GÜLŞEN KIRBAŞ'TAN KASTAMONU KOKAN İFADELER |
Bu haber 11 Agustos 2011, Persembe 11:22:52
eklenmiştir. 393 kez okunmuştur. |
|
Loç Vadisi, Kastamonu’nun Cide ilçesi sınırları içinde Devrekani çayının yer yer göletler yaparak suladığı ve sayısız endemik bitki türü, müthiş zengin flora ve faunasıyla eşsiz bir coğrafya yarattığı çok özel bir doğa parçası. Küre Dağları Milli Parkı koruma zonunun hemen kıyısındaki konumuyla zaten birinci derecede korunması gereken bir doğa armağanı ve Türkiye’nin de uluslararası taahhütler kapsamında insanlık adına korumayı taahhüt ettiği bir doğa parçası. Devrekani çayı, Karadeniz’e dökülmeden önce başka vadilerden ve Loç vadisinden geçerken, çok önemli toprakları sulayarak ve besleyerek buradaki doğal yaşamın devamlılığını sağlıyor. Öyle ki bu beslemenin oranında cüzi bir azalmanın bile, zincirleme olarak buradaki ekosistemde, flora ve fauna çeşitliliğinde kısa sürede gözle görülür bir erozyona yol açması kaçınılmaz.
|
Loç Vadisi, Kastamonu’nun Cide ilçesi sınırları içinde Devrekani çayının yer yer göletler yaparak suladığı ve sayısız endemik bitki türü, müthiş zengin flora ve faunasıyla eşsiz bir coğrafya yarattığı çok özel bir doğa parçası. Küre Dağları Milli Parkı koruma zonunun hemen kıyısındaki konumuyla zaten birinci derecede korunması gereken bir doğa armağanı ve Türkiye’nin de uluslararası taahhütler kapsamında insanlık adına korumayı taahhüt ettiği bir doğa parçası. Devrekani çayı, Karadeniz’e dökülmeden önce başka vadilerden ve Loç vadisinden geçerken, çok önemli toprakları sulayarak ve besleyerek buradaki doğal yaşamın devamlılığını sağlıyor. Öyle ki bu beslemenin oranında cüzi bir azalmanın bile, zincirleme olarak buradaki ekosistemde, flora ve fauna çeşitliliğinde kısa sürede gözle görülür bir erozyona yol açması kaçınılmaz.
İşte bu Loç Vadisi’ne, bundan iki yıl önce bir özel şirket, bir Hidroelektrik Santral (HES) yapmaya kalkıştı. Ancak birçok başka yerde olduğu gibi, yerel halkın protestolarıyla karşılaştılar. Uzun süren bir sivil ve hukuk mücadelesinin sonunda ise, Loç’lular kazandılar ve hukuk, HES şirketine dur dedi. Loç Vadi’sinin talanına izin vermedi.
Loç’daki mutlu sona karşın, ne yazık ki şu anda ülkemizin her yerinde benzer projelerle HES’ler, termik santraller ve daha büyük bir potansiyel tehlike olarak karşımızda duran nükleer santraller yoluyla enerji elde etme çılgınlığı yaşanıyor. Özellikle HES’ler için güzelim vadiler kazılıyor, ağaçlar sökülüyor, doğa traşlanıyor ve kocaman su borularının geçirildiği kel arazilere dönüşüyor. Gür derelerin bol suları, yatakların daha üst taraflarında bu canavar borulara hapsediliyor ve ta aşağı seviyelere ulaşıncaya kadar kademe kademe borulardan geçirilerek, enerjisi elektrik türbinlerine akratılıyor. Sonuç: bir gram bal için yenen keçiboynuzu misali, sınırlı bir miktar enerji için dev bir ekosistem bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde yokoluyor, doğamız, ormanlarımız, geleceğimiz elimizden gidiyor.
Halkımız, her gün artan enerji ihtiyacı karşısında, dayatılan modellerle enerji üretmek gerektiği masalıyla kandırılmaya çalışılıyor. Bu modellerin karşısında durmak, üretimin, gelişmenin, büyümenin karşısında yer almak ve dolayısıyla vatan hainliği gibi gösterilip, alternetif modeller önermek de naiflik, gerçekdışılık, hatta akılsızlık olarak nitelendiriliyor.
İşin özünü bilenimiz buna öfkeleniyor, bilmeyenlerimiz ise, “bazı fesatların” neden ülkenin kalkınmasının önünde durmaya çalıştığını anlayamıyor, onlar da diğerlerine kızıyor ve halkımız cephelere ayrılıyor.
Gerçekte HES karşıtları ne istiyor, ya da daha doğrusu ne istemiyor? Ve neden istemiyor?
HES kabusu son birkaç yılda başımıza çöreklendiğinden beri, dikkat edelim, karşı çıkışların odağı hep HES’in yapılmak istendiği bölge halkı oldu. Bu protestoları, önce o ildeki, sonra da yurt çapındaki aydın ve içgörülü insanlar desteklediler, eylemler yaptılar. Yani ilk çığlık atanlar, ilk “yüreği yananlar” oldu. Çünkü bu insanlar, yaşadıkları doğal ortamın çoraklaşması, doğanın kuruması, tüm doğal dengelerin bozulması, kısacası yaşam alanlarının ellerinden alınıp canice yokedilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar ve canları yandı. Neydi bu insanları motive eden temel dürtü derseniz, ben buna tek bir cevap verebiliyorum: Yurtseverlik… Nedir yurtseverlik? Sadece ve sadece bir toprak parçasında doğmuş ve yaşamış olmaktan doğan, başkaca hiçbir çıkar, menfaat dürtüsü olmaksızın, kayıtsız ve şartsız, dürüst ve özverili bir sevgi ve bağlılıkla o yurdu, o toptağı sevmek, onun doğasına, canlısına, suyuna, taşına, kültürüne, hasılı her şeyine bağlı olmak ve onu sahiplenmeye sevdalı olmak. Kendimden örnek vermek istersem, dünyanın pek çok ülkesini gezmiş olmama rağmen, Anadolu’nun bozkırında, dağında, ormanında gezmek beni ayrı bir heyecanlandırır, doğasına çıkayım içim içime sığmaz. Nereye gidersem gideyim, hep dönüp buraya gelmek isterim. Kültür için de geçerlidir bu: dünya şarkılarını severim, dinlerim, ama içim daraldığında, kendiliğinden bir Anadolu türküsünün dizeleri dökülür dudaklarımdan…
Yurtseverlik öyle birşeydir ki, o sevgiyle bağlanılan yurdun bir parçasını bile, paraya, pula, hiçbir maddi çıkara, falan şirketin menfaatine, fişman kişinin ticari emellerine feda etmeye geçit vermez. Tersten bakarsak, bunları savunmak ise, yurtseverliğin karşısında olmaktır.
Peki yurtseverliğin ve yurtseverlerin karşısında olanlar, kimlerin yanındadır? Ve neden oradadırlar? Her şeyimizi borçlu olduğumuz, kültürüyle yoğrulduğumuz, bugün “güçlü ülke” isek, bu gücün tüm dinamiklerini, maddi temellerini borçlu olduğumuz bu zengin, bu gümrah, bu bereketli topraklara hiç mi borcumuz yok? Bu toprakları korumak, gözümüz gibi kıskanarak sakınmak her birimizin görevi değil mi, yöneticisinden en basit bireyine kadar??
Bu günlerde bu soruyu, hepimiz kendimize sormalıyız. Ha, bazılarının sormasına gerek yok, çünkü onlar bu sorunun cevabını çok iyi biliyorlar ve doğayı katletmek uğruna ondan rant elde etmek isteyen tüm çevrelerin suratına şamar gibi indirmeye devam ediyorlar. Kim mi onlar? Kastamonu’nun Loç vadisi denen küçücük bir bölgesinden bir avuç insan ve onlar gibi ülkenin birçok yerinde HES mücadelesine devam eden daha niceleri. Onlar bu ülkenin gerçek yurtseverleri …
|