Köken olarak Doğu Anadolu'lu bir meslektaşımız olan Gazeteci-Yazar Derya Avşar'dan, Van'daki deprem ile ilgili çarpıcı bir yazı geldi.
Derya Avşar, 'VAN'DAKİ DEPREMDE HALK İLK ETAPTA KENDİ YARASINI KENDİSİ SARDI' başlıklı yazısında şu ifadelere değindi:
'Korkulu rüyamız olan deprem bu kez de Van’ı vurdu. 7.2 büyüklüğünde olan deprem çok sayıda can kaybına yol açtığının yanı sıra büyük çapta maddi zararında olduğu bilinmekte. 18 Ağustos depreminden sonra yaşanan 2. büyük deprem olduğu söylenmekte! Van depreminde ilk hetapta halk kendi yaralarını kendisi sardı. Yardımlar neden geç gitti akıllarda soru işaretlerine yol açmasına neden oldu? Doğu insanı olması bunu hak ettiği gibi çirkin söylemler ortada dolaşırken, vicdansızlığın insan önüne geçtiğinin en net kanıtıdır. Kürt insanı olmak demek böyle bir doğa felaketin oluşunda duyarsız kalmak mıdır? Bu hangi insanlığa, hangi devlete, hangi yüreğe sığabilir soruyorum? Aynı toprakta olup Kürt, Türk adı altında insan ayırımı yapana, hele de yaşam savaşı veren insanlar üzerine basarak yükselmeye çalışan bir avuç zavallıya soruyorum elleriniz insan yüreğine değmediği müddetçe siz ne kadar ben insanım diye diretebilirsiniz ki?
Sizin en iyi yaptığınız şey ortalıkta avazınız çıktığı kadar bağırıp, insan sıfatsızlığınızı ispatlamak oluyor. İnsanlığın gerektirdiği en büyük meziyet insan ayırımı yapmadan insana insan muamelesi yapmaktır. İnsanın dili, dini, rengi vs, bunların ayırımı yapılmadan insanları sarıp sarmalıyız. Van depreminin olması yaşadığımız 18 ağustos depreminin resmini yeniden gözlerimizin önüne koydu. Şuan o insanların içinde bulunduğu ruh halini anlıyor ve onların yaşadığı acıları birebir hissediyorum. 18 ağustos depremi daha dün gibi gözlerimin önünde duruyor. Gece yarısıydı annem ve babam köydeydi. Ben, ablam ve kız kardeşim evdeydik, Abim ve erkek kardeşim eşleriyle üst katta evlerindeydi. Bir anda salıncak gibi sallanarak herkes uyuduğu yerden çığlıklar atarak ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Ablam bana o hengâmede su getirmeye beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Ablam suyu getirene kadar evde ne varsa üstüne devriliyordu. Bana gelene kadar bardakta iki yudumluk su kalmıştı. Ne olduğundan habersiz dışarı çıkmıştık. Deprem olduğunu o an anladım. Gökyüzüne baktım yıldızlar yeryüzüne inecekmiş gibi duruyordu. Yıldızlar soru işareti oluşturmuş bir şekilde ışıldıyorlardı. Hala yaralarımızı saramamışken yeni bir depremin olması korkularımızı yeniden yaşamamıza neden oldu. Bu gibi acılar yaşanıyorken, neden hala insanların birbirine bu düşmanlığı sürdürülüyor? Neden hala Kürt, Türk kavgaları yapılıyor? Neden birbirimizin canını yakma çabaları veriyoruz? Biz insanız, eşya değiliz atalım. Etten kemikteniz, demirden değiliz kıralım. Bugünlerde büyük oranda can kaybı oldu. Birçok şehit vermenin yanı sıra, dağda özünün mücadelesini veren birçok ana kuzusu da hayatından oldu. Bu doğa felaketler olurken, bizler neyin kavgasını yapıyoruz? Hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allahtan rahmet, geride kalanlara acil şifa ile başsağlığı diler ve artık bu tür acı kayıpların yaşanmaması temenni ediyorum...'






























