Egemen Gazetesi Gerçeklerin Sesi
REKTÖR YILDIZ, BAŞÖRTÜLÜ ÖĞREN
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Alim Yıldız başörtülü öğrencisine içki ald
SİVAS'TA 1 ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİS
Sivas'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruştur
C.Ü. ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ FETÖ'
Sivas'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruştur
Fetö'nün "Mahrem Emniyet İmamı
Sivas'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruştur
1 Öğrenci FETÖ'den tutuklandı.
Sivas'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruştur
ÖTÜKEN OPERASYONU MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTİ İLE BAŞLADI

ÖTÜKEN OPERASYONU MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTİ İLE BAŞLADI

  Bu yazı 23 Temmuz 2011, Cumartesi 20:26:38 eklenmiştir. 2322 kez okunmuştur.
Yazar : Kürşat TECEL
“ “Sabahattin Önkibar’ın 21.07.2011 tarihli yazısına ithafen” „


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Muhsin Bey’in kendileriyle ayrıldıklarından sonra, hayatım boyunca bir defa görüştüm.  Allah’ın işi işte, vefatından sadece 3 gün önceydi o görüşmemiz.

1992 yılıydı; Ülkücüler arasındaki ayrılık rüzgârları çok sert esmeye başlamıştı, Sivas’ta ise kasırga gibiydi dersem teşbihte hata etmiş olmam. Çok sert esen kasırga nedeniyle Ocak’ımızın tabelası değişmiş, kopmuştuk.
Ayrılığın derininde; 1978 yılından başlayarak cezaevi şartlarında gelişen, ideolojik kırılmaların olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

1991 seçimleri sonrası; Meclis o seçim sonrasında da oldukça hararetli açıldı. Bu günkü BDP’lilerin bakış açısında olanlar da SHP ile ittifak yaparak Meclise girdiler ve “Kürtçe Yemin” ettikleri gerekçesi ile Milletvekillikleri düşürülerek, birçoğu uzun yıllar hapis cezasına çarptırıldı.

Muhsin Bey ve arkadaşları en son olarak; Demirel’in lideri olduğu DYP ile SHP’nin kurduğu 49. Cumhuriyet Hükümeti’ne (oturuma katılmayarak )Türkeş’in ısrarlarına rağmen Güvenoyu vermediler. Ondan sonra yaşanan birçok olay ile birlikte Muhsin Bey kendi mecrasında akmaya başladı.

Yanlış hatırlamıyorsam 7 Temmuz 1992 tarihine gelindiğinde,  Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 5 arkadaşı Türkeş’e karşı  bir bildiri yayınlayarak, kamuoyuna resmen ayrıldıklarını ilan ettiler.

Muhsin Bey benim kanaatimce Milliyetçiler ile Milli Görüşçüler arasında bir noktada konuşlandırmıştı fikriyatını. 1991 yılında ki; Refah-MÇP-IDP ile Genel Seçimlerde yaşanılan ittifakta da etkin rol aldığı söylendi.
Detaylara daha fazla inerek Ebedi Âlem’e göçmüş Onca insanın Aziz Ruhlarını incitmek istemem. En acı ayrılık ölüm ayrılığıdır ki, doğmak kadar doğaldır. Ancak her ayrılıkta olduğu gibi,  Muhsin Yazıcıoğlu ayrılığı da doğaldır ve yakın tarihimizde yaşanmış en dramatik siyasi mücadele de kendilerine ait olmuştur.

Çocuk yaşta Türkiye’yi omuzlayacak kadar büyük bir Ülkü’nün sahibi olmak, sonra hücrelerde, beton duvarlar ile arkadaş olmak, sonra “Baba Ocağı”ndan ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak, sonra, her siyasi harekette olduğu gibi, arkadaşlarının teker teker kendisine sırt çevirmiş olması. Sonra her seçimde milletin büyük teveccühüne mazhar olmak, fakat başarı sayılacak bir oy oranına ulaşamamak ve netice de bir kış günü ( Keş Dağları’nın bağrına bıçak gibi saplanarak)  bu dünyadan göçüp gitmek…

Kısaca Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi hayatının özeti budur.

1992 yılında gerçekleşen ayrılık üzerine Sivas’ın Ocak’lılarından Başbuğ safından kopmayan topu topu 3-5 kişi kalmıştık. Kişilere kırgın, imkânlara sitemkâr, eli kolu soğumuş birkaç kişi bir araya gelerek yeniden “Bizim Ocak” ı açmak için bir çaba içerisine girdik.

Ayrılık Muhitinde ise; Gençlik Teşkilatı olarak Nizam-ı Âlem Ocaklarını kurdular. Nizam-ı Alem Ocakları kuruluşundan itibaren Sivas’ta tam manasıyla 2-3 yıl kadar etkin olabildi. Bunun nedeni ise Hüseyin Perçin gibi İnanmış, okumuş ve kendisini yetiştirmiş birisinin O Ocağın başında olması ve üstün gayretleridir.
Bizden ayrılıp, Nizam-ı Âlem Ocakları’nı kuran canımız, ciğerimiz olan arkadaşlarımızla kırılmıştık,  Onlarla bir çay bahçesinde karşılaştığımızda; her iki tarafta haklı olduğu tezini sonuna kadar karşıdakine kabul ettirmeye çalışırdı.

Üniversite de Nizam-ı Alem’ciler, Ülkü Ocaklılara karşı zayıftı, çünkü dışarıdan gelen gençlik fazlaydı. Liseler de ise durum bunun tam tersiydi. Belki de bundan dolayı bizim dışımızda ara sıra kavga gürültü de cereyan ediyordu. Bizler daima sağduyulu olmaya çalıştık ve öyle olmayı da telkin ettik.

Hüseyin Bey ile zaman zaman bir yerlerde tesadüf ettiğimizde birbirimizi kırmadan uzun uzun meseleler üzerinde konuşmuşuzdur. Hüseyin Perçin daha sonra aktif siyasete atılarak BBP Sivas İl 2. Başkanı, ardından da BBP MKYK üyeliği görevlerinde bulundu.

Bütün bunları ne için anlatıyorum?  Mesele şu ki; ayrılıktan sonra Ülkücü Hareket iki defa birlik bütünlük içerisinde olabildi, o da matemli günlerde.  O matemli günlerin birisi Başbuğ’un diğeri Muhsin Bey’in cenaze merasimleridir.

Başbuğ vefat ettiğinde Ankara’da Nizam-ı Âlem Ocaklarından ( daha sonra Alperen Ocakları oldu) birçok arkadaşı görmüştüm, sessiz sedasız son görevlerini ifa etmek için koşmuşlardı. Hüseyin Perçin de ordaydı. Muhsin Bey için ise bizler son görevimizi yapmaya çalıştık. Keş dağlarına Tekbirlerle Muhsin Başkan’ı aramak için Ülkü Ocakları pankartları ile tırmanan yüzlerce, binlerce arkadaşımız oldu. Tacettin Dergahı’nda, O’nu kabrine birlikte indirdik.

Bütün bunlara rağmen Muhsin Başkan için görevimiz bitmiş olamazdı… Çünkü O’nun gidişi biraz Şüpheli ve birçok soru işareti ile dolu oldu. O vahim olay kazamıdır, Kurban mı edilmiştir? Tam manasıyla açığa çıkartılamadı. Bu konuda yaygın kanaatler bir suikasta kurban gittiği üzerinedir. Olayla ilgili her gün yeni bilgiler ortaya çıkmaktadır. DDK’nın yayınladığı raporun üzerine son olarak gazeteci İsmail Güneş’in otopsi raporu şüpheleri iyice artırmıştır. Çenesi kırık bir kişi nasıl olmuşta dakikalarca telefonda seri bir vaziyette konuşabilmiştir?

Makamını emanet ettiği insanların birçoğu Olayın üzerine gitmediler. Onca soru ortada dururken yiğit bir ses, siyasi üslubun dışına çıkarak meselenin, aydınlatılıncaya kadar izini süreceğiz demedi, diyemedi… Hüseyin Perçin ve birkaç arkadaşı dışında… İlk olarak bu şikeci siyasete onlar başkaldırdı ve sessiz sedasız görevlerinden istifa ettiler.

Makamında emaneten oturanlar, Çağlayancerit’te, Keş Dağlarında ıssızda kalan Liderleri’nin naşını 3 gün sonra bulanlar için Cenaze merasimi esnasında dahi methiyeler dizdiler…

Muhsin Bey ile ayrıldıklarından sonra ilk ve son defa görüştüğümüz o gün “Ülke iyiye gitmiyor, seçimlerden sonra Milli unsurların birliği için çalışacağım”  demişti. Bu sözünün altının çizilmesi gerekiyor.

Bir suikast varsa bu ifadesi ile birlikte ele alınmalı, öyle değerlendirilmelidir. Muhsin Yazıcıoğlu gibi önemli bir kişinin hayatına kast ederek faaliyetlerine son vermek kimin işine gelecektir?

Henüz hayatta iken, ölümüne yakın tarihlerde geçirdiği kazalar da derinine incelenmelidir. Ben olayı TSK’ya yıkmaya çalışan muhafazakâr kesimin dillendirdiği gibi büyük bir askeri operasyona maruz kaldığına inanmıyorum. Ortada bir suikast varsa, bu; Milli duruşlu olduğu içindir. Çünkü ülkemizin geldiği noktada Milli refleks gösteren-gösterecek kim varsa birer birer diskalifiye edildiler. Muhsin Bey’de bu ülkeyi böldürmeyiz diye yemin edenlerden biriydi. Erbakan İslamcıydı ama aynı zamanda Milliciydi, Perinçek Sosyalist fakat Ulusalcıydı, Deniz Baykal Sosyal Demokrattı ama üniter yapının yılmaz savunucusuydu. Muhsin Yazıcıoğlu Muhafazakar – Milliyetçiydi düşürüldü. Devlet Bahçeli kaldı tek başına işe yarar vaziyette dik durabilen. Aylar önce Kaset operasyonları esnasında, Yılmaz Özdil de benzer şekilde ele aldı konuyu…

Daha bu yazıyı yazdığım dakikalarda son dakika haberleri olarak bilgi edindim. Sabahattin Önkibar öngörüsü olarak yer aldı basında “Ötüken Operasyonları Başlayacak” diye. Birçok Ülkücü; ayarlanmış gizli tanıklar sayesinde yıllarca içeride tutulacaklar diyor…

Bence Ötüken Operasyonu Muhsin Yazıcıoğlu Suikastı ile başladı.

Geçtiğimiz aylar içerisinde İstanbul’daki Ülkücülere karşı yapılan operasyon ise yeni operasyonların öncüsü ve denemesi niteliğindedir.

İnşallah denilen gibi olmaz, inşallah ikinci kere Devlet Ülkücüleri bağlayıp, köpekleri serbest bırakmaz.
Bunun maliyeti ülkeye bölünme getirir. Türk coğrafyası, Ortadoğu’da terör dışında, kitlesel katliamların olmadı yegâne yerdir. Böylesine çılgın bir girişim ülkedeki etnik yarışmayı hızlandırır, hatta sonuca vardırır.

Apo’nun salınması, meşru zeminde siyaset yapmasının önünün açılmasını sağlayacak olan ve şehit kanlarını yerde koyacak olan bu kirli oyuna karşı, bu “Ötüken Operasyonu”na karşı daha birinci dakikadan itibaren sağlıklı ve bir şekilde kamuoyunu bilinçlendirmeliyiz.

TANRI TÜRK’Ü ASIL ŞİMDİ KORUSUN… 

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us twitterTwitter
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
sivas lı ülkücü
kürşad bey e uyarı
Kürşad bey yazınızı okudum.ancak bir hususa dikkatinizde çekmekten geri duramadım.sivas'ı ve sivaslı ülkücüleri yıllardır iyi bilen biriyim.ülkücüler 80 öncesi ve seksen sonrası da birliklerini daima korudular. ta ki hüseyin perçin e kadar,maziyi bilmediğini gördüm.sizin içinde bulunduğunuz dönem geleneklerin ve adetlerin alt üst olduğu bir dönemdir.90 lı yıllara kadar ülkücüler sivasta hiç kopmadı bu doğru taki hüseyin perçin fitnesine kadar.sen bir kişiyi eline almışsın ondan hareketle bir yorum ve yol arıyorsun bu doğru değil.sivaslı ülkücüler kendilerine yakışanı hep doğru yerde yaptılar.hiç bir yanlışın içinde de olmadılar.esasında bu konuya hiç uyarıda bulunmak istemiyordum ancak.sivaslı ülkücülerin en fitne zamanı ve kopma dönemi hüseyin perçin denen adamla dır.ne geçmişe hürmet etti ne de ülkücülerin mazisine.en sonunda maceraperest ve ahmakça 8 ülkücünün başını yaktı. yıllarca o arkadaşların ne yaşadığını ben biliyorum.seni de tanıyorum kürşat bey ancak seni fazla üzmek istemiyorum ama senin arkadaşlarından olan bekir genç, muhammet,nasır bunları iyi bilir.şalvar ve poturla elinde silahlarla kovboyculuk oynayan bu zevat,(perçin) sivasta hiç bir değer ifade etmeyen bir zattır hiç bir zamanda sivasta övgüye laik biri de değildir.basiretsiz ve yanlışlarından dolayı geride bıraktığı enkazları daha sonra zorla temizleyen y.türkay'a sorabilrisiniz.nerden çıktı bu arkadaşı kutsayan bir yazı yazmak fikri.ideolojik olarakta,tavır olarakta,sivası mahveden bu adam zaten sivası bu nedenle terketti sen sivasta onu sanki bulunmaz bir hint kumaşı imiş gibi yazmışsın seni kınıyorum.yazını düzelt ve doğruları yaz yazacaksan.


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
 

Diğer Kürşat TECEL Yazıları
 
Tüm Cumhuriyet Üniversitesi Haberleri Için Tiklayiniz.
 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GERİLEMEYE DEVAM EDİYOR!
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ARAÇSIZ KALDI!..
AHAT TÜRKMENOĞLU SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF.DR. İLYAS DÖKMETAŞ'A VERDİ VERİŞTİRDİ...
CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SİVAS'IN GERİLEMESİNİNDE ÖNEMLİ PAY SAHİBİ Mİ OLMUŞ ?
C.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünün Alkollü Gezisi
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
© Copyright Gazi SOFT Haber Yazılimı V1.0.5
Her hakki saklıdır.
Bu Site haber scripti Sistemi kullanilarak Gazi Soft Tarafindan Hazirlanmistir.