin Sakık açıkça talimat aldı mı almadı mı, aldıysa kimden aldı? Konuşmalıdır. Sakık bu gün dağda olsa, belki örgütün silahlı kanadının lideri olacaktı, belki de antitez geliştirerek PKK’ya en büyük darbeyi vuracaktı. Bu nedenle muhteviyatı oldukça önemli olaylara ve diyaloglara şahit olduğu muhakkaktır. Kendisinin de belirttiği gibi itirafçı olarak istediği masumun boynuna ilmik takabilirdi. Günümüzde Ergenekon adı ile yürütülen davalarda İtirafçıların ahlakını sorgulayanların, Sakık’ın şu ifadesini gözden kaçırmamaları gerekmektedir. “Neden pişmanlık dilekçesi verdiğimi soruyorlar: ben Kürtlere zarar vermek için bu dilekçeyi vermedim, bu amaçla olsaydı bütün kontraları, bütün itirafçıları geride bırakan faaliyetlerde bulunabilirdim. Zira kimin kim olduğunu, neyin ne olduğunu herkesten daha çok biliyorum. Her kötülüğü yapabileceğim halde yapmadım, dayatmalara rağmen, reddedilmesi zor olan vaatlere rağmen yapmadım, tek kişiye zarar vermedim.” 

Yukarıda ki cümlesinde vurguladığı gibi Sakık; kendisine kim ne vaat ettiyse, yürüyen davalarla ilgili kim, kimdir-ne, nedir? Ne biliyorsa açıklamalıdır.

Biz Ülkücüler olarak, Sakık ile yapılan bu röportajı doğru okumalıyız. Sakık’da bir pir-i fanidir, o nedenle; buradan kendisinin bizlere ulaştırdığı mesajın önemli olduğunu düşünmekteyim. Ülkemizin bu ağır sorunu karşısında en etkili ve tek reçetenin Ülkücülerin sunduğu reçete olduğunu söylüyorsa, buna itiraz etmemizin kendimizi reddetmemizden başka bir anlamı olamaz.

Ayrıca Sakık’ın kullandığı dilin ve ses tonunun önemine de dikkat çekmek istiyorum.

Aklımızı başımıza alalım; 1000 yıllık kardeşliği yaşayalım ve yaşatalım…


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
 

Diğer Kürşat TECEL Yazıları
 
Tüm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Için Tiklayiniz.
 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GERİLEMEYE DEVAM EDİYOR!
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ARAÇSIZ KALDI!..
AHAT TÜRKMENOĞLU SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF.DR. İLYAS DÖKMETAŞ'A VERDİ VERİŞTİRDİ...
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SİVAS'IN GERİLEMESİNİNDE ÖNEMLİ PAY SAHİBİ Mİ OLMUŞ ?
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
© Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.